Şehr-i Urfa: Tanıtımda Sınıfta Kalmak mı, Özden Kopmak mı?
Şanlıurfa; tarih boyunca medeniyetin, üretimin ve zarafetin harmanlandığı bir coğrafya olmasına rağmen, ne yazık ki konu "tanıtım ve markalaşma" olduğunda hep bir adım geride, hep bir "vurdumduymazlık" içinde kalmıştır. Dünyanın en kaliteli buğdayını bu topraklarda üreteceksiniz, habitatı elinizde olan yüksek ekonomik değerli ürünlere sahip olacaksınız; ama iş pazarlamaya, patent almaya ve uluslararası markalaşmaya gelince sınıfta kalacaksınız. Olacak iş değil!
Kültür ve sanatı sadece icra etmek yetmez; onu ekonomiyle desteklemeli, şehrin münevverleriyle el ele verip dünyaya anlatmalısınız. Ulusal veya uluslararası bir etkinlikte sıra Urfa’ya geldiğinde; o köklü geçmişten süzülen zarafeti, kaliteyi ve üretimi büyük bir özgüvenle ortaya koymak zorundasınız. Ve tüm bunları yaparken tek bir şartımız var: 'Özbenliğimizin dışına taşmamak'
Planlamalar yapılırken buranın bir "Peygamberler Şehri" olduğu gerçeği asla unutulmamalıdır. Bizler, mezarlık yanından geçerken dua okuyan bir nesilden, saygısından müziğin sesini kısan bir nesle evrilmiştik. Peki şimdi ne oldu? Mezarlığın tam karşısında konser düzenleyen bir anlayışa mı evrildik? Yoksa beceriksiz planlayıcıların, "baştan savma" işlerini izlemek zorunda mı bırakılıyoruz? İşte asıl muamma buradadır.
Bugünlerde bir konser tartışmasıdır gidiyor. "Konser olsun mu, olmasın mı?" diye fikirler çatışıyor. Mesele sadece bir eğlence meselesi değildir; mesele, özrü kabahatinden büyük bir planlama hatasıdır. Evet, şehrin sosyal etkinliklere ihtiyacı var; ancak sırf etkinlik olsun diye şehre yakışmayan profilleri, yakışmayan zaman dilimlerini görmezden mi geleceğiz? Asla!
Hele ki son dönemde yaşanan okul baskınlarının psikolojik etkileri henüz hafızalarda tazeyken; vefat eden öğretmen ve öğrencilerimize karşı bir vefa, bir minnet borcumuz varken toplu eğlence düzenlemek ne kadar etik? Gelişen acı olaylar karşısında insani bir refleks göstermek, planları ertelemek zayıflık değil, asalettir.
Sözün özü; "Şehri düşünüyoruz" safsatalarını bir kenara bırakıp, Urfa’nın ruhuna dokunan, daha gerçekçi ve radikal adımlar atmanın vakti gelmiştir. Tanıtım; şehrin değerlerini yozlaştırarak değil, o değerleri baş tacı ederek yapılır.