ANALİZ | 2026 Eşiğinde Ankara-Tel Aviv Hattı: "Sessiz Diplomasi"den "Stratejik Rekabet"e

Ankara-Tel Aviv hattında 'diplomatik soğukluk' yerini 'stratejik rekabete' bıraktı: İsrail merkezli düşünce kuruluşları ve basın, Türkiye'nin 2026 projeksiyonunu 'bölgesel nüfuz engelleyicisi' olarak tanımlarken; UNRWA ve Suriye başlıkları gerilimin yeni merkez üssü haline geliyor.

ANALİZ | 2026 Eşiğinde Ankara-Tel Aviv Hattı: "Sessiz Diplomasi"den "Stratejik Rekabet"e

TEL AVİV – 14 Ocak 2026 itibarıyla İsrail kamuoyu ve düşünce kuruluşları, Türkiye ile olan ilişkilerde yeni ve daha sert bir dönemin başladığına dair hemfikir. Geçmişteki konjonktürel krizlerin aksine, 2026’nın ilk haftalarında yayımlanan raporlar, iki ülkenin artık Doğu Akdeniz’den Kafkasya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada "doğrudan stratejik rakip" haline geldiğini işaret ediyor.

BESA Raporu: "Boğaz'daki Silahlı Aktör"

İsrail’in en köklü güvenlik kuruluşlarından biri olan Begin-Sadat Center (BESA), bugün yayımladığı analizde Türkiye’nin 2026 projeksiyonunu mercek altına aldı. Analizde, Ankara’nın Gazze ve Suriye’deki askeri varlığının artık sadece bir dış politika tercihi değil, İsrail’in bölgesel hareket alanını doğrudan kısıtlayan bir "bariyer" haline geldiği savunuluyor. Profesör Efrat Aviv imzalı yazıda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son dönemdeki askeri retoriğinin, İsrail güvenlik bürokrasisi tarafından "yüksek riskli" kategorisine alındığı vurgulanıyor.

Diplomasi Sahasında "UNRWA" Savaşı

İsrail basınında bugün öne çıkan bir diğer önemli gelişme ise, Tel Aviv’in BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’na (UNRWA) yönelik kısıtlamalarına karşı Türkiye’nin attığı adım. Ankara’nın Ocak ayı başında UNRWA için bir irtibat bürosu açma kararı, Haaretz ve Jerusalem Post gibi mecralarda "Türkiye’nin Filistin meselesinde liderliği kurumsallaştırma hamlesi" olarak yorumlanıyor. Habere göre İsrail, Türkiye’nin bu hamlesini Batı Şeria ve Gazze üzerindeki nüfuz mücadelesinin bir parçası olarak görüyor.

Bölgesel Güvenlik ve "İran Korkusu"

İsrail medyasını bugün meşgul eden bir diğer konu ise, Türk medyasında yer alan "İran’ın zayıflamasının İsrail’i Türkiye’nin kapısına getireceği" yönündeki analizler. İsrailli uzmanlar, Ankara’nın Tahran ile yaşadığı rekabete rağmen, İsrail’in bölgesel genişlemesini daha büyük bir tehdit olarak görmeye başladığını belirtiyor. Bu durum, "Düşmanımın düşmanı dostumdur" ilkesinin yerini, 2026 itibarıyla karmaşık bir "denge oyununa" bıraktığını kanıtlıyor.

Editörün Notu: 2026’nın ilk çeyreği, iki ülke arasındaki ticaret hacminin diplomatik gerilime rağmen korunup korunmayacağı ve Suriye’nin kuzeyindeki askeri temas noktalarındaki gerginliğin nasıl yönetileceği açısından kritik bir sınav niteliği taşıyor.