İnsanlığın Karanlık Sınavı: Firavun Zihniyetinin Modern Yüzleri
Dünya tarihi boyunca insanlık, merhameti hiçe sayan, zulmü bir yönetim biçimi haline getiren pek çok figürle sınandı. Ancak bugün geldiğimiz noktada, modern dünyanın gözleri önünde cereyan eden hadiseler, vicdan sahibi her bir ferdin ruhunda derin yaralar açıyor. İnsanlık bugün iki isim üzerinden adeta bir "vahşet imtihanı" veriyor: Biri okyanus ötesinin kibri, ABD Başkanı Donald Trump; diğeri ise siyonist işgalin faili Netanyahu.
Bu iki ismin ortak noktası sadece siyasi ittifakları değil; aynı zamanda bombaladıkları sivil halka, katlettikleri masum çocuklara bakış açılarıdır. Hatırlayın; Netanyahu, Filistin halkı için pervasızca "insansı hayvanlar" ifadesini kullanmıştı. Bugün bakıyoruz ki, zihniyet ortağı Trump da aynı dili kuşanmış durumda. İran’ın sivil altyapısını, köprülerini, elektrik santrallerini vurmanın nasıl bir savaş suçu sayılmayacağına dair soruya verdiği cevap, insanlık onurunun nerede can verdiğinin kanıtıdır.
Bir Psikolojik Vaka Olarak Trump
Trump’ın son açıklamalarını dinlediğinizde, karşınızda bir devlet adamı değil, bir "psikolojik vaka" olduğu gerçeğiyle yüzleşiyorsunuz. Sivil yapıları bombalarken, okullarda küçücük kız çocuklarının hayallerini söndürürken sergilenen o korkunç rahatlığın kaynağı, Trump’ın şu akıl dışı sözlerinde gizli:
Bir gazeteci soruyor: "İranlılar ülkeleri yok olurken neden mutlu olsunlar?"
Trump’ın verdiği cevap, gerçeklikten kopuşun ve kibrin zirvesidir:
“İranlılar ‘lütfen bombalamaya devam edin’ diyorlar! Evlerinin dibine bomba düşüyor ama onlar ‘bizi bombalayın’ diyorlar. Çünkü özgürlük istiyorlar!”
Kendi halkını, vatanını ve çocuklarını bombalayan bir güce "Lütfen bizi daha çok vurun" diyen bir halk hayal etmek, ancak hastalıklı bir zihnin ürünü olabilir. Bombaların altında can veren masumları "özgürlük aşığı mazoşistler" gibi göstermeye çalışmak, sadece o insanlara değil, tüm insanlık onuruna yapılmış en ağır hakarettir.
Hayvandan Aşağı Bir Mertebe
Bu iki isim, katlettikleri insanlara "hayvan" yakıştırması yaparak kendi vicdanlarını rahatlatmaya çalışıyorlar. Oysa biz onlara "hayvan" demiyoruz; çünkü bu, dilsiz ve masum hayvanlara yapılmış bir hakaret olur. Masum çocukların üzerine bomba yağdırıp, sonra da o insanların bundan mutlu olduğunu iddia etmek, ancak "esfel-i safilin" (aşağıların aşağısı) bir derekeyle açıklanabilir.
İşin en acı tarafı ise, dünyanın "süper gücü" olarak pazarlanan bir devletin, bu denli karanlık bir mahluk tarafından yönetiliyor olmasıdır. Bu tablo, dünyanın nasıl bir felakete sürüklendiğinin habercisidir.
Mazlumun Duası, Zalimin Sonu
Tarih; Nemrutları, Firavunları ve onların sonlarını yazan bir ibret levhasıdır. Bugünün muktedirleri, altından koltuklarında oturup masumların kanı üzerinden siyaset devşirebilirler; ancak değişmeyen bir yasa vardır: Zulümle abad olanın ahiri berbad olur.
Dualarımız bellidir: Allah insanlığı ve masumları bu canilerin eline bırakmasın. Adalet elbet bir gün tecelli edecek ve bu modern Firavunlar, selefleri gibi tarihin karanlık sayfalarında helak olmuş birer utanç vesikası olarak yerlerini alacaklardır.
Dünya belki bugün susturulmuş olabilir, ama vicdanlar asla susmayacak.