ESKİ 11 NİSAN'LAR

Yaşı müsait olanlar hatırlar, eskiden 11 Nisan'lar çok büyük coşkuyla kutlanırdı.

ESKİ 11 NİSAN'LAR
Şehir günler öncesinden o heyecanı hissetmeye başlar, yetkili kurumların etkinlikleri ile bu heyecan şehre dalga dalga yayılırdı.
Günlerce Belediye hoparlöründen yayılan anonslar, konuşmalar, marşlar, kahramanlık türküleri, şiirler o coşkuyu beslerdi.
Maraş ve Antep başta olmak üzere komşu şehirlerden gelen gaziler ile gazi ve şehit yakınları, özel kıyafetleri ve takıp takıştırdıkları madalyaları ile çarşıda sık sık dolaşır, ilgi odağı olurdu.
Tabii Urfalı gazi ve gazi yakınları da aynı şekilde onlarla birlikte veya ayrı olarak arzı endam ederdi.
Özellikle okullarda çok önceden bayram hazırlıklarına başlanır, bayram havası öğrenciler dolayısıyla her eve ulaşırdı.
Bayram alanına gidip gelirken, bilhassa tören geçişi sırasında "uygun adım" yürüyebilmek için her okulda mutlaka bulunan trampet takımı eşliğinde okulda veya yakındaki uygun bir alanda saatlerce yürüyüş çalışmaları yapılırdı.
Yine çocukların bayramda giyecekleri kıyafetler (erkekler için çete, kızlar için köylü kızı ve daha birçok çeşit ve renkte kıyafetler) için haftalar boyunca okullarda ve evlerde hummalı bir hazırlık yapılırdı.
Bayram günü, öğrencilerin bayrak öncülüğünde belli bir sıra ile tören yerine gidiş ve dönüşleri sırasında kadın erkek mahalleli damlara ve yollara çıkar, alkışlar eşliğinde onları gururla ve imrenerek izlerdi.
Ve bayram kutlamalarını izlemek için, nerede yapılırsa yapılsın, uzak yakın demez, babalar, analar çoluk çocuklarını alıp bir şekilde o alana ulaşırdı.
O sırada seyyar satıcılar da her türden yiyecek, içecek ve oyuncakla bayram yerine akın eder, o gün iyi para kazanırlardı.
Bayram yeri tam bir panayır alanına döner, herkes o curcunadan keyif alır, sevincini sonuna kadar yaşardı.
Bayrama istisnasız merkezdeki bütün okullar en kalabalık bir şekilde katılırdı.
Sadece öğrenciler de değil, askerler ve polisler de resmi kıyafetleri ile katılırdı.
Üniformaları tertemiz, botları boyalı.
Ayrıca her esnaf grubu, kendi kiraladıkları bir kamyon veya kamyoneti kendi meslek alanlarına göre süslemiş olarak yerlerini alırdı.
Tören alanına toplanan binlerce kişi.
Uzun ve sabırlı bir bekleyiş, giderek artan heyecan.
Nihayet tören arabasında ve ayakta olarak Vali ve Belediye başkanı tören alanını bir uçtan diğerine dolaşıp öğrencilerin ve halkın bayramını kutlar, onlar da toplu olarak"Sağol!" diye coşkuyla karşılık verirdi.
Sonra günün anlam ve önemine dair konuşmalar yapılır, öğrenciler kahramanlık şiirleri okurdu.
Genellikle biri erkek biri kadın olmak üzere iki sunucu olur, onlar da günlerce provasını yaptıkları üzere o coşkuyu arttırmak için büyük gayret gösterirdi.
Bayramın zirvesi ise "kurtuluşun temsili olarak" canlandırılması idi.
O görev askerkerlerindi.
Bunun için çok önceden hazırlıklar ve provalar yaparlardı.
Bayram günü sıra onlara gelince, önce tören alanının (Şimdiki Valilik binasının yerinde bulunan Koşu Meydanı ve yıkılan 11 Nisan Stadyumu) ortası tamamen boşaltılırdı.
Herkes çoluk çocuğunu, okullar öğrencilerini kenara çekerdi.
Orta yere düşman karargâhını (bugün Kurtuluş Müzesi olan Mahmut Nedim Konağı) temsilen kapalı bir alan kurulur.
İçine Fransız askeri kılığında açık mavi üniformalar giymiş askerler yerleşir, göndere Fransız bayrağı çekilir.
Çete kıyafetleri giymiş askerlerimiz de onların etrafını çevirip sipere yatar.
Derken silah ve bomba sesleri başlar, her taraftan, daha güzel görünsün diye renk renk dumanlar yükselir, göz gözü görmez olur.
Çeteler hücuma geçer, kısa bir çatışmadan sonra düşman yenilgiyi kabul edip beyaz bayrak çeker.
Ortaya konulmuş olan köprü (Millet Köprüsü) maketi üzerinde iki tarafın temsilcisi görüşüp anlaşma yapar.
Düşman temsilcisinin gözleri bağlıdır.
Arkasından karargah ele geçirilir, Fransız bayrağı indirilip Türk bayrağı çekilir.
Nihayet düşman askerleri ellerini başlarına koymuş olarak çetelerimiz tarafından teslim alınıp götürülür.
Böylece Urfa kurtulmuştur.
Tabii bu sırada coşku zirveye çıkar.
Sonra tören geçişi...
Önce bütün kurumların ve okulların bayrakları toplu olarak.
Sonra da sırasıyla kurumlar, okullar...
En son askeri arabalar, hatta tanklar.
İlk ve ortaokul yıllarımda birçok bayrama bizzat katıldım ve hep o heyecanı duydum, sevindim, mutlu oldum.
1970'lerin sonuna denk gelen lise yıllarımda ise ülke korkunç bir anarşi ortamına sürüklenmiş olduğu için okullarda o hava yoktu.
Halk arasında durum nasıldı, ona dair de bir şey hatırlamıyorum.
1993'te Urfa'ya döndüğüm zaman 31 yaşında kocaman bir adamdım.
Fatih Sultan Mehmet İlköğretim Okulu müdürü olmuştum.
O yıllarda bayram törenleri Haleplibahçe'de yapılıyordu.
Artık şehir çok büyümüş olduğu için bütün okullar katılmıyordu, ama yakın olduğumuz için biz katılıyorduk.
Fakat ne halkta, ne devlet kurumlarında, ne okullarda o heyecan kalmıştı.
Her şey "lütfen" yapılan resmi bir göreve dönüşmüştü.
İtiraf edeyim ben de okul müdürü olarak öğrencilerimizi kazasız belasız okula geri götürmenin derdindeydim.
O çocukça sevinç ve mutluluktan zerrece bir şey kalmamıştı.
2000 bilmem kaç yılından sonra da bayram kutlamaları tamamen şekil değiştirdi, o "temsili kurtarma"lar resmen kaldırıldı.
Kutlamalar halktan tamamen koptu.
Artık sessiz sedasız olup bitiyor.
Aslında başlarken esas bu konuyu, bu son İran Savaşı dolayısıyla bende oluşan bazı düşüncelerimi yazmaya niyetliydim, ama yazı çok uzadı, silmeye de kıyamadım.
O konudaki düşüncelerimi de ayrıca yazayım.
106 yıl önce Urfa'yı düşman işgalinden kurtaran atalarımızı hayırla yad ediyorum.
Şehitlerimize de, artık hiçbiri hayatta olmayan gazilerimize de Allah'tan rahmet diliyorum.