Urfa Bir Plato, Bizler de Figüran Değiliz!
Son yıllarda dizi sektörünün rotası sık sık kadim şehrimiz Şanlıurfa’ya kırılıyor. Eyvallah, şehrimizin tanıtımı, turizmi ve ekonomisi için kağıt üzerinde güzel bir gelişme. Ancak son örneğimiz olan "Halef" dizisini izleyince insan sormadan edemiyor: Siz hangi Urfa’yı anlatıyorsunuz?
Bir bölgenin sosyal yapısını, dokusunu, ruhunu konu alan bir işe soyunuyorsanız, o bölgenin dinamiklerini avucunuzun içi gibi bilmeniz gerekir. Ama görüyoruz ki "Halef" dizisinin Şanlıurfa ile uzaktan yakından alakası yok. Urfa sadece taş konaklardan, isot tarlalarından ibaret bir dekor değildir; Urfa bir ruh halidir.
Selam mı, Silah mı?
Dizideki en büyük fiyasko, toplumsal tepki ölçümlerinin hiçe sayılması. Diziye bakarsak, Urfa sokaklarında selamın sabahın yerini mermiler almış! Her sahnede, kim kimi görse daha "Selamün Aleyküm" demeden eller silaha gidiyor.
Yahu, biz bu topraklarda selamın mukaddesliğine inanarak büyümedik mi? "Selam vermeden silah çekmek nedir looo?" diye sormazlar mı adama? Reyting uğruna koca bir kenti Teksas’a çevirmek, popülist senaryolarla seyirciyi ekrana kilitlemeye çalışırken hayatın gerçeklerinden bu kadar kopmak, en hafif tabiriyle bu şehre haksızlıktır.
Kültür Mühendisi Değil, Şehir Mühendisi Lazım
Bir diziyi "Urfa dizisi" yapan sadece tabelalar değildir. O bölgenin yemek kültürü, eğlence anlayışı, oturuşu, kalkışı ve en önemlisi o kendine has naif şivesi iyi analiz edilmelidir. Dizideki o zorlama ağızlar, Urfalıların kulağını tırmalamaktan öteye geçmiyor. Urfa’nın ağırlığını, o vakur duruşunu karikatürize etmek kimseye bir şey kazandırmaz.
"İki Kardeşle Evlilik" Saçmalığına Kim İnanır?
Hele o başrol oyuncusunun iki eşli olması, üstüne üstlük bu iki eşin öz kardeş olması ve karakterin her ikisinden de vazgeçmemesi... Bu kadarı da senaryo fantezisinin sınırlarını zorluyor. Urfa’nın aile yapısını, ahlaki değerlerini bu denli yozlaşmış ve uç örnekler üzerinden genellenmiş göstermek, bu toprakların insanına yapılmış bir hakarettir.
Hasılı Kelam...
Keşke "Halef"in senaristi, kalemi eline almadan önce masa başından kalkıp bir Balıklıgöl’de tur atsaydı. Bir esnafın çayını içip, bir sıra gecesinde o sözlerin derinliğine inseydi. Keşke bölgeyi iyi bilenlerden, burada yaşayanlardan kapsamlı bir danışmanlık hizmeti alsaydı.
Unutulmasın ki; Şanlıurfa bir film platosu, Şanlıurfalılar da sizin popülist senaryolarınızın figüranı değildir. Gerçek Urfa’yı anlatmaya niyetiniz varsa; silahı bırakın, önce o gönül dolusu "selamı" verin.
Çünkü Urfa, sizin yazdığınız o karanlık senaryodan çok daha aydınlık, çok daha derindir.