Ayşe Yırcalı'ya göre, Urfa halkı bu kara günlerin sonlanmasını, mutluluğu yakaladıklarını düşündükleri günlere geri dönmeyi istiyor.
Şanlıurfa birçok farklı kesimin bir arada yaşadığı, tarihsel ve kültürel sermayesi en zengin Anadolu kentlerinden biri. Şehirde Türkler, Kürtler, Araplar, Zazalar, Kırmançlar, Aleviler, Ezidiler, Şafiler, Hanefiler ve şimdi Suriyeli göçmenler bir arada yaşıyor. Bu heterojen nüfus yapısı sadece şehir merkezi için değil, Urfanın ilçeleri için de geçerli.
Suruçta yaşanan saldırıya bir milat olarak bakılıyor. Saldırı, IŞİD tarafından gerçekleştirilmiş gözükse de, esasen kimin yaptığına ya da yaptırdığına dair şüpheler var. Suruçta halkın sinmiş olduğunu öğreniyoruz.
Urfayı Urfalılardan dinlerken şehre dair en sık duyulan özellik, tarihsel olarak çatışmalardan uzak durulması, sükûnet ve güvenliğin ön planda tutulması. Urfanın yerli halkı çoğunlukla eylemlere ve sokak gösterilerine mesafeli kalan, çatışmalı dönemlerde geri planda duran bir topluluk. Hatta şüphe uyandıran hareketlenmelere bir otokontrol mekanizması ile halkın müdahale ettiği anlaşılıyor. Çatışmaların en yoğun olduğu dönemlerde bile Urfada OHAL ilan edilmemiş olması, şehrin bu özelliğinin en net göstergesi. Eski ve köklü feodal yapının varlığı, bu durumun önemli sebeplerinden biri. Feodal yapı üzerinden devlet otoritesinin şehirde güçlü bir şekilde ikame ettirilmesi ise bu hali güçlendiren bir unsur.
Halkın çatışma ortamına uzak durması olumlu bir özellik olarak görülüyor ama aynı sebeplerle bir muhalefet ortamının oluşmaması ise bugün bir eksiklik olarak değerlendiriliyor. Urfadaki sivil toplum kuruluşlarının hem toplumsal karşılık hem de sayı olarak cılız kalması, şehirde aktif bir sivil toplum hareketini eksik kılıyor. Kuvvetli tepkisel eylemlerin görülmemesi buna bağlanıyor.
Urfa halkı seçim zamanlarında beklenmedik tepkiler verebiliyor. 2004te AKPden, 2009da ise bağımsız olarak belediye başkanı seçilen Ahmet Eşref Fakıbabanın seçim hikâyesi buna bir örnek. 2014 yerel seçimlerinde Urfa eski valisi Celalettin Güvençin görevinden istifa edip belediye başkanı olarak seçimlere girmesi ise eleştirilen, halkta rahatsızlık yaratmış bir olay. Belediye başkanının geçtiğimiz günlerde istifa etmesi, halkı rahatlatmaya yönelik bir hamle olarak okunuyor. Son dönemde daha da netleşen bu tepkisel duruşun sebepleri siyasetçiler tarafından irdelenmeye muhtaç.
Kobani Urfaya nasıl etki etti?
Bölgedeki diğer illere göre nispeten rahat toplumsal yaşamıyla bir çekim merkezi olan Urfa, Kobani savaşı ve Suruç saldırısı ile adeta bir şok yaşamış. Bir görüşmecimizin Urfa Güneydoğuda bir il olmasına rağmen şimdiye dek Kürdistanın bir parçası olmamıştı, ama artık Kürdistandır sözleri bu bağlamda dikkat çekici.
Kobanideki savaş sırasında binlerce Suriyelinin Suruç sınırından Türkiyeye geçtiği dönemde yaşananları farklı taraflardan dinledik. AKP çevreleri, hükümetin hiç vakit kaybetmeden sınırdaki insanlara her türlü yardımı götürmüş olmasına rağmen, PKK ve HDPliler tarafından büyük bir manipülasyon ve algı operasyonu yapıldığından şikayetçi. HDP çevreleri ise AKPnin Kobani olayında siyasi davrandığından, IŞİDe destek verdiği için insanların bu duruma düştüğünden, sınırda Kürtler yerine IŞİDcileri tercih ettiğinden bahsediyor. Tam da devlet ve halk arasındaki uçurumun bitebileceği, kardeşlik duygusunun gerçekliğe dönüşebileceği bir fırsat olabilecekken, AKPnin bunu harcadığını iddia ediyorlar.
Farklı siyasi tutumlar bir tarafa, Kobanideki savaşta yaşananların aynı bölgedeki diğer şehirlerde olduğu gibi Urfa halkında da bir kırılma yarattığı çok açık.
Hükümet yetkililerinin Kobaninin Arapça ismini (Ayn al-Arab) kullanması, oradaki Türkmenlerin devamlı dile getirilmesi, Tel Abyaddaki gelişmelere atfedilen önemin daha ön plana alınması gibi yaklaşımlar toplumsal algıda aynı Diyarbakırda gördüğümüz gibi derin yaralar açmış.
Hükümetin Kobani tepkileri, Urfa halkına Kürt meselesinin bir hak hukuk meselesinden çok, bir güvenlik meselesi olarak görüldüğünü düşündürtmüş.
Türkiyeye geçen Kobani halkına gönderilen malzeme ve yiyecek, AKP yetkililerinin sınırda insanların yardımına koşması, bölge halkının manevi duygularını tatmin etmek konusunda yetersiz kalmış.
Siyasi liderlerin ve AKPye yakın basının söylemlerinin halk üzerinde yardımlardan çok daha etkili olduğu aşikâr. Hükümet kanadının Kobaniye dair verdiği tepkiler, Urfa halkına Kürt meselesinin bir hak hukuk meselesinden çok, bir güvenlik meselesi olarak görüldüğünü düşündürtmüş. Kobani, AKP için turnusol kağıdı oldu diyen bir görüşmecimizin sözlerini Kürt halkının ortak düşüncesi olarak görmek mümkün.
Suruç bir milat
Suruçta yaşanan saldırıya ise bir milat olarak bakılıyor. Bu saldırı, IŞİD tarafından gerçekleştirilmiş gözükse de, esasen kimin yaptığına ya da yaptırdığına dair şüpheler var, neden yapıldığı hakkında akıllardan geçenler tedirginlik seviyesini artırıyor.
Suruçta halkın sinmiş olduğunu, bir ölüm sessizliğinin devam ettiğini öğreniyoruz. Son dönemde yaşanan bu travmaların Urfada farklı kesimler arasında bir gerilim yaratıp yaratmadığını sorduğumuzda, bu kesimlerin tarih boyunca evlilikler yolu ile akraba olduğunu, kolay kolay bir etnik çatışma yaşanmayacağını duyuyoruz.
Diğer taraftan özellikle köy ve ilçelere her taraftan polis, asker, YPG gelen cenazeler nedeniyle halkın ruh halini ve ümitsizliğini tahmin etmek zor değil. Şehir merkezinde ilk defa eylemlerin yapılması, polislerin öldürülüyor olması, AKP binasına yapılan saldırılar şehirde tedirginlik ve rahatsızlık yaratmış.
İnsanlar çatışmaların durması için siyasi taraflardan beklenti içinde, ancak ağırlıklı olarak bir karamsarlık hâkim.
Merkez ve ilçeler çok farklı
Urfanın kimliksel çeşitliliğini ilçeleri de yansıtıyor. Bazı ilçeler daha doğudaki merkezlerden yoğun göç almış. Suriye sınırına yakın Viranşehir, Ceylanpınar ve Suruç toplumsal hareketlilik açısından dikkat çeken, gündemde olan Urfa ilçeleri. Viranşehir ve Suruç belediyeleri HDP yönetiminde, Ceylanpınar ise çok az bir farkla AKPde.
HDP çevrelerinden konuştuğumuz kişiler Urfa merkez ile ilçeleri arasında bir uçurum olduğunu belirtiyor. Kent büyük ve modern bir şehir haline gelmişken, kırsalın geri kaldığı, içme suyu sıkıntısının devam ettiği, kırsala uzanan hizmet ağının zayıf olduğu söyleniyor. AKP çevreleri ise hükümetin ve büyükşehir belediyesinin ilçelere büyük yatırımlar gerçekleştirdiğini, Suruça kazandırılan 1,5 milyar dolarlık dünyanın beşinci büyük su tünelinin tarım imkânlarını artırarak halkın refah seviyesine çok olumlu bir etki yaptığını vurguluyorlar.
AKP tabanla temasta yetersiz
KCK ve YDG-Hnin ilçe merkezleri ve köylerde güçlü olduğu, özellikle gençler nezdinde Rojawa üzerinden heyecan yaratarak bir çekim oluşturduğu söyleniyor. Bazı görüşmeciler bu yapıların halk üzerinde bir baskı kurduğunu da ekleyerek halkın doğal olarak bu güçleri derdini çözecek taraf olarak gördüğünü belirtiyor. AKPnin bu alanlarda zayıf kaldığı, köy ve ilçelerde bir varlık gösteremediği, sosyal tabana temas etmede yetersiz kaldığı anlaşılıyor. Bu ilçelerden YPG ve PKKya son zamanlarda özellikle genç kadınlardan katılımın yüksek olduğunu öğreniyoruz.
7 Haziran seçimlerinde Urfa ilçeleri HDPye önemli oranda destek verdi. Kimliksel tercih, AKPye dair toplumda biriken tepki, feodallere karşı alınan tutum ve PKKnın buralarda kazandığı güç, bu desteğin sebepleri arasında sayılabilir.
Bir ticaret kenti olan Urfada Suriyedeki savaş, 6-7 Ekim Diyarbakır olayları ve Kobani meselesi yüzünden olumsuz gidişat başlamıştı, bir görüşmecimizin ifadesiyle Suruç Urfayı bitirdi.
Verilen tüm örneklerde AKP milletvekili aday listelerinde dışarıdan empoze edilmiş adaylar ve toplumsal tabanla ilişki eksikliği dikkat çekiyor. Buna karşın HDPnin bir halk hareketi olarak görüldüğü çok kaliteli adayları olmasa bile halkla temas içinde yürüyerek desteğini artırdığı gözleniyor.
AKP tarafından ilçelere yapılan yatırımların oya dönüşmemesi yadırganacak bir şey değil. Yatırımların Size bahşediyorum tavrı içinde yapıldığı, oysa bunun zaten devletin bir görevi olduğu, sosyal alanda başarısız bir partinin seçimlerde de başarısız olmasının doğal olduğu düşünülüyor.
Ticaret derin yara aldı
Geleneksel olarak bir tarım ve ticaret kenti olan Urfada son yıllarda sanayileşme ve turizm hız kazandı. Çözüm sürecinin başlamasıyla ekonomiye gelen hareketlilik, kentteki organize sanayi bölgelerinin artması ve verilen teşviklerle beraber dışarıdan gelen yatırımları da artırdı. Yine çözüm sürecinin sağladığı güvenli ortam sayesinde turist sayısı da önemli oranda arttı.
Ancak bugünkü durum çok farklı. Suriyedeki savaş, 6-7 Ekim Diyarbakır olayları ve Kobani meselesi yüzünden zaten olumsuz bir gidişat varken, bir görüşmecimizin söylediği üzere Suruç Urfayı bitirdi.
Saldırının hemen sonrasında turizmde çok yoğun iptaller yaşandı, yabancı turist neredeyse gelmez oldu. Yatırımlar durma noktasında, eskiden yer bulunamayan oteller sinek avlıyor. Artık sadece en yakın merkezlerle ticaret yapılabiliyor, emlak fiyatları düşüyor.
İş dünyası çatışmaların ivedilikle sonlanmasını, seçimlerin sorunsuz bir şekilde yapılıp, siyasi istikrarın bir an önce sağlanmasını bekliyor.
Suriyelilere bakış
Türkiyedeki en yüksek Suriyeli göçmen nüfusu Urfada. Kentte en son resmi rakamlara göre 500 bin olan Suriyeli nüfusun şimdilerde 650 bini bulmuş olabileceği tahmin ediliyor. Bu sayının ancak beşte biri çadır kentlerde yaşıyor, geri kalan kısım Urfa nüfusunun bir parçası olmuş.
Bu yoğunluğa rağmen çoğu görüşmecimiz biz sorana kadar Suriyeliler meselesini dile getirmedi. Suriyelilere yaklaşımın en yumuşak olduğu şehrin burası olduğunu Urfalıların bu tavrından görmek mümkün. Sorumuz üzerine anlatılan bazı rahatsızlıklar, yaşam tarzı farklılıkları ve şehrin sosyal havasını değiştirmeleriyle ilgili. Gelenlerin ucuz işçilik yaptıkları ve bu durumun Urfalı işsiz kesimde rahatsızlık oluşturduğu dile getiriliyor, ama bununla birlikte ekonomik katkıları olduğu da ekleniyor.
1 Kasım seçimleri
"1 Kasımda yapılacak seçimlerin sonucu ne olur?" sorusundan önce "Seçimler yapılabilir mi?" sorusu var. Seçim öncesi bir ateşkes olabileceğine dair beklentiler olsa da ümitler çok yüksek değil. Mevcut tabloda seçim yapılamaz, yapılır ama tartışmalı bir hale gelir ya da bir sorun olmaz gibi farklı fikirler var. Genel kanı şehir merkezinde bir sorun olmayacağı, ancak bazı ilçelerde problem yaşanabileceği yönünde. Bunun da halkın sandığa gitmemesiyle sonuçlanacağı düşünülüyor. AK Partililer geçen seçimlerde adayların bazı ilçelere girmemeleri için tehdit aldığı, bu seçimde de benzer problemlerin yaşanabileceği konusunda endişeli.
7 Haziran seçimlerinde HDP Urfada yüzde 38,5, AKP yüzde 46,7 (2011de yüzde 64,8) oranında oy aldı. 2014 yerel seçimlerinde ise Urfadan yüzde 61,7 oy alan AK Partinin oy oranındaki düşüş istisnasız bir şekilde yerel parti teşkilatının halktan uzaklaşmış olmasına ve milletvekili adaylarının yanlış seçilmesine bağlanıyor. Bu tutum yerelde emek verenlere bir saygısızlık olarak görülüyor. Urfada yaşamayan ve dolayısıyla halkın önceliklerine yabancı olan, çoğunluğu merkezden belirlenmiş, halkla teması zayıf kişilerin destek görmemesi beklenen bir sonuç. 7 Haziran seçimi öncesinde listeler açıklandığı anda birçok kişi AKPnin başarısız olacağını öngörmüş.
Bunun yanında, HDPnin aşk ve heyecanla en küçük birimlerde bile düğünler, cenazeler, taziyeler gibi her sosyal ortamda mevcut olması özellikle gençlerin desteğini almış durumda. Aileleri AKPli olsa bile, gençler çoğunlukla HDPye oy vermiş. Doğal olarak bir Kürt partisinin meclise girecek olması hizmete değil, kimliğe oy vereceğiz yaklaşımını güçlendirmiş.
1 Kasım seçim sonuçlarına dair çok net bir beklenti doğrultusu gözükmüyor. AK Parti açısından en önemli belirleyici etken, Urfada gösterilen adaylar ve seçim sürecinde kullanacağı dil. Urfalıların AKPden desteğin çekilmesine dair bir pişmanlık yaşadığını söyleyen kişiler, İslami kesimin bu sefer HDPye önceki seçimdeki kadar oy vermeyeceğini düşünüyor. Bununla beraber HDPye ilk defa oy vermiş kesimlerin bir psikolojik eşiği aştıkları ve yine HDPyi desteklemeye devam edecekleri de belirtiliyor. Çatışma döneminin seçimlerde yaratacağı etkiye dair bir tahmin yürütülemiyor, ancak Urfalılar çok net bir şekilde bu kara günlerin sonlanmasını, mutluluğu yakaladıklarını düşündükleri günlere geri dönmeyi istiyor.
Bir sonraki bölümde: Urfa çözüm sürecine nasıl bakıyor? Taraflar hakkında ne diyor? Çatışmaların nasıl biteceğini düşünüyor?
Ayşe Yırcalı, Brown Üniversitesi ekonomi ve tarih bölümlerinden mezun oldu. 2001 yılında proje yöneticisi olarak TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) kadrosuna katıldı. Şubat 2015 tarihinde kurulan PODEM (Kamusal Politika ve Demokrasi Çalışmaları Derneği) kurucu üyesidir ve merkezin genel direktörlüğünü yürütmektedir. Yolsuzlukla mücadele, çözüm ve barış süreci, Türkiyenin yeni anayasası konularında saha araştırmalarında ve yayınlarda yer almıştır.
Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.
Urfa'yı rahat bırakmıyorlar!..
2 yıllık çatışmasızlığın ardından yaşananları Urfa halkı nasıl değerlendiriyor? Kobani ve Suruçta yaşananlar Urfayı nasıl etkiledi? AKP ve HDPye bakış nasıl? Düşünce kuruluşu PODEMden Ayşe Yırcalı, Etyen Mahçupyanla birlikte bölgenin farklı özellikleriyle öne çıkan şehri Urfada Urfalılarla görüştü ve izlenimlerini Al Jazeera için yazdı.
22 Eylül 2015 Salı 09:24
