Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane
Müslüm Azizoğlu

Sünnet Ve Hadisi İnkar Hastalığı


Müslüm Azizoğlu
28 Nisan 2015 Salı 13:09

Çağımızın en büyük hastalıklarından biride “sünneti” inkar hastalığıdır. Tağuti rejimin pislikleriyle kirlenen, Modernizmin dayattığı Küfür ve cahili kültürün etkisinde kalarak düşünce melekelerini kaybeden “ Demokratik” ve “Çağdaş Mollalar”; körler ve sağırlar hep birbirini ağırlar misali “Sünneti” inkâr etme noktasında adeta birbirleriyle yarışarak yardımlaşmaktadırlar. Bu kuduz mikrobu gibi hastalık; ideolojik ve Felsefi hareketlerin İslam topraklarını kasıp kavurmasından sonra ortaya çıkan ve tedavisi de kolay olmayan zihinsel bir hastalıktır. Bu korkunç ideolojik hastalığa yakalananlar arasında Yakasız gömlek giyenlerden tutun, kravatlı Poflar, top sakallı yamyamlar, sarık ve Cübbeliler de vardır. Şekil ve şemailleri ayrı olsa da hastalıkları birdir. O da Ümmeti; Hadis ve Sünnet konusunda zihinsel ve inançsal olarak şüpheye düşürmektir.

Öyle ki bu konuda bilerek ve bilmeyerek korkunç hatalara düşülmektedir. Nübüvvet ve Risaletin mahiyetini doğru olarak kavrayamayan ve bunların arasındaki ince mahiyeti iyi anlamayanlar; Peygamberlerin Peygamberlik ile Beşer nitelikleri arasındaki detayı ortadan kaldırmışlardır. Bunun sonucunda da bazıları Peygamberi ilahlaştırma yoluna sapmış, Onu insanüstü görerek örnek ve model olarak alınmaktan uzaklaşmışlardır. Buna karşı diğer bir grup ise Peygamberi; sadece Vahiyi nakleden bir POSTACI ve KARGOCU konumuna düşürerek onu Rehber ve önder olmaktan çıkarmışlardır. Onu sıradan bir insan olarak telakki etmişlerdir. Sünnet ve Hadis Konusunda korkunç İfrat ve Tefritleri meydana getirmişlerdir. Oysaki Kur’ana göre Peygamberler örnek ve önder alınmaları açısından hem beşer/insandırlar ve hem de Vazifeleri sadece Vahiyi nakletmekten ibaret değildir.

   Elbette ki Bizim Peygamberimiz de diğer Peygamberler gibi bir beşerdir. Ancak hemen belirtelim ki, bu beşer sıradan bir beşer değildir. Beşeriyetin içinden süzülerek seçilmiş(Mustafa/ mücteba) ve bütün insanlığa numune-i imtisal yanı modellenecek, örnek alınacak bir beşerdir. Her şeyden önce bu beşer tebliğ ve talim ettiği mesajlarla kendisini çelişkiye düşürecek her türlü tutum ve davranıştan uzak tutulmuştur. Gerek Risalet görevinin tebliğinde ve gerekse talim ve takdiminde hata ve kusurlardan beri kılınmıştır. Yani İSMET sıfatına mazhar olmuştur. Ancak hemen şunu da belirtelim ki Peygamberlerin Masum olmaları; günah işleme ve hata yapma melekelerinin yok edildiği manasına gelmez. Kendileri İnsan olmanın bütün zaaf ve kuvvetlerini taşımalarına, her türlü insani duygu, arzu, istek ve düşünceye sahip olmalarına rağmen kasden hiçbir günah işlemeye yeltenmeyecek kadar Nefislerine hâkim ve Allah tan korkan insanlardır. Evet, Hz. Peygamber efendimiz de diğer peygamberler gibi bir insan/beşerdir. Ona Risalet ve Nübüvvetin verilmesi, hatta bazı Mucizelerin ihsan edilmesi onun beşer olmaktan çıkmış olması manasına gelmez. O bir beşer gibi doğmuş, diğer insanlar gibi birçok şeylere muhtaç olmuş, yemiş, içmiş, gezmiş, dolaşmış, birçok sıkıntı ve zorluklar çekmiş, savaş ve barışa katılmış, sevinmiş, üzülmüş bütün sıkıntı ve zorluklardan kurtulmak için bir insan olarak her çaba ve gayreti göstermiştir. Çobanlık, yapmış, kendi elbiselerini kendisi tamir etmiş, Mescidi nebevinin inşaatında bizzat çalışmış, katıldığı savaşlarda yaralar almıştır. Demek ki Peygamber efendimiz de bedensel olarak bizim gibi bir beşerdir.

Ve bundan dolayı da kendisinden sonra doğabilecek İnançsal tehlikelere dikkat çekerek ; “ Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı aşırı övdükleri gibi, siz de beni aşırı övmeyin. Bilin ki; ben de bir kulum. Benim için Allah ın kulu ve Resulü deyin” diye buyurmuştur.

Bu anlattıklarımız Peygamber efendimizin Beşeri / İnsani yünüdür. Peygamber efendimiz sav ın, bir beşer olarak, cibilli olarak yaptığı hareketlerin Müslümanları bağlayıcılığı yoktur. Ancak ihtiyari ve iradesi ile yaptığı hareketlerin bizzat kendileri değil de yapılış tarzı Müstahap ve Mendup olarak bir değer ifade etmişlerdir.

   Peygamber efendimizin Risalet ve Nübüvvet konusunda Yaptığı ve söyledikleri ise Kur’andan sonra İkinci kaynak olarak Müslümanları bağlayıcıdır. Müslümanlar bu konu da Kur’an bana/bize yeter, ben Kur’an dan başka bir şey tanımam diyemez. Bilinmelidir ki Kur’an Müslümanların tek kaynağı değil, ANA KAYNAKTIR. SÜNNET DE KUR’AN-I TEBLİĞ VE TALİM EDEN İKİNCİ KAYNAKTIR.

Günümüzde moda olan hastalıkların başında Sünneti inkâr hastalığı gelmektedir. Kafalarına ve keyiflerine uymayan hadis ve sünnetlerden dolayı birçokları toptan sünneti red ve inkâr etmeye kalkışmaktadırlar. Bu ef’al; hem şeytanidir ve de şahsi bir tuzaktır. Ve bu Tuzağı Kuranların Başında JON TÜRKLER gelmektedirler. Günümüzdeki Bu muhtemel hastalığa Peygamber efendimiz mucizevî bir Hadis ile dikkatleri çekerek “ İçinizden hiç birinin koltuğuna yaslanmış bir vaziyette iken kendisine benim emir ve nehiylerimden biri ulaştığında; - Ben onu bunu bilmem, biz Allah u talanın kitabında gördüklerimize uyarız, dediğini sakın görmeyeyim” diye buyurmuştur.

Yine peygamber efendimiz sav bir hadis-i şeriflerinde ” Ümmetimin helaki, Kitapta Süd’de olacaktır. Sahabe-i Kiram Ya Resulallah buradaki Kitap ve sud nedir? Diye sorunca:- Kur’an-ı kerimi öğrenip, onun ayetlerini Allah u talanın indirdiği gayeden başka bir şekilde te’vil etmektir, diye cevap vermiştir” buyurmuştur. Günümüzde ki Birçok “Demokratik mollalar” ve ilahiyatçılar bu konuda “Kur’an dersleri ve Kur’an araştırmaları” adı altında hem kendilerini ve hem de kendilerine uyanları helak etmeye devam ediyorlar.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com