Urfa’nın Bitmeyen Çilesi: Yol Medeniyetti, Şimdi İmtihan Oldu!


"Yol medeniyettir"derler; lakin bugün Şanlıurfa sokaklarında direksiyon sallayan ya da kaldırımda yürümeye çalışan her vatandaş için yol, artık bir medeniyet göstergesi değil, bir "sabır imtihanı" haline gelmiş durumda.
Geçtiğimiz yıllarda depremin yıkımıyla sarsıldık, sellerin hırçın sularıyla boğuştuk. Şehrimiz amansızca dövüldü, yaralandı. Elbette yaralar sarılmaya çalışıldı; konutlar yükseldi, iş yerleri bir bir açıldı. Ancak ne hikmetse, Şanlıurfa’nın o meşhur "kronik hastalığı" bir türlü tedavi edilemedi: Yollar ve kaldırımlar...
Yeni Binalar, Eski Kafalar;
Şehrin dört bir yanında yeni yapılaşma tüm hızıyla sürüyor. Modern apartmanlar, lüks siteler gökyüzüne uzanıyor; peki ya bu binalara çıkan yollar? Yeni planların "devası", adeta bir labirenti andıran daracık ve kavisli sokaklardan ibaret. Sanki birileri, bu şehre yeni giren gıcır gıcır araçları kısa sürede hurdaya çıkarmaya yemin etmiş!
Eskimiş asfaltlar, düzensiz kavşak projeleri ve bir türlü senkronize edilemeyen sinyalizasyon sistemleri halkı canından bezdirmiş durumda. Planlama yapılırken geleceğin trafiği mi hesaplanmıyor, yoksa "yaptık oldu" mantığı mı galip geliyor?
Karayolları mı, Savaş Alanı mı?
Şehre giriş yollarındaki manzara ise tam bir fecaat. Urfa’ya ister batıdan, ister doğudan, isterseniz otobandan giriş yapın; fark etmiyor. Sizi karşılayan silüet, kadim bir tarihin başkenti değil, adeta savaştan yeni çıkmış bir şehir görüntüsü. Karayollarına bağlı bölgelerdeki çalışmaların hantallığı, koordinasyonsuzluğu ve estetikten yoksunluğu şehre yakışmıyor.
Vekiller ve Bürokratik Atalet
Burada iğneyi kendimize, çuvaldızı ise şehrin vekillerine batırmak şart. Şehrin sorunlarını Ankara’nın koridorlarına taşıması gerekenler, bürokrasi yollarını kullanmakta maalesef aciz kalıyor. Urfa’nın ulaşım damarlarındaki tıkanıklık, sadece asfaltın bozukluğundan değil, siyasi iradenin ve bürokratik takibin zayıflığından kaynaklanıyor.
Biz Urfalılar, yeni model araçlarımızı delik deşik yollara emanet etmekten; her sabah işe giderken kavşak kaosunda ömür tüketmekten yorulduk. Unutulmasın ki; bir şehrin kalitesi, binalarının yüksekliğiyle değil, yollarının genişliği ve kaldırımlarının düzeniyle ölçülür.
Yazık, bu kadim şehre ve bu sabırlı halka gerçekten yazık...