BAĞLILARININ “BABO”SU: ABDÜLHEKİM TAŞKIN, ŞECERESİ, BABASI VE MESLEKLERİ -4
M. Sarmış: Peki şimdi daha yakına gelelim. Dedeniz Abdullah…
A. Taşkın: Dedelerimizin topraklarından Abdullah dedemizin hissesine beş köy düşüyor, bir tanesi yarım. Necaruk (Oymağaç) Köyünün yarısı, Gulberro, yani Gülberro Köyü, Mağarcık ya da Mağaracık Köyü, Korri, bir de Tuttık Köyü. Dedemin fakir fukarası, garip gurebası çok. İkinci Dünya Savaşı sırasında, o "İnönü Kıtlığı" dedikleri dönemde millet perişan oluyor; dedem de fakir fukaraya yardım etmek için bu köylerin üçünü satıyor. Satmak zorunda kalıyor. Bu sefer kendisi sıkıntıya düşüyor. Misafiri çok, geleni gideni çok, tabii masraf da ona göre. Derken hepsini verip Urfa'ya geliyor.
M. Sarmış: Ninenizin ismini de söyleyin.
A. Taşkın: Begé. Begé, beg/bey demektir; kadın olmasına rağmen kendisine bu isim verilmiştir. İzolludur. Annesi Zeynep dedemin amcasının kızıdır; İzollu Veli Duvar ile evlenmiştir. Bu evlilikten ninem Begé ile erkek kardeşi Mehmet Şah dünyaya gelmiştir. Ancak Mehmet Şah küçük yaşta vefat etmiştir. Daha sonra Veli Duvar da vefat edince, dedem Abdullah, hem insanlar arasında söz olmasın hem de ailenin o dönemdeki ileri geleni kendisi olduğu için Zeyneb'i kendi evine alıyor. Ninem Begé ise büyük ağabeyi Cuma Dayı'nın yanında kalıyor. Sonraları Zeynep, amcasının oğlu olan dedeme kendi kızı Begé'yi istiyor. Karşı taraf da "Abdullah'tan daha iyisini mi bulacağız?" deyip veriyor. Ninemin annesi Zeyneb'in babası Hasan'dır. Hasan da Ramazan'ın oğludur. Dedem Abdullah ise Ebu Zer'in oğludur. Ebu Zer de Halil'in oğludur. Ramazan ile Halil kardeştir. Akrabalıkları bu yol üzere gelmektedir. (Bu kadar detayı bilmesine gülüyor, gülüyoruz.) Şimdiki gençler bunları bilmiyor hocam. Biz ölürsek bunlar unutulup gidecek. Aslında bir deftere geçmek lazım.
M. Sarmış: İnşallah biz bu şekilde bir kısmını kayda geçmiş olacağız.
A. Taşkın: Allah razı olsun.
M. Sarmış: Sözlerinizden dedenizin iki evli olduğu anlaşılıyor.
A. Taşkın: Aslında dört evlidir, ama ikisinden çocuğu olmuş.
M. Sarmış: Toplam kaç çocuğu olmuş?
A. Taşkın: Beş oğlan üç kız, toplam sekiz çocuk. Erkekleri sırasıyla sayacak olursak; en büyüğü Mahmut, onun küçüğü Mehemed, onun küçüğü Bedir, onun küçüğü babam Halil. Bir de küçükken vefat etmiş olan Hasan Basri var. Kız olarak da Leyla isimli kızı daha nişanlıyken vefat etmiş; ondan sonra Bedriye, bir de Emine. Mahmut ve Leyla öbür hanımından, diğerleri ninemden.
M. Sarmış: Babanız nerede doğuyor?
A. Taşkın: 1947 yılında Hoşin'e bağlı Necaruk'ta doğuyor.
M. Sarmış: Urfa'ya ne zaman geliyorlar?
A. Taşkın: Tahminimce 1952'de geliyorlar. Dedemin gücü yetmediği için ancak Topdağı'nda bir eve yerleşiyorlar. Dedem 1956'da vefat ediyor. Babamgil yetim kalıyor. Çok perişanlık çekiyorlar. Babam çocukken çalışmak zorunda kalıyor. İlk olarak cülhacılık (bez dokumacılığı) yapıyor.
M. Sarmış: O yıllarda cülhacılık Urfa'da yaygın. Ama Kamberiye'de yaygın. Topdağı'ndan oraya mı gidiyor?
A. Taşkın: Evet, ama sonra kendi evlerinde tezgâh kuruyor, "hışvalı" (Daha çok kadınların kullandığı bir çeşit başörtüsü) işliyorlar. Babam bir süre onu bırakıp Keşküşler'in yanında çalışıyor; o zaman Keşküşler yağ ticareti yapıyor.
M. Sarmış: Bu arada eğitim öğretim işleri ne durumda? Resmi okula gitmiş mi?
A. Taşkın: Lise mezunudur.
M. Sarmış: O yıllar için, üstelik o şartlarda çok ilginç. Hangi okullarda okumuş?
A. Taşkın: Hepsini dışarıdan vermiş. Ben de hepsini dışarıdan verdim.
M. Sarmış: Size gelince onları konuşacağız. Babanız imam olmak, resmi görev almak için mi diploma alıyor?
A. Taşkın: Evet, aynen. Daha evlenmeden önce, gençken. Zeten evlenmeden önce imam oluyor.
M. Sarmış: Dini eğitimini nasıl alıyor?
A. Taşkın: Harran Kapı Mezarlığının yanında Ubeydullah Camii var; Onikiler Mahallesi, eskiden Kerpiç Mahallesi deniliyordu. O camide Mehemed Hoca varmış, babam ilk olarak onun yanına gitmiş, Kur'an-ı Kerim öğrenmiş. 12 yaşından itibaren Buluntu Hoca'nın derslerine devam etmiş. Halilrahman Medresesinde. Ondan sonra pekmez fabrikasında çalışmak üzere Antep'e gidiyor. Hep ekonomik zorluklar yüzünden. O sırada 18 yaşında. Antep'te hem çalışıyor hem okuyor, ama kimin yanında okuduğunu bilmiyoruz.
M. Sarmış: Ne zaman dönüyor?
A. Taşkın: Orada iki yıl kadar kalıyor. 20 yaşında dönüyor. Ondan sonra Arap Hoca'nın yanına gitmeye başlıyor. Artık hep onun yanında kalıyor ve tahsilini onun yanında bitiriyor.
M. Sarmış: Kıbrıs Tekkesi'ne…
A. Taşkın: Evet, daha sonra da Kıbrıs Tekkesi'ne imam oldu.
M. Sarmış: Orada biraz duralım, eğitimine bakalım. Kimlerden ne okuyor?
A. Taşkın: Kur'an-ı Kerim'i Ubeydullah Camii hocası Mehemed Hocadan öğreniyor. Sarf ve nahiv derslerini ilk olarak Buluntu Hoca'dan alıyor. Emsile, Avamil ve İzhar'ı onun yanında okumuş. Sonra Antep'e gidiyor, bir âlimin yanında okuyor, ama ismini hatırlamıyoruz. Döndükten bir süre sonra Arap Hoca'dan ders almaya başlıyor, 1971-72'lerde. Ama tabii Arap Hoca'yı önceden tanıyor. Çünkü Arap Hoca da Buluntu Hocanın talebesi; babam Buluntu Hoca'nın yanına gidip gelirken onu görüyor, tanıyor. Antep dönüşü de Arap Hoca'nın derslerine devam ediyor ve orada tamamlıyor. Ona ben de yetiştim, ben küçükken daha okuyordu. Madem tarihi kayıtlar tutuyorsunuz, şunu da ilave edeyim: Buluntu Hoca, Urfa Mevlevihanesi'nin başındaki Şerif Muhammed'in torunlarındandır. Onlar da seyyittir, şeriftir. Aynı zamanda Urfa'nın nakibü'l-eşraflarıdır. Buluntu Hocanın amcasıoğlu Seyyid Ahmed Dede nakibü'l-eşraftır. Kendisi de azadır.
M. Sarmış: Nakibü'l-eşrafın azaları da mı var?
A. Taşkın: He ya! İşin enteresan tarafı şimdi soylarını bilmiyorlar. Cumhuriyet döneminde evrakları yok edildi. Dedelerinin nakibü'l-eşraf olarak mührü evraklarda var. (O arada talebeleri istemiş olduğu evrakı getiriyor.) Bu evrakta Seyyid Ahmed Dede'nin mührü var. Ama soylarını çok öteye götüremiyorlar. Tabii nakibü'l-eşraf defterlerinde kayıtlıdır, istenirse çıkarılabilir. Konuyu şuraya getirecektim: Arap Hoca askerden geldikten sonra Buluntu Hocanın yanında derslere başlıyor. Buluntu Hocanın erkek çocuğu yok. Arap Hocayı çok seviyor. İcazeti hak ettikten sonra ona diyor ki "Gel kızımı sana vereyim. Sen ilim ehli oldun. Ben zenginim, benden sonra malım sana kalır, belki ilim yolunda harcarsın." Artık ne sebeple, bilmiyoruz, Arap Hoca istememiş. Buluntu Hoca da kızmış, icazetini vermemiş.
M. Sarmış: Ne olmuş sonra? Arap Hoca icazet almamış mı?
A. Taşkın: Şifahi olarak almış. Babama da şifahi olarak verdi.
M. Sarmış: Peki birbirlerine darılmışlar mı?
A. Taşkın: Buluntu Hoca Arap Hocaya darılmış.
M. Sarmış: Konuşmamışlar mı bir daha?
A. Taşkın: Bilmiyoruz.