Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane
Cennet NEVA

DÜNYA VE AHİRET SAADETİ İÇİN ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK ŞARTTIR


Cennet NEVA
20 Haziran 2015 Cumartesi 13:22


BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Sevgili kardeşlerim, Allah’ın dini; insanları dünya ve ahret saadetine ulaştıracak olan “bir saadet davetiyesidir bir saadet reçetesidir ve bir saadet garantisidir.
Eğer bugün İslam ülkelerinde bu saadet yoksa insanlarında hem kendi içlerinde hem başkalarıyla olan münasebetlerinde huzursuzluk yaşıyorlarsa ki bu bir gerçektir.
O zaman Allah’ın dini yaşanmıyor. Peki, kimin dini yaşanıyor?
Herkes kendine göre uydurmuş olduğu dinini yaşıyor. Allah’u Teâlâ Rum suresinin 31. ve 32.Ayetlerinde “Allah’a ulaşmayı dileyin ve takva sahibi olun müşriklerden olmayın ki o müşrikler, fırka fırka oldular şubelere ayrıldılar, her fırka kendi ellerindekilerle ferahlanıyorlar”  buyruluyor.
Allah’ın dini İslam dır. Tevhid dinidir fırkalar varsa Allah’ın dini yaşanmıyor demektir. O zaman kendilerine uydurdukları dinlerini yaşıyorlar demektir.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) Bir hadisi şerifinde “Öyle bir zaman gelecek ki islamın ismi Kur’anın resmi kalacaktır. Mescidiler mamur olacak ama içlerinde HİDAYETTEN eser bulunmayacaktır” buyuruyor.

İşte şimdi o dönemi yaşıyoruz. Adımız Müslüman kendimiz değiliz, mescidler çok güzel ama içinde namaz kılanlar hidayette değiller.
Neden böyle söylüyoruz?
Çünkü hayatımıza kur’an ı değil, EMANİYYE (el yazması kitapları bakara/78,79) yi tatbik ediyoruz. Emaniyye de bize HİDAYET’İN manası “DOĞRU YOLDUR” diyor ve beş şartla sınırlandırılmış dinin gereklerinden biri veya tamamı yani beş şart, yerine getirilirse HİDAYETE erilir diyor. Ve ŞEYTAN’IN ekmeğine yağ sürülüyor, onun emri yerine getiriliyor.(nisa/118.119.120)
Peki, HİDAYET’İN gerçek anlamı nedir?
ALLAH ‘A ULAŞMAKTIR, RUH’UN ÖLMEDEN EVVEL ALLAH’A ULAŞTIRILMASIDIR. (Kitabın içeriğinde ispatlanmıştır)
İşte bu kitapta Allah’u tealanın yardımı mürşidimizin himmetiyle” kur’an ı sahabe gibi hayatına tatbik eden mürşidimizden öğrendiğimiz kur’an hakikatleriyle;
Dünya hayatını yaşarken insan ruhunun Allah’a ulaşmasının,
*Var olduğunu.
*Farz olduğunu
*Ve bunun sadece “bizim kalben Allah’a ulaşmayı dilememizle gerçekleşeceğini.”
İspatlamaya çalıştık.
Dileğimiz Allah’ın yardımı ve bütün mürşidlerin himmetleriyle bütün insanların bunlardan ibret alarak hayatlarına tatbik edip sahabe gibi dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşmalarıdır.
ALLAH Hepinizden Razı olsun.
SAADET
 Saadet, kişinin iç dünyasında, dış dünyasında (başkalarıyla olan ilişkilerinde) ve Allah ile olan (Allah’ın emir ve yasaklarına uyma) ilişkilerinde sulh ve sükûnun devamlı oluşudur.
Neden devamlı diyoruz? Çünkü nefsimizin arzuları doğrultusunda elde ettiklerimiz, bize kısa bir mutluluk sağlar sonra tekrar huzursuzluk bizi sarar. Örneğin çok arzu ettiğimiz bir otomobile sahip olduğumuzda mutlu oluruz, bir müddet sonra daha iyisine daha yenisine sahip olmak isteriz. Bu da bize “artık bu otomobilin bizi mutlu etmediğini” gösterir.
İç dünyamızdaki mutsuzluğun sebebi nedir?
Hepimiz üç ayrı cesetten müteşekkiliz. Fizik vücudumuz. Nefsimiz ve Ruhumuz.
Nefs, başlangıçta üzerinde 19 kötü afet bulunan bundan dolayı da kötülüğü şiddetle emreden, Şeytanın vesvesesine açık olduğu için AKIL a devamlı kötülüğü müşavere eden (telkin eden) bir negatif özelliğe sahiptir. Ruh ise Allah’ın kendinden ihsan ettiği (içimize üflediği) için hiçbir zaman kötülüğe karışmayan AKIL a devamlı iyiliği, güzelliği müşavere eden, nefsin her hatasında da o’na azap etme yetkisine (halk arasında vicdan azabı olarak bilinen) sahip olan pozitif bir özellikle mücehhezdir. Fizik vücut, nefs ve ruhun  verdiği müşavereyi değerlendiren AKIL’IN yönettiği cesedimizdir.
İşte iç dünyamızdaki huzursuzluk, nefsimizin yaptığı her hatanın arkasından ruhun verdiği azabın neticesidir.

Dış dünyamızdaki huzursuzluk, yine nefsimizin kötü afetleri yüzünden başkalarına karşı yaptığımız yanlış davranışların neticesinde onlardan gelen tepkilerden, aynı zamanda o yanlışlığın karşılığında ruhun nefse yaptığı azaptan veya bizim için bir imtihan olan bizim irademizin dışında Allah’ın takdir ettiği veya müsaade ettiği nefsimizin hoşlanmadığı olaylardan  dolayıdır.
Hâlbuki bu olaylar bizim için birer hayırdır eğer sabredebilirsek.
Allah ile olan ilişkilerdeki huzursuzluk, yine nefsimizdeki afetler nedeniyle Allah’ın emirlerini yerine getirmekte, yasaklarından kaçmakta başarılı olamayız bu yüzden günah yükleniriz. Hem o günahın hem de bu yanlışlıklar sebebiyle ruhumuzun nefsimize verdiği azap neticesidir.
O zaman belli ki, her şey NEFSİN ISLAHINA bağlıdır. Nefsin ıslahına paralel afetler azalacak dolayısıyla da huzursuzluk ta azalacak. Ne zaman ıslah tamamlanırsa afetler yok olacaktır o zaman huzur bütünüyle yaşanacaktır.

İşte bütün bunların izahı her dönemde beraberimizde var olan ve bize “bir mutluluk davetiyesini, bir mutluluk reçetesini ve bir mutluluk garantisini içeren” Allah’ın kitabındadır.
Allah’u Teâlâ yunus suresinin 57.ve 58. Ayeti kerimelerin de” göğüslerinizdekilere bir ŞİFA olmak için size Allah’tan bir öğüt bir vaazdır. Allah’ın FAZLI ve RAHMETİYLE FERAHLANSINLAR” buyuruyor.
10 / YUNUS – 57-58: MEAL’EN
Ey insanlar! Size, Rabbinizden öğüt (vaaz) ve göğsünüzde olana (nefsinizin kalbindeki hastalıklara) şifa ve mü'minlere hidayet ve rahmet gelmiştir. De ki: “Allah'ın fazlı ve O'nun rahmeti ile artık ferahlasınlar (sevinsinler). O, onların topladıkları şeylerden (dünya mallarından) daha hayırlıdır.”
Fazıl ve rahmet ne için? Nefs in tezkiyesi, nefs’in ıslahı için.
24 / NUR - 21: Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o takdirde (şeytanın adımlarına uyduğu takdirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah'ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah'ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem'î'dir (en iyi işitendir) Alîm'dir (en iyi bilendir).
Bunun başlangıcı da HİDAYET i arzu etmek yani Allah’a ulaşmayı dilemektir çünkü hidayet, Allah’a ulaşmaktır.
13 / RAD - 27: Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”
42 / ŞURA - 13 : (Allah) din’de, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeraiti); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
2 / BAKARA - 120: Sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de Hıristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah'a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan and olsun ki; Allah'tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı bulursun. Bu nedenlerden dolayıdır ki mutlaka ve mutlaka bir mürşidi kâmil’ bağlanmak gerekiyor. Her hangi bir mürşide değil hacet namazı vasıtası ile gösterilecek olan mürşide bağlanmak gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Örneğin midenizde bir sorun varsa, göz doktoruna değil, dâhiliye doktoruna gitmeniz gerekir. İşte hacet namazı bu anlamda olmazsa olmazıdır. Ölmeden önce, ruhumuzu Allah’a ulaştıranlardan olmayı Rabbim nasip etsin.

Allah’a emanet olun…


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com