Liyakatın Yerini Yalakalık Aldığında
Toplumların ve kurumların gelişmesinin temel şartı liyakattir. İşini bilen, üreten, sorumluluk alan ve bulunduğu makama hakkıyla katkı sunan insanlar her zaman ilerlemenin lokomotifi olmuştur. Ancak ne yazık ki bazı dönemlerde liyakat geri plana itilir, yerini başka bir anlayış alır: Yalakalık.
Korkak insanlar çoğu zaman emekle yükselmenin zorluğundan kaçar. Bilgiyle, tecrübeyle ve çalışkanlıkla kendilerini geliştirmek yerine, güçlü gördükleri kişilerin gözüne girmeye çalışırlar. Onların amacı iş üretmek değil, kendilerini pazarlamaktır. Kuruma değer katmak yerine, makam sahiplerine yakın görünerek kişisel çıkar elde etmeyi hedeflerler. Bu anlayışın yaygınlaştığı yerlerde başarı değil sadakat, bilgi değil itaat, üretkenlik değil gösteriş ödüllendirilir. İşini sessizce ve özveriyle yapan insanlar geri planda kalırken, sürekli kendisini öven, yöneticilerin yanında esas duruşa geçen kişiler ön plana çıkarılır. Daha da tehlikelisi, yöneticilerin bu tür insanları benimsemesi ve ödüllendirmesidir. Çünkü bu durum kurumlarda liyakat kültürünü zayıflatır.
İnsanlar çalışarak değil, hoş görünerek yükselineceğine inanmaya başlar. Sonuç olarak ortaya fikir üreten değil alkışlayan, çözüm bulan değil onaylayan bir yapı çıkar. Bugün birçok kurumun karşı karşıya olduğu sorunlardan biri de budur. İşini yapmak yerine kendisini pazarlayanların, bilgi ve beceriden çok yakınlık ilişkileriyle öne çıktığı bir dönem yaşanmaktadır. Oysa güçlü kurumlar yalakalarla değil, ehil ve dürüst insanlarla ayakta kalır. Liyakatin olmadığı yerde adalet zedelenir, verimlilik düşer ve güven kaybolur. Bu nedenle yöneticilerin çevrelerinde kendilerine sürekli hak veren insanları değil, doğruyu söyleyebilen ve işini iyi yapan insanları tercih etmesi gerekir. Çünkü kurumları büyüten alkış değil, emektir