Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

Ana Sayfa Medya Wikileaks hakkında Müthiş bir analiz

Wikileaks hakkında Müthiş bir analiz

Giriş Tarihi: 5 Aralık 2010 Pazar 14:14
Wikileaks hakkında Müthiş bir analiz

Selahaddin e. Çakırgil’in vikileaks hakkındaki müthiş analizini/yazısını siz değerli www.balıklıgöl.com okuyucuları için seçtik.

işte keyifle okuyacağınız o yazı...

 

 

WikiLeaks, USA emperyalizmi ve de, ‘Bir fâsık size bir haber getirirse...’

WikiLeaks  isimli internet sitesi, kendisini dünyaya, Amerikan emperyalizminin Afganistan’da NATO şemsiyesi altında yürüttüğü ‘modern barbarlığa’  dair 90 bin kadar belge ve görüntüleri yayınlayarak duyurdu.. O belge ve görüntülerde de, USA emperyalizminin kerih yüzü, korkunç zulmü, ülkeleri özgürleştirmek adına nasıl köleleştirmeye çalıştığı ve ne kadar acımasızca ve ahlâksızca yöntemler kullandığının en çarpıcı bilgileri veya sahneleri yer alıyordu..

Ama, dünya, onları o kadar umursamadı..

Çünkü, saldırgan ve mütecaviz zorba, dünya jandarmalığına soyunmuş ve kendi cinayetlerini ört-bas etmek için, sürekli insan hak ve özgürlüklerinden söz etmeyi şiar edinmiş bir güç odağıydı, bir çağdaş fir’avunluktu...

Kapitalist ahlâk, fırsatları değerlendirmek için, her şeyden faydalanmayı mazûr gösterir.. WikiLeaks de bu yolla merdivenleri tırmanıyor gibi..

Yoksa, bazı çevrelerin dediği gibi, Amerikan emperyalizminin bir takım planlama merkezlerinin kendilerine karşıt gibi gösterdiği odaklar aracılığıyla tezgahladığı bir oyun mu söz konusu?

*

Elbette ki, elçiliklerin, diplomatların ve diplomasinin, uluslararası hukukun bir takım yazılı kurallarına tâbi olduğu söylense bile, bu hukukun yorumlaması ve yaptırım gücü, ülkelerin askerî ve sos yo-ekonomik gücüne göre şekillenir..

Ve, diplomatlar, kendilerini vazifelendiren ülkelerin gücünü göre, gönderildikleri coğrafyalarda, icra’y-ı san’at eyleyen resmî istihbaratçı veya kanunlara uygun açık ajanlardır ve bir takım bilgiler toplayıp, onları ve değerlendirmelerini bağlı oldukları gücün ilgili merkezine gönderirler.. O bilgilerin değerlendirmeleri de oralarda yapılıp, ya ânında usûlünce devreye sokulur veya gerektiği zaman kullanılmak üzere istiflenip dosyalanır.. İlk planda 7 milyon olduğundan söz edilen, ve amma, 250 bin kadarı açıklanan bu belgelerin pek çoğunun âkıbeti de böyle olacaktır, büyük ihtimalle.. Üstelik bu bilgi ve belgelerin tamamı da dedikodu mahiyetinde olmayıp, pek çoğu, istihbarat tekniği açısından üzerinde ciddiyetle durulmayı gerektirir..

*

Ancak, yönetim mekanizmaların, devletlerin kendi iç yazışmalarından dolayı, kendi diplomat ve istihbarat elemanlarının verdikleri bilgi ve rapor veya kriptolardan dolayı, onları başka ülkelerin suçlamasının pratik bir değeri yoktur.. Sadece gücünüz varsa, onları şahsî olarak hesaba çektirecek mekanizmaların harekete geçirilmesi yolu kalabilir ki, o da neredeyse imkansız denecek derecede zor bir konudur..

İnsan ilişkilerinde, aslolanın, ‘beraet-i zimmet’ / kişinin, bir takım iddia ve şübhelerden temiz olması olduğu, İslam’ın da öğrettiği bir genel insanî- ahlâkî kuraldır.. Aksine bir hüccet / delil veya karine teşkil edecek bir şey yoksa, sadece varsayımlarla, delilsiz şübhelerle, zannlarla, vehimlerle hareket edilemez ve insana şübhe ile bakılamaz.. Bakılacak olursa, o zaman insanların herbirisinin diğerini potansiyel olarak bir suçlu, bir hilekâr, bir hırsız, bir sapık, bir kaatil vs. olarak düşünülmesi gibi bir yola açılmış olur ki, bu da ancak sosyal hayat için bir kan zehirlenmesi etkisi yapar..

Geçen hafta, Fransa Devlet Başkanı Nikola Sarkozy, hakkında ileri sürülen bir iddia konusundaki görüşlerini soran gazeteciye, ‘soyut iddialarda, delilsiz suçlamalarla insanların şahsiyetleri katledilememelidir..’  hatırlatmasında bulunuyor ve gazeteci de,  ‘ben gazeteciyim,  duyduğumu yazarım’  deyince; Sarkozy de, ‘O zaman ben de senin için, pedofilik bir cinsî sapık olduğun iddiasının duyulduğunu söyleyeyim, olur mu?’  diyordu..

Sarkozy gibi bir aykırı tiipin ağzında bile, böyle bir örnek, makûl bir itiraz olarak gözüküyor.. Bu mantıkîlik, aykırı bir tip tarafından dile getirildiğinde bile, tutarlılığından bir şey kaybetmiyor.. Ve bu mantıkî muhakeme/ sorgulama yöntemini,  doğrudan doğruya zann altında kalmış olan temiz insanlardan da duyabilirsiniz ve o zaman, ortaya daha vicdan yaralıyıcı bir tabloya çıkabilir..

Hani, eski bir örnek vardır.. ‘Bütün Romalılar yalancıdır..’ gibi bir cümlenin altındaki imza, ‘Romalı’ ismini yasıtıyorsa.. 

O zaman bu yazıya doğru mu denilecektir, yalan mı?

Romalıları bilenler arasından, ‘muhakkak ki doğru diyordur, adam kendisi de Romalı, baksanıza..’  diyen de çıkabilir belki; ama, iddia sahibi kişi de Romalı ve bütün Romalılar da yalancı ise, o zaman bu iddiaya doğru mu demek gerekir, yoksa yalan mı?

Yani, bir fâsid daire ya da yeni deyimle, kısır döngü..

*

Şimdi WikiLeaks’in kurucusu, sahibi ve yönetici olan kişinin kendisi ne kadar doğru..

Yani, Amerikan istihbarat birimlerinden ve Amerikan emperyalizminin bütün zulüm mekanizmalarından daha mı temizdir?

O bilinmiyor..

Ama, şu kadarı biliniyor ki, Amerikan makamları onun hakkında önce, bir takım ahlâksızlık iddialarıyla, tâciz suçlamalarıyla dâva açmaya hazırlanıyorlardı ki, işin boyutları daha bir tasavvurlar ötesi olunca, hakkında B. Amerika’ya karşı bir ‘terör saldırısı’nda bulunmak iddiasıyla dâva açılacağını duyurmaya başladılar..

Ama, açıktır ki, Amerikan diplomasisi ağır bir darbe yemiştir..

Gerçi, genelde Amerikan diplomatlarının kendi vazifeleri içinde topladığı bilgiler ve Washington’a geçtikleri raporlar hakkında fazla bir rahatsızlık dile getirilmiyor.. Çünkü, her ülkenin diplomatlarının, kendi alanlarında, vazifeli oldukları ülkelerde kendi menfaatlerine uygun siyasetler oluşturmaya ve o menfaatleri kısa ve uzun vâdede garanti altına alacak bilgileri toplamaları tabiî bir durumdur.. Ama, rahatsızlık diplomat/ ajanların, diplomatik dedikoduları resmî yazışmalara geçirmelerine; hele de şahsî  veya ideolojik hesablaşmalara göre, bir takım duyumların da bu raporlarda, kriptolorda yer almasınadır..

Hatırlayalım ki,  B. Amerika’nın Türkiye’deki eski büyükelçisi ve hâlen de Amerikan yönetiminde etkili bir makamda bulunan  Eric Edelman, WikiLeaks ifşaatından 10 gün kadar önce, 17 Kasım günü, medyaya da yansıyan bir beyanatında, ‘AK Parti iktidarı döneminde Türkiye’nin,  kendisini Ortadoğu’nun supergücü kuruntusuna kaptırdığını, buna müsaade edilmemesi gerektiğini’ dile getiriyor, ‘Türkiye fazla şımardı, onu frenlemek gerekiyor..’ kabilinden laflar ediyor; ’AK Parti hükümetini şımartmaya son vermemiz gerektiğini düşünüyorum.. AK Parti’nin, ABD için, ABD’nin de AK Parti’ye olduğundan daha fazla önem taşıdığına inanmalarına izin vererek, kendimiz için büyük siyasî ve ahlakî bir tehlike yarattık.  Bu saçmalık..’  diyordu..

Amerika’da etkili olduğu herkes için ap-aşikar olan yahudi lobisinin en etkili isimlerinden birisi olarak da bilinen bu kişinin Tayyîb Erdoğan hakkında herhalde  güzel şeyler söylemesi düşünülemezdi..

*

Şimdi, hemen bütün dünyada bu dedikodular veya bilgiler çok önemsenmemişken, Türkiye’de bazı çevreler ve gazeteler, hele de Tayyîb Erdoğan’ın İsviçre baankalarında 8 ayrı hesabının olduğuna dair duyumlar alındığına dair iddiaları kocaman puntolarla manşetlere taşıdılar..

Bu haberleri bu şekilde verenler, hele de Amerikan emperyalizminin istihbarat birimleri gibi, isbatlanması neredeyse mümkün olmayan merkezlerden yapılan suçlamalarla, kendilerinin de suçlandıklarını görselerdi, bu iddiaların  gazete manşetlerinden kocaman puntolarla verilmesi durumuyla karşılaşsalardı, tepkileri ne ve nasıl olurdu?

Hele de, o gazetelerden birisinin her tarafa çamur atmasıyla meşhur, sırılsıklam kemalist/laik bir yazıcısı, öyle bir iddia karşısında kalsaydı, nasıl tepki verirdi?

Hatırlanmalıdır ki, M. Kemal döneminde, İngiltere’nin Türkiye büyükelçisi olan Sir Percy Loren de, dönemin İngiliz Hariciye Vekili Lord Halifax’a geçtiği bir mesajda,  M. Kemal’in ölüm döşeğinde, ağır hasta olduğunu ve kendisini çağırarak, ’benden sonra inkilaplar tehlikeye düşebilir, bunun için benden sonra ülkenin cumhurbaşkanlığını sen üstlen  diye bir teklifte bulunduğunu’  hâtırâtında yazmış, ve bu iddia tarihî biografi kitablarında ve ingiliz gazetelerinde de 40 yıl öncelerde yayınlanmıştı. Ama, Türkiye’deki kemalist medya mensubları, hemen, bu iddiayı,  -muhteviyatını, içeriğini de aktarmadan- ’Loren’in Halifax arasındaki bir şakalaşma’ diye sulandırarak geçiştirmişler ve bu iddia hiç de manşetlere çekilmemiş; bu iddiayla ilgili haberler hattâ küçücük bir haber olarak  bile yer almamıştı, gazetelerde..

*

Ama,  iddia Tayyîb Erdoğan için dile getirilince..

Bunun doğruluğu-yanlışlığı bizzat Erdoğan’a bile sorulmadan, dev manşetlerle kamuoyuna sunuldu; ’iddia ediliyor,  bildiriliyor..’ gibi, sorumluluğu üçüncü kişilerin ve tarafların üzerine atan  medyatik atraksiyonlara sığınılarak..

Bu iddialar karşısında, Tayyîb Erdoğan, 1 Aralık Çarşamba günü, bir siyasetçinin yapabileceği en üst seviyede bir duyarlılıkla net bir tavır koydu;  ve ’Benim abdestimden şüphem yok, dolayısıyla namazımdan da şüphem yok..’  diyerek özetle şunları söyledi:

’…Burada peşinen söyleyeyim, Bu diplomatların yalan yanlış yorumlarıyla yaptıkları iftiralar birinci derecede Amerika Birleşik Devletlerini bağlar. Bunun hesabını ABDnin sorması lazım o diplomatlarından. (…) İsrail medyasına Türkiye’nin Başbakanını şikâyet edenler, Brüksel’de, Paris’te Türkiye’yi yabancılara şikayet edenler de, yabancı diplomatların hezeyanlarına sarılmış durumdalar.

Neymiş; Başbakan’ın falanca ülkede şu kadar hesabı varmış. Neymiş; Başbakan Antalya’daki raylı sistem ihalesine müdahale etmiş. Bu hezeyanlarına sarılacak kadar mı acizsiniz. Bu iftiralardan, bu ithamlardan meded umacak kadar mı çaresizsiniz. Allah aşkına bu kadar fırsatçılık mı olur? Benim abdestimden şüphem yok, dolayısıyla namazımdan da şüphem olmaz.

(…) Açık açık söylüyorum, bana, şahsıma, aileme, dünürüme ve arkadaşlarıma yönelik -ki benim dünürüm, yazmak, çizmekten başka hiçbir şey bilmez. Hayatı yazmak ve çizmekle geçmiştir adamı müteahhid yaptılar. Hayatında böyle bir şey olmaz.- bu tür iftiraları atıp, bunları isbatlayamayanlar ne kadar alçaksa,  bu iftiraları manşetleriyle, söylemleriyle yayanlar, bu iftiraları siyaset malzemesi yapanlar da aynı derecede müfteridir, alçaktır.

Hukukta bir kaide vardır, ’müddei (iddia sahibi)  iddiasını isbatla mükelleftir.’  İsbat görevi benim değil, bu iddiayı ortaya koyanlardır. (…)

Ben neyi isbat edeceğim!

Olmayan şey isbat edilir mi? Benim İsviçre bankalarında bir Allah kuruşu param yok ki bunu isbat edeyim. Ana Muhalefet Liderine ve diğerlerine diyorum ki; ’Böyle bir şeyi isbat ettiğinizde ben bu makamda durmam. Milletvekilliğinde durmam. Ama siz o makamlarda duracak mısınız ben onu merak ediyorum. Bu kadar açık konuşuyorum.

(…) Sen Başbakan’ı seversin veya sevmezsin, sen Başbakan’dan hazzedersin ya da etmezsin. Ama ülkene saygın varsa, milletine saygın varsa, kendine saygın varsa, bu ülkenin Başbakanına yabancıların, hatta ‘ne idüğü ‘ belirsiz olanların attığı iftiralara sahib çıkamazsın. Hukukun en temel kuralını inkar edemezsin. Kim iddiada bulunuyorsa isbat yükümlülüğü ona aiddir. Mâsum olan, mâsumiyetini isbata çalışmaz.’
(…) Buradan medyaya da sesleniyorum… (…)  Kime bu iftira yapılıyorsa ona sorardı. Eğer Başbakan’la ilgiliyse sorardı: Sayın Başbakan var mı böyle bir şey?. Varsa üzerine gideceğiz. Ama Sayın Başbakan size, “Hayır benim böyle bir şeyle ilgi alakam yok” diyorsa o zaman da bunu yazmaman gerekir. Ama sen hiç sormadan etmeden, araştırmadan kalkıp iftira at, tutmasa da iz bırakır mantığıyla hareket edersen, işte bu seviyesizliktir, bu ahlâksızlıktır.

(…) Biz bununla kalmayacağız. Bir defa bu diplomatlar hakkında ulusal, uluslararası bütün bir yargı içerisinde bu süreci devam ettireceğiz. Bundan sonrasını onlar düşünsün. ABD yönetimi ile de bunları konuştuk, zaten kendileri özür beyanında bulundular. Ama ayrıca biz bunu yeterli bulmuyoruz, bu diplomatlarla ilgili gerekli olan bütün girişimleri yapmak durumundadırlar. ABD gibi bir devletin istihbarat teşkilatı bakın ne hale gelmiş, diplomasisi ne hale gelmiştir. Bu ABD’nin sorunu bizim değil. Çok açık net söylüyorum; biz rahatız, hiçbir sıkıntımız yok. Sıkıntısı olanlar düşünsün.’

Evet, Erdoğan, özetle bunları söylüyordu..

Haksız mı? Ve bu konuda, daha ne yapabilirdi?

Erdoğan’ın, konuşmasında ’dünürüm’ diye  işaret ettiği Sâdık Albayrak’ın da Amerikan diplomatlarının raporlarında, Antalya’nın raylı sistem ihalesini kaptığı şeklinde iddialar varmış ki, Sâdık Albayrak’ı yakından tanıyanların, onun bu gibi akçeli işlerle bir ilgisinin olamıyacağını yüzde yüze yakın bir kat’iyetle ifade etmekten çekinmezler, sanıyorum..

Bu satırların sahibi de, 40 yıla yakın bir yakın âşinalıkla, Sâdık’ın bu hususta kesinlikle çok ağır bir iftira ile karşı karşıya kaldığını rahatlıkla söyleyebilirim.. 

*

Evet, Hucûrat Sûresi’nin 6. âyetinde, ‘Ey iman edenler,! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın..’  (evet, hemen reddedin değil, doğruluğunu araştırın..)  meâlinde verilen ilahî emri ve bu haberleri verenlerin fâsık mı, yoksa daha başka bir şeyler mi olduğunu bir daha hatırlayalım..

 

 Selahaddin E. Çakırgil/ haksözhaber

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com