HER ŞEY DEVAM EDER, ZULÜM ASLA
11 Ocak 2026 Mekke'nin Fethi, 15 Ocak 2026 Miraç Hadisesi... Mekke'nin fethi gönüllerin fethidir. Fetih; işgal, sömürü, öldürme veya imha değildir. Tam tersi; insana reva görülen, tüm insanlığı kasıp kavuran cahiliye adetlerini, zorbalığı, köleliği ve zulmü ortadan kaldıran, son çare olan İslam dininin ab-ı hayatıdır. Fethin kaynakları Kur'an ve Sünnet'tir.
Fetihte; zalime, siyonizme, sermayeye, güçlüye, dünya emlakçılığına soyunanlara ve işbirlikçilerin semtine uğramak, haramı işleme fiilleridir. Fetihte komutanlar ön saftadır; İ’lây-ı Kelimetullah en ön basamaktır. Mekke’nin fethi insanlık için büyük bir örnektir. Fetihte adalet, haklının hakkını verme, köleliğe son verme, canlı ve cansız putları reddetme, zalimin zulmünü ortadan kaldırma vardır. Mekke fetholunurken kimsenin burnu kanamamış, kimseye zulüm ve işkence yapılmamış, malları gasp edilmemiş, barınakları başlarına yıkılmamıştır.
İslam'a göre savaşın bütün ilkeleri uygulanmıştır. Nedir İslam'a göre savaş ilkeleri? Bunlar; sivilleri, yaşlıları, kadınları, çocukları ve din adamlarını öldürmeyeceksiniz; kilise ve camilere el uzatmayacaksınız; ekinlere, sebze ve meyvelere dokunmayacaksınız. Kim yanlış yaparsa hesap verecektir; velev ki komutan veya icra makamında olsanız da...
İslam'ın savaş ilkeleri bunlar... Ya "mimsiz" medeniyetin savaş anlayışı? Yazmak bile istemiyorum. Tam bir vahşet, barbarlık, hukukun ırzına geçme, yalanla pazarlanan demokrasi, sözde insan hakları... Filistin katliamları ortada; yüz binlerce ölü, iki katı yaralı, milyonlarca insanın evi yıkılmış, on binlerce ceset enkaz altında... Camiler, kiliseler, hastaneler, okullar ve kamu binaları bombalanmış; gazeteciler, sağlık çalışanları, kadınlar ve çocuklar katledilmiş. Aç bırakma bir silah olarak kullanılmış, tam bir soykırım yaşanmıştır. Hesap veren de yok! Yapanlar kana doymamış olacaklar ki şimdi Venezuela, İran, Suriye ve sıradaki müstakbel devletlere el atmışlar/atacaklar. İlahi! Tüm insanlığı bu katil, ırkçı, işgalci ve soykırımcılardan muhafaza eyle.
Unutmayın, unutulan bir şey var: "Mazlumun ahı, indirir şahı." Üç ayların içindeyiz. Recep ayının 27. gecesinde Miraç Gecesi var. Miraç hadisesi Kur'an ve Sünnet ile sabittir; inkâr etmek küfürdür. Miraç; Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya, oradan semavata yolculuktur. Bu yolculuk Fahr-i Kâinat Efendimize mahsustur. Dönüşte üç müjde ile dönmüştür Allah'ın Resulü (S.A.V.): Beş vakit namaz, Bakara Suresi'nin son iki ayeti (Amenerresulü) ve ümmetinden Allah’a ortak koşmayanların bağışlanacağı müjdesi (şefaat yetkisi).
Siyonist Yahudilerin esareti altında bulunan ikinci kıblegahımız, etrafı mübarek kılınan Mescid-i Aksa'yı yazmaktan hicap duyuyorum. Filistin'de bir imam cuma namazı kıldıracak; cami cemaatle tıklım dolu. İmam ayağa kalkmış: "Ey cemaat! Açlıktan hutbe okuyacak takatim yok, sizin de açlıktan hutbe dinleyecek takatiniz yok. Kalkın, namazımızı kılalım," demiş. Başka bir imam hutbeye çıkmış: "Ey cemaat! Filistin'de 70 bin Müslüman öldürülmüş, yüz bini yaralı, milyonlarcası yerinden edilmiş, mukaddesata namahrem eli değmiş; ne anlatayım? Kalkın namazımızı kılalım," demiş.
Mescid-i Aksa iki milyara yakın Müslüman'a küskün, kızgın ve ağlıyor. Hz. Ömer'den dem vuranlar, Selahaddin Eyyubi'yi dillerinden düşürmeyenler; gölge etmeyin yeter! Siyonizmi tanımadan, "zikirmatik"ten "tetikmatik"e kuşanmadan, zilleti sineye çeken Müslümanları ne Mekke, ne tekke, ne de kutsal geceler kurtaramaz. Zalimin zulmü ne kadar çetin olursa olsun; her şey devam eder, zulüm ise asla! Mekke'nin fethi gibi, Mevla ümmet fertlerine birlik, beraberlik ve nice fetihler nasip eylesin. Vesselam...