banner2
Öne Çıkanlar haber Adıyaman Gaziantep Milot Rashica Galatasaray Urfa Tırnaklı Ekmeği

Urfa Ermenileri nereden gelmiştir? Tarihte Urfa Ermenileri...

TARİHTE URFA ERMENİLERİ

Selahattin E. GÜLER

Yerel Tarih Araştırmacısı

selahattin_guler@hotmail.com

I. GİRİŞ

Tarihin babası Herodot; Ermenileri, Trakya kökenli bir halk olan Friglerin (Frigyalılar) doğuya, Urartu bölgesine yönelen bir kolu olduğunu söylemiştir.

Ermeniler; Balkanlar'dan Anadolu'ya gelen, Hint-Avrupa kökenli ve Trak-Frig soyundandırlar. Frigler'in bir kolu, İlliryalıların (Arnavutlar) baskısıyla M.Ö. 6. yüzyılda Doğu Anadolu'ya göç ederek yerleşmişlerdir. Böylece bölgenin eski halklarının kalıntıları (Urartular, Hurriler) ve bazı Kafkas kökenli yerli halklarla karışarak bugünkü Ermeni toplumunu meydana getirdiler. Fakat bu iddiaya cevap vermek gerekmektedir. Urartuca yapılan araştırmalara göre Kuzeydoğu Kafkas dil ailesine yakınlık göstermektedir. Ermenice ise Hint-Avrupa dil ailesine aittir. Yani Urartular, Ermenilerin atası değildir.

Bir Hint-Avrupa halkı olan Ermenilerin tarih sahnesine çıktığı ilk yer Anadolu'dur. 7 ile 10 milyon arasında olduğu tahmin edilen toplam nüfusun çoğunluğu bugün dünyanın farklı noktalarına dağılmış durumda olup Ermenistan'da ise 3 milyon civarındadır.

II. ERMENİLERİN BÖLGEMİZDE ORTAYA ÇIKIŞLARI VE TARİHLERİ

Ermenilerin M.Ö. I. yüzyılda, yani Edessa Krallığı’nın kurulduğu ilk yıllarda Urfa bölgesine yerleştiklerini biliyoruz.  O dönemde ayakta olan Ermenistan Krallığı ile de iyi ilişkiler kurulduğu tahmin edilebilir. Ancak şu var ki, 11. yüzyıla kadar kaynaklarda bölgemizdeki Ermeniler hakkında bilgi yoktur.

11. yüzyıla ait bölgemizin tarih kaynaklarında isimleri geçmektedir. Bu dönemde Urfa’da yaşamış olan Ermeni Papaz Mateos’un Vakayinamesi bölgenin tarihi için çok önemli bir kaynaktır. 

Bölgemiz hâkimiyetini ellerinde tutan Bizanslılar ve Selçuklular zamanında şehrin yönetiminde geçici olarak görev almışlardır. Bizanslıların Antakya valisi olan Filaretos Brachamios adlı bir Ermeninin, Malazgirt Savaşı’ndan sonra Bizans’ın Anadolu’daki egemenliğinin giderek çökmekte olduğunu görmesi üzerine topladığı kuvvetlerle Maraş bölgesine yerleşerek bağımsızlığını ilan ettiğini görüyoruz. Filaretos, kısa zamanda Maraş-Urfa arasındaki yerleri, Samsat ve Malatya’yı da kendi sınırlarına kattı. Bölgede hâkimiyetini genişleten Filaretos, Vasil adındaki bir komutanını Urfa’ya gönderir ve kenti 6 ay boyunca kuşatır. Sonunda kent Vasil’e teslim olur. Filaretos’un Urfa’daki hâkimiyeti (1078-1087) 9 yıl sürer. Bu süre içinde kenti onun adına idare eden dört valiyi görüyoruz. Ne yazık ki 9 yıllık bu dönem Urfa için istikrarsızlık, zulüm, talan ve ayaklanma getirmiştir.

Filaretos, 1085 yılında Antakya’yı Süleymanşah’a kaptırdı ve Maraş’a çekildi. Selçuklu kuvvetlerinin Diyarbakır ve çevresini zapt ettiklerini gören Filaretos, sıranın kendisine de geleceğini anladığından barış istemek üzere Melikşah’ın huzuruna çıkmak üzere Urfa’dan ayrıldı. Huzura çıkan Filaretos, Urfa’daki valisinin öldürülmesi üzerine korktu, bütün ümitlerini kaybetti ve kurtuluş yolu olarak İslam dinini kabul etti. Sultan da Maraş’ın idaresini ona verdi. İki yıl sonra da Urfa, Emir Bozan’ın kuşatmasıyla Büyük Selçukluların eline geçti.

1087 yılında başlayan Büyük Selçuklu hâkimiyeti 7 yıl sürdü. 1094 yılında Suriye ve Filistin Selçukluları arasında el değiştiren Urfa, Melik Tutuş tarafından Ermeni asilzadelerden Toros’a verildi. Toros, Tutuş’un adına kendi idare edecekti. Fakat bir yıl sonra Toros usta bir siyasetle, kentin tümüne hâkim olmayı başardı. 1098 yılında Urfa’da Haçlı Kontluğu kuruluncaya kadar Urfa’nın hâkimi Ermeni Toros idi.

Haçlılar, Urfa Ermenilerinin desteğiyle 1098 yılında Urfa’da bir Haçlı Kontluğu kurdular. Kontluğun süresi 1144 yılında yıkılıncaya kadar 48 yıldır. 1122 yılında kont I.Joscelin de Courtenay’ın Türklere esir düşmesinden sonra, Antakya’ya bağlanan Urfa, daha sonra Urfalı asilzadelerden Prens Vasil’e verildi. Şu anda ayakta duran ve Kent Müzesi fonksiyonu verilen Mahmutoğlu Kulesi bu dönemde yapılmıştır. Haçlı Kontluğu 1144 yılında Musul Atabeyleri Zengiler tarafından ortadan kaldırılmıştır.

12. yüzyıldan 16. yüzyılın ilk çeyreğinde bölgemizin Osmanlı hâkimiyetine girişine kadar, kaynaklarda Ermenilerle ilgili herhangi bir olaya rastlanmamıştır.

Urfa, 1517 yılında Osmanlı hâkimiyetine girdi ve 1518 yılında ilk tahrir yapıldı. Bu tarihte Ermeniler 300 hane ve 42 mücerred (Osmanlıda, 20 yaşını geçmiş vergiye tabi bekâr) ile şehirdeki en kalabalık gayrimüslim cemaat idiler. Bu rakam 1523’te 304 hane ve 88 mücerrede yükselmiştir. Ermeniler 1566’da 827 hane ve 203 mücerrede ulaşmışlardır.

1895’te yapılan bir sayımda Urfa nüfusu 60.000’dir. Nüfusun 20.000’i Ermeni, 4.000’i Süryani Katolik, Rum Katolik, Marunî ve Musevi, 40.000’i ise Türk, Kürt ve Arap idi.

XX. Yüzyılın başlarında merkez kazadaki toplam 51 mahalleden Kenise-i Kebir, Tel-Futur, Esb Pazarı ve Bıçakçı mahalleleri Ermenilerin yaşadıkları yerler idi.

Urfa Mutasarrıflığının merkez nezarete gönderilmek üzere hazırladığı 10 Aralık 1916 tarihli Urfa sancak merkeziyle Birecik, Suruç, Harran ve Rakka kazalarından sevk sonrasında kalan Protestan, Katolik ve Ermenilerin miktarını gösteren cetvelde ise Urfa Merkez kazada 1.314 Ermeni gözükmektedir. Bu cetvelden anlaşılacağı üzere 1916 yılında Urfa ve kazalarında tehcirin uygulanmasından sonra kalan Ermeni miktarı 8.850’dir.

Tehcir edilenlere yaşadığı bölgelere geri dönme izni verilince Urfa’ya da geri dönüşler yaşandı ve Urfa’nın Ermeni nüfusu tekrar arttı. Nitekim Birinci Dünya Savaşı sürerken, 1917 ilkbaharında Osmanlı topraklarının paylaşımı amacıyla İngilizlerce, vilâyet ve sancakları esas alan bir nüfus çalışması yaptırılmıştır. Bu çalışmada ise Urfa’daki Ermeni nüfusu 21.000 olarak gösterilmektedir.

III. 1895 İSYANI

28 Ekim 1895 Pazar günü Urfa eşrafından ve Attar esnafından Birecikli İsmail bin Mehmet’in Ermeni sarraf Boğos’u öldürmesiyle başladı. Olayı haber alan Ermeniler karakol önünde toplanarak olayı soruşturmak istediyse de sonuç alamayınca karakolun penceresini kırarak karakolu işgal ederek İsmail’i dört yerinden bıçakladılar. Sonrasında jandarma ve nizamiye askerleri yetişerek daha da çoğalmış olan Ermenilerin yeni bir vukuat işlemelerine mahal vermeden İsmail’i hükümet konağına götürdü. Fakat aşırı kan kaybından İsmail hayatını kaybetti. Bu durum Müslümanlar ile Ermeniler arasında büyük bir gerginlik yarattı ve gerginlik kısa zamanda Müslüman-Ermeni çatışmasına dönüştü. Olayların büyüme ihtimaline karşı altmış kişilik askeri birliğin yeterli olamayacağı düşüncesiyle, redif kuvvetlerinden olmak üzere 200 kişilik takviye birlik çağırıldı.

Karakol baskınından sonra Ermeniler, Ermeni mahallesinde daha önceden temin ettikleri silahlarla büyük bir savunma hattı oluşturup Pazartesi sabah saat 5 sularında devriye gezen jandarma süvari birliklerine ateş açtı.

Ancak jandarmanın onlara ateşle karşılık vermesi üzerine çıkan çatışmalarda Müslümanlarda dört ya da beş, Ermenilerden 27 kişi hayatını kaybetti.

Olaydan bir gün sonra olay yerine ulaşan Mutasarrıf Hüseyin Paşa, Ermenilerden kendilerine yabancılar tarafından gönderilen 1800 martini tüfek ile karakol baskınında suçlu görülen yirmi Ermeni’nin teslimini istedi. Aynı şekilde Müslümanlardan da ellerindeki silahların alınacağını, aksi takdirde kendilerini himaye edemeyeceklerini bildirdi. Fakat Ermeniler silah ve suçluları teslim etmeyip Pazartesi saat bir buçuk iki civarında tekrar toplanıp çarşıya gelerek Müslümanların dükkânlarına saldırdılar. Bunun üzerine sayısız Müslüman Kürt ve Arap çarşıya gelerek Ermeni dükkânlarını yağmalamaya başladı. Mutasarrıf bu yağmaya izin vermedi ve Ermeni dükkânlarını yağmaladıkları için on beş Müslüman’ı tutuklattı. Müslümanların evleri tek tek aranarak Ermenilere ait malları kendilerine verilmek üzere toplattı.

Daha sonra direnişi bırakıp hükümet konağına sığınmak isteyen masum Ermeni kadın ve çocukları mahalleden alınarak korumaya alındı ve mahalle kuşatma altına alındı. Direnişleri 28-29 Aralık 1895 tarihine kadar devam eden Ermenilere o gün müdahale edildi. Fakat askerler Tılfındır Tepesi’nde toplanmış olan binlerce Müslüman’ı engelleyemedi. Çarpışmalar öğleden sonra üç buçuk gibi sona erdi ve Müslümanlar geri çekildi.

Çarpışmada birçok insan hayatını kaybetti. Olaylardan 15 gün sonra yağmalanan mallarının iadesi için Ferik Ahmet Lütfi Paşa Urfa’ya geldi ve bir komisyon kurdu. Daha önce Müslümanların evlerinden toplanmış olan Ermenilere ait çeşitli eşyalar Ermeni Kilisesine teslim edildi.

IV. 1915 İSYANI

1915 Yılı isyanı bir öncekine göre daha büyük çaplı olmuştur. Meşrutiyetin ilanından beri Ermeni Taşnak ve Hınçak Komitelerinin Urfa’da aktif gizli örgütleri vardı. Kirakos Derdzakian ve Karabet Kardashian gizli bir örgüt kurup Urfa isyanı için para ve silah toplamaya başladılar. Bu isimler Urfa Apostolik Kilisesi papazı Vardapet Artavazd Kalenderyan’a baskılar yaptılar. Başlangıçta bu komiteye direnen Kalenderyan, sonrasında baskılara direnemedi ve isyana yeşil ışık yaktı. İsyan hazırlıkları sürerken misyonerler ve yabancı görevliler de boş durmadı. Ayrıca Rus İşgali haberleri de Ermeni çetecileri morallendirmek için papaz ve misyonerler tarafından kullanılan başka bir yöntemdi. Urfa İsyanı süresince Papaz Sogomon, Rusların Diyarbakır’a varmış olduklarını, iki gün içinde Urfa’ya varacaklarına dair yalan haberler uyduruyordu.

19 Ağustos 1915 tarihinde başlayan isyanla birlikte Papaz Sogomon’ın isteği ve Mıgırdıç’ın emriyle Ermeniler mahallelerinde barikatlar inşa etmeye başladılar. 29 Eylül’e kadar süren barikat kurmalar Türk mahallesine bakan pencerelere kum torbaları doldurulması ile son buldu. İlk kıvılcım 29 Eylül gecesi Kilise sokağındaki Sandırcıyanların evinden 40 el silah sıkılması ile başladı.

Olayı incelemek üzere ertesi sabah jandarmalar adı geçen eve geldi, evin kapıları ve pencereleri kapalı olduğu için jandarmalardan üçü evin damından içeri girmeleri ile vurulmaları bir oldu. Bir jandarma olay yerinde öldü, diğer ikisi yaralı halde kurtarıldı. Bir anda Kilise çanları çalmaya başladı ve Ermeni türküleri Mıgırdıç ve arkadaşları tarafından söylenmeye başlandı. Mıgırdıç ve arkadaşları orada bulunan jandarmaları etkisiz hale getirdikten sonra mahallenin yakınında stratejik öneme sahip birkaç Müslüman evini ele geçirdi ve direnenlerden on kadını öldürdü.

Bir sonraki gün Türklerin saldıracağı çok açık olduğundan Ermeniler yeni önlemler alarak savunmayı güçlendirdiler.

Urfa’ya yakın birlikler de bölgeye sevk edildi. Bu arada polis ve jandarmanın azlığı nedeniyle bölgeye toplanan gönüllüler Ermeni mahallesine girmek istediler. 1 Ekim sabahı büyük bir kalabalık Su Meydanı, Alman Halı Fabrikası ve Balıklıgöl tarafından mahalleye hücum etti. İlk zafer Ermenilerin oldu. Çoğu deneyimsiz ve silahsız gruptan 450 kadar kişi öldü ve Ermeniler saldırıdan sonra evlerine geri çekildiler. Mığırdıç tüm mahalledeki siperleri gezdi, din adamları rehavete yahut ümitsizliğe kapılanları cesaretlendiren konuşmalar yaptılar. Mıgırdıç bombalı bir grubu gizlice kilisenin damına gönderdi ve iki ateş arasında sıkışmış durumda olan Türklerin üzerine bombalar atıldı. Sabaha doğru 100 kadar Türk öldüğü tespit edilmişti.

Bu savunmaların ardından bölgeye 3 Ekim Perşembe sabahı iki topla Balıklıgöl tarafından top atışı başlatan Türkler, gece de açılan yarıktan içeri girmeye kara verdiler fakat aynı planla Ermeniler yine çatılardan açılan ateşle 100 kadar Müslümanı öldürdü. 4 Ekim günü ortalık ölüm sessizliğine bürünmüştü. Türk tarafı saldırılara ara verip top atışları yaparak Fahri Paşa’yı bekleme kararı aldı. 6 Ekim günü topçuların gelmesiyle büyük sevinç yaşayan halkın sevinci yarım kaldı. Çünkü Kör Sako isimli çeteci ile dört arkadaşı kalabalığın arasına karışmışlar ve topçu subaylara suikast girişiminde bulundular. Toplardan birinin anahtarını bozabildiler ve gerisingeri Ermeni mahallesine geri kaçtılar. Bir sonraki gün Fahri Paşa ile Mığırdıç mevziler arasında birbirlerine seslenerek görüştüler. Bu görüşme de olumsuz sonuçlanınca aynı günün öğle vaktine doğru toplara atış emir verildi. 8 Ekim günü Mığırdıç ve arkadaşları Türk askeri kıyafetleri giyerek gece vakti bir suikast düzenlediler ve askerleri bir süre daha durdurdular. 10 Ekim gününe kadar çatışmalar devam etti ve 11 Ekim günü çatışmalara bir gün ara verildi. 13 Ekim günü tekrar başlayan çatışmalar 16 Ekim’e kadar devam etti ve en sonunda kadınlar ve çocuklar Osmanlı yetkililerine teslim edilerek isyan bastırıldı.

V. İNGİLİZ İŞGALİ VE ERMENİLERİN TUTUMLARI

İşgal başlamadan önce Urfa’da Nusret Bey mutasarrıflık görevinde, Binbaşı Ali Rıza Bey ise Jandarma Alay Komutanıydı. Osmanlı İmparatorluğunun I. Dünya Savaşından yenilgiyle ayrılmış olması vilayetin ticaret hayatına büyük bir darbe indirmiş, ordu için hububat alıp satan tüccar ve komisyoncular ticaretten çekilmişlerdi. Dolayısıyla çiftçilikle geçinen şehir halkı ekonomik sıkıntı içerisindeydi. İngiliz Ordusunun hiçbir mukavemetle karşılaşmaksızın Halep’e girmesi Urfa’nın ticaretine inen ikinci darbeydi. Çünkü Halep, Urfa sancağının tarım ve hayvancılığa dayalı ihracat merkezi idi. İngilizlerin Halep işgali ticaretle uğraşanların Halep’le olan ithalat ve ihracatını imkânsız kılıyordu.

Halep’teki Osmanlı kuvvetlerinin Antep’e çekilmesi ve Ordu’nun terhis edilmesi, içinde Ermeni fedaileri barındıran, İngiliz ordusunun Urfa’ya gireceği fısıltıları halk üzerinde derin ümitsizlik ve korkuya sebep oluyordu. Rus işgali sebebiyle 1916 yılında Van, Muş, Bitlis illerinden birçok insan Urfa’ya göç etmişti. 1917’deki kıtlık sebebiyle birçok salgın hastalık şehirde ölümlere neden olmuştu. Urfa yöresinde hayvancılıkla uğraşan, konar- göçer hayat tarzında yaşayan birçok aşiret vardı. Savaşlar sebebiyle güçsüz düşen jandarma, bu göçebe aşiretler üzerinde fazla etkili olamıyordu. Devlet otoritesi zayıfladığından aşiretler arasında kan davaları ve rekabetler yaşanıyordu. Özellikle İngilizlerin bölgeye gönderdiği ajanların Kürtçülük ve Arap milliyetçiliğini körükleyen propaganda faaliyetleri halkın büyük kesimi tarafından kabul görmese de, bazı aşiretlerin zihnini bulandırmada etkili oluyordu.

İngilizler Urfa’ya Jakob Künzler’in çağrısı üzerine 5 Şubat 1919’da geldiler. Gelenler bir Albay komutasında bir miktar asker ve üç otomobilden ibaretti. Ancak gelenler çok duramadı. İngilizlerin bu ilk işgali VI. Ordu Komutanı Tuğgeneral Ali İhsan Paşa’nın yoğun diplomatik çabaları neticesinde çok sürmedi ve İngilizler birkaç gün sonra Cerablus’a geri çekildiler. Ancak İngilizler bu gidişi sadece geçiciydi çünkü gitmeden evvel Urfa’yı işgal etmek için ihtiyaç duyacakları bahane için Ermenilerle anlaşmışlardı.

İngilizler, Künzler’in daveti üzerine Urfa’ya ilk geldikleri günün akşamı Künzler’in evinde Ermenilerle bir toplantı yaptılar. Ermeni Cemaati adına Efraim Jernazyan ile İngiliz Yüzbaşı Sharkey arasında geçen görüşmede Yüzbaşı Sharkey, Jernezyan’a Urfa’yı işgal etmek istediklerini fakat Mondros Mütarekesi hükümlerince Urfa’yı işgal edemediklerini ancak Ermenilerin İngilizlerin yardımını talep eden bir dilekçe hazırlayıp Halep’te bulunan bölgedeki İngiliz temsilcisi Kumandan Mark Sykes’a sunmaları halinde İngilizlerin Urfa’yı işgal edebileceklerini ve Urfa’ya da Sykes’ın bu talebini Ermenilere bildirmek üzere geldiklerini anlattı.

Ermenilerden istedikleri mazbatayı alan İngilizler Mondros Mütarekesinin 7. maddesine dayanarak Urfa’yı 7 Mart 1919’da işgal etti. İngilizler Urfa gelir gelmez Mutasarrıflık binasına yöneldiler. Alman Hastanesi doktoru Jakob Künzler Mutasarrıf ve İngiliz komutan arasında tercümanlık yapması için Hükümet konağına çağırıldı. İngiliz işgal kuvvetleri komutanı Beddy Urfa mutasarrıfı Nusret Bey’i yanına çağırtarak kendilerini niçin karşılamadığı hususunda sert bir dille azarladı, ancak Mutasarrıf Nusret Bey büyük bir cesaretle: Haksız yere memleketimizi işgal eden bir kuvveti karşılamak bir Türk mutasarrıfına yakışmaz. Misafir olarak gelmiş olsaydınız sizi Birecik’te karşılardım demiştir. Nusret Bey işgalden hemen sonra İngilizlerin baskılarıyla İstanbul hükümetinin emriyle tehcirle ilgisi olduğu bahane edilerek İstanbul’a çağrılmış yerine daha sonra Urfa kurtuluş mücadelesine etkin olarak iştirak eden Mutasarrıf Ali Rıza Bey atanmıştır.

Hükümet konağında bir süre görüşüldükten sonra İngiliz Komutan Beddy, Mutasarrıf Nusret Bey’den 800 askeri ve kendisi için kalacak yer temin edilmesini istedi. Mutasarrıf İngiliz askerler için o sıra boş olan Süvari Kışlasını ve İngiliz Komutan için de İsviçreli Vischer’in evini önerdi. Künzler ile beraber Mutasarrıf ve İngiliz komutan Bedy otomobile binip süvari Kışlasına gittiler. Polisler ise otomobili koşarak takip ediyordu. İngiliz komutan Süvari Kışlasını beğenmedi ve askerleri için başka yer istedi bunun üzerine Künzler Gureba Hastanesini önerdi. Oysa hastanede hastalar vardı. Ancak bu İngiliz Komutanın pek de umurunda değildi. Hastanedeki hastalar dışarı atıldı ve İngiliz işgal askerleri buraya yerleştirildi. Ancak İngiliz askerlerinin tümü hastaneye sığmadı bunun üzerine İngilizler hastaneye yakın olan içinde kırk kişinin barındığı Mahmut Nedim Efendinin konağını zorla boşaltarak buraya da yerleştiler. Kumandan Beddy ise Vischer’in evine yerleşti.

1915 yılındaki isyandan sonra Urfa Ermenileri Halep ve havalisine tehcir ettirilmişti. İşte bu bunların bir kısmı, İngilizler Urfa’yı işgal ettikleri sırada, asker kılığıyla ve onlarla beraber şehre geldi ve Ermeni gönüllülerini oluşturdu. Bu gönüllülerin sayısı 200 civarındaydı. Ermenilerin İngilizler ile beraber Urfa’ya gelmeleri ve bazı onur kırıcı davranışlar içerisinde bulunmaları Urfa halkının moralini oldukça bozdu ve ortamın gerginleşmesine neden oldu. İngilizler Urfa’daki işgallerini devam ettirebilmek için Ermenileri kullanmaya devam etti. Şehirde yaşayan çoğu Ermeni de asayişsizlik havası yaratabilmek için birçok eylemlere girişti. Mayıs ayında birkaç günlük ara ile Ermeniler durup dururken çarşıda dükkânlarını kapatıp ve korku ve telaş içinde mahallelerine kapandılar. Zaman zaman kilise çanlarını çalarak tüm şehre panik havası vermeye çalıştılar. Ayrıca Ermeniler, İngilizlere daha fazla taraftar bulabilmek için ajan kılığıyla aşiretler arasında dolaşarak İngilizler ile bazı aşiretler arasındaki bilgi alış verişini sağladılar. Dışardan gelen Ermeni gönüllüleri ise genellikle Ermeni mahallesinde, Ermeni gençlere silah eğitimi yaptırarak vakit geçiriyorlardı. Ermenilerin pek çoğu kurtuluş gününün geldiğine inanarak sevinçli bir bekleyiş içerisinde hazırlık yapıyordu.

İngilizler, 1919’un temmuz ve ağustos aylarında Halep’ten vagonlar dolusu yiyeceği getirerek Urfa Livasına bağlı demiryolu istasyonlarına yığdılar. Bu erzakın daha sonra Ermenilere dağıtıldığı görüldü. İngilizler, bu yiyecekleri yöredeki fakir halka ve Ermeni dul kadınlarıyla çocuklarına dağıtarak çevrede sempati toplamaya çalışıyorlardı. İngilizlerin çevrede sempati kazanmak için yaptıkları sadece yiyecek dağıtmak değildi. Aynı zamanda Urfa’daki hapishanede çeşitli suçlardan hüküm giymiş Ermenileri de serbest bıraktılar.

VI. FRANSIZ İŞGALİ VE ERMENİLERİN TUTUMLARI

İngiltere ve Fransa, Suriye ve Kilikya işgal kuvvetlerinin karşılıklı değişimi hakkında 15 Eylül 1919’da antlaşma imzaladı. Bu antlaşma tarihe Suriye Antlaşması olarak geçmiştir.

Urfa işgal komutanı Yüzbaşı Sajous, 30 Ekim 1919’da otomobillerle şehre girip şehri işgal etti. Fransızların Urfa’ya girişleri sırasında bazı askerlerin Türkçe şarkı söylemesi aralarında Fransız üniforması giymiş bir kısım Ermenilerin de olduğunu gösteriyordu. Fransızlar, İngilizlerden farklı olarak Urfa’yı işgal ettikten sonra her konuda iç işlerine müdahale ettiler. Telgrafhaneye makineli tüfek yerleştirerek her türlü şifreli muhabereyi yasakladılar.

Fransızlar sonraki günlerde baskılarını artırıp birçok konuda Müslümanlara yasaklar getirdiler. Jandarma komutanını görevinden zorla uzaklaştırdılar. Bu olaylar karşısında Urfalı Müslümanlar Fransızlara karşı direniş kararı aldı. Daha İngiliz işgali sırasında kurulmuş olan Urfa Kuvayı Milliye Teşkilatı kısa sürede teşkilatlanmasını tamamladı. Urfa’da yaşayan Müslümanlar ve civar aşiretlerden oluşan Urfa Kuvayı Milliye Teşkilatı yeterli sayıya ulaşıp silah ve cephane bakımından hazırlıklarını tamamladıktan sonra 8 Şubat’ta 1920’de Fransızları kuşatıp Urfa’yı terk etmelerini istedi. Kuşatma yaklaşık olarak iki ay sürdü. Fransızlar dışardan hiçbir şekilde yiyecek elde edememelerine rağmen kuşatmaya iki ay kadar dayandılar.

İki ay süren kuşatma sonunda Fransızlar 9 Nisan Cumartesi günü Urfa’dan geri çekilme kararı aldılar ve Ermenilerden açlıklarını bahane ederek, Urfa’dan ayrılmaları için kendilerine yardımcı olmalarını istediler. Bunun üzerine Ermeniler, Mutasarrıf Ali Rıza Bey’e bir mektup yazarak görüşmek istediklerini bildirdiler. Ermenilerin görüşme talebi kabul edildi ve içinde Kuvayi Milliye kumandanı Ali Saip Bey’in de bulunduğu bir heyet Ermeni cemaati adına Doktor Beşliyan ve Ermeni milletvekili Mihran ile görüştü. Görüşmede Ermeniler açlık çektiklerini yiyeceklerinin tükendiğini ve zor durumda kaldıklarını bildirdiler. Bu nedenle de kendilerine erzak verilmesini istediler. Türk tarafı yiyecek verilmesinde herhangi bir sakınca bulunmadığını ancak, Urfa’da yaşayan Türk ahalinin de aynı durumda olduğunu ve aylardan beri şehre çok az malın girdiğini ve Fransızlar Urfa’yı terk etmedikçe bu durum aynen devam edeceğini bildirdi.

Ermeniler görüşmede konuşulanları Fransızlara iletmek için Fransızlarla görüşebilmeleri için kendilerine izin verilmesini istediler ver kendilerine istedikleri izin verildi. Aslında Ermenilerin henüz 35 günlük yiyecekleri vardı. Ancak Fransızlar onlardan Türk tarafıyla görüşerek, açlıklarını bahane etmelerini istemişlerdi. Ermeniler de Fransızların bu talebini kabul etmiş ve Türk tarafıyla görüşmüşlerdi. 7 Nisan 1920 günü Doktor Beşliyan ve Mihran Ermeni cemaati adına Fransızlarla görüşmeye gitti. Görüşmede Fransız kumandan Sajous Ermenilerden Türk tarafına gidip Fransızların kendilerinin ricasını kabul ettiklerini ve Urfa’yı Ermenilerin daha fazla açlık çekmemeleri için Urfa’yı terk etmeye karar verdiklerini bildirmesini istedi. Böylece Fransızlar Urfa’yı Ermeniler için terk etmiş olacak ve kendilerinin de gururu kırılmamış olacaktı. Ancak Ermeniler bu durumun Müslümanlarda, “Fransızlar Ermeniler için Urfa’ya geldi ve yine Ermeniler için Urfa’yı terk ediyor” düşüncesinin doğmasına sebep olacağını düşünüp Fransızların teklifine temkinli yaklaştı. Ermenilerden istediği cevabı alamayan Fransızlar, İsviçreli Doktor Vischer’i araya koyarak 8 Nisan günü Mutasarrıf Ali Rıza Bey’e bir tezkere gönderdiler. Bu tezkerede Fransızlar, Ermenilerin daha fazla açlık sıkıntısı çekmemeleri için Urfa’yı bazı şartlar dâhilinde terk etmeye karar verdiklerini bildirdiler. Türk tarafı, şehrin ileri gelenlerinin yerine bir Jandarma müfrezesinin Fransızlara eşlik etmesini karara bağlayarak Fransızların tüm isteklerini kabul etti. Fransızlar da Türk tarafının 6. madde ile değişiklik talebini kabul edince antlaşma sağlandı. Fransızlara yüklerini taşımak için duydukları 60 deve ve 25 yük hayvanı iki gün içinde tedarik edildi ve Fransızlar 11 Nisan 1920 sabahı, şafakla birlikte Urfa’yı terk etti. Böylece, Urfa’da 5 ay 10 gün süren Fransız işgali sona ermiş oldu.

Fransızlar Urfa’yı işgal ettikleri sırada Fransız üniforması giymiş birçok Ermeni’yi de beraberlerinde getirmişti. Urfalı Ermeniler de Fransızların Urfa’ya gelmesini sevinçle karşıladı. İşgalin ilk Pazar günü kilisede Fransızlar şerefine bir yemek verdiler. Aralık ayına doğru Urfa Askerlik Şubesi’nin işgal emrini veren Fransız kumandan Yüzbaşı Sajous her konuda Hükümet işlerine müdahalesini arttırarak, Urfa’daki tüm memurların nerelerde çalıştıklarını ve özgeçmiş bilgilerini istedi. Yüzbaşı Sajous 14 Aralık da bir muhtıra yayınlayarak Urfa Merkez Jandarmasının 90 kişi azaltılmasını ve süvarilerin de 349 kişiye çıkarılmasını talep etti. O sıra Mutasarrıflık için jandarma süvarisini 349 kişiye çıkartmak imkânsızdı. Bunun bilincinde olan Sajous’nun niyeti Ermeni jandarmalar kaydedip görevlendirmekti. İşgali kalıcı hale getirmek isteyen Fransızlar Urfa’da asayişsizlik havası yaratmaya çalıştı. Bunun sağlamak için de Ermenileri kullandılar.

17 Ocak günü sabah saat 10 civarında Ermeniler sebepsiz yere önce dükkânlarını fark edilmeyecek şekilde birer ikişer kapattılar. Daha sonra çarşıdaki ve sokaktaki tüm Ermeniler panik halinde koşup mahallerine kapandı. Müslüman halk ise Ermeniler bunları yaparken şaşa kalarak dükkânlarını açık olduğu halde bırakıp gitmek isteyenlere elinden gelen yardımı yapmaya çalıştı. Sonraki bir hafta boyunca hiç bir Ermeni ne çarşıda ne sokakta görülmedi. Bu tür olaylar Fransız işgali boyunca birkaç defa tekrarlandı. Çarşıdaki Ermeniler birden bire ‘‘kaç, kaç’’ sesleri içinde dükkânlarını kapayıp kargaşa çıkarttıktan sonra dükkânlarını tekrar açtılar. Ermeniler bu oyunları sıklıkla tekrarlayıp hatta bazı günler güvenlik gerekçesiyle iş yerlerini hiç açmadılar. Olaylardan sonra Fransız Kumandanı Mutasarrıf ve Jandarma komutanını çağırtıp bunun nedeni soruyor ve güvenliğin sağlanamadığını iddia ediyordu. İşgal uzadıkça Fransızlar ile Ermeniler arasındaki yakınlık arttı. Hapisteki mahkûm Ermenileri de serbest bırakan Fransızlar köylerde oturan Ermenilerin de şehre nakledilmesi için Mutasarrıfa baskı yaptılar. Bundan cesaret alan Ermeniler gün geçtikçe yaptıkları taşkınlıkları artırdılar, Fransız askerleriyle sarhoş bir halde dolaşıp kadınlara sarkıntılık etmeye başladılar. Bunu yaparken de aslında bu kadınların Hıristiyan olduklarını, Türkler tarafından zorla Müslümanlaştırıldıklarını ve çarşaf giydirildiklerini anlatıyorlardı.

Fransızlar şehirde kendi jandarma teşkilatını kurmaya karar verince Ermenilerden bazıları elli madeni para karşılığında Fransız üniforması adı altında jandarma olarak yazıldı. Fransızlar daha da ileriye giderek Ermenilerden 1200 kadar kişiyi silahlandırarak Türklere saldırttı.

Ermenilerin Fransızlar için yaptığı bir diğer önemli hizmet de casusluktu. Ermeniler Türklerle Fransızlar arsında çarpışmalar başlamadan önce ve sonra Fransızlara her konuda bilgi sızdırarak onları Urfa’daki milli teşkilatlanmadan ve hazırlıklardan günü gününe haberdar etmişlerdir.

VII. URFA ERMENİLERİNİN SOSYAL HAYATLARI

Urfa’yı Եդեսիա (Yedesya) olarak adlandıran Ermeniler, kendi mahallelerindeki büyük evlerde aynı ailenin üç kuşağı ataerkil bir düzende birlikte yaşıyordu. Fırıncılık, bakırcılık, demircilik, marangozluk, terzilik, dokumacılık, halıcılık ve sarraflık sanatları Ermeniler tarafından yapılıyordu. Ermenilerin yaptığı deve ve fildişinden taraklar çok meşhurdu. Ayrıca Urfa dağlarında bulunan zengin taş madenlerinden dinamitle taş çıkarma ve bu taşları işleme işi de Ermenilerin elinde idi. Ermenilerce kilise olarak yapılan ve bugün Selahaddin Eyyubi ve Fırfırlı Camii olarak hizmet gören binaların içindeki şaheser işçilik görülmeye değer.

Doktorluk veya medikal asistanlık ise yine Ermenilerce icra edilen mesleklerdendi. 1987’de ölen Urfalı halk hekimi/herbalist Vanes (Ohannes Moripek) de Ermeni asıllı idi. Bunun dışında Ermeni asıllı a’ma müzisyen Cırco (Circis Gümüşkalem) ve Bogos, 70’li yıllara kadar Urfalıların düğün ve sünnetlerinde sanatlarını icra etmişlerdir. Cırco ayrıca evlere bile giderek keman ve cümbüş dersleri de vermiştir.

Türklerin büyük çoğunluğu tarım ve hayvancılıkla uğraşırken, ticaretin % 90’ı Ermenilerin elinde idi. Halep altınlarının büyük bir kısmı Urfa’daki Ermeni kuyumcular tarafından işlenmekteydi.

Şehirde aynı mahalleyi paylaştılar, iyi komşuluk ilişkileri kurdular, aynı çarşı ve pazarda esnaflık yaptılar, beraber çeşitli işyerleri işlettiler. Bazı mahallelerde bir Ermeni’nin tüm komşuları Müslüman olabilirken başka bir mahallede bir Müslüman Ermenilerin ortasında yaşayabiliyordu. Aynı meslekleri ve bu mesleklerin icra edildiği çarşıları da paylaşıyorlardı.

Osmanlı Devleti’nde gayrimüslimler devletin hoşgörü ve adalet felsefesine dayalı yönetim anlayışından ve İslam Hukuku’nun toleranslı şartları altında huzur içinde yaşıyorlardı. Ancak devlet zayıflamaya ve dış baskılara karşı koymakta zorlanınca, gayrimüslimler özellikle de Ermeniler kendilerini dışardan gelen telkinlere kaptırdılar ve Müslüman komşularıyla huzur içinde yaşadıkları şehirlerde huzursuzluk çıkarmaya başladılar. Aynı durum Urfa’da da yaşandı.

VIII. ERMENİLERDEN GÜNÜMÜZE ULAŞAN TARİHİ ESERLER

  1. YAZITLAR

Ermenilerden günümüze çok az yazıt ulaşmıştır. Araştırmalarımızda ancak 12 yazıta ulaşabildik. Bunları da kilise, konak, anıt, salon ve mezar yazıtları olarak sınıflamak mümkündür.

  1. DİNİ MEKÂNLAR
  1. Surp Sarkis Manastırı (Hıdır İlyas Kilisesi)

Yakubiye Mahallesi’nde Yakup Kalfa İlkokulu’nun yerinde bulunan ve ne zaman yapıldığı bilinmeyen bu manastır ne yazık ki günümüze ulaşmamıştır. Yabancı gezginlerin arşiv fotoğraflarında görebileceğimiz bu muhteşem yapı iki kubbeli ve iki katlı idi.  1940-50 yılları arasında yıktırılmış olabileceği tahmin edilmektedir.

1644 yılında Urfa’yı gezen Fransız gezgin J.B.Tavernier bu kiliseyi de ziyaret etmiş; kilisede sürekli yanan iki-üç lambanın yakıldığından ve her sekiz günde bir ayin düzenlendiğinden bahsetmiştir.

1844 yılında Urfa’ya gelen İngiliz gezgin ve misyoner papaz G.P.Badger kiliseden bahsederken, bir iç avludan dört basamakla aşağıdaki dört girintili doğal bir mağaraya inildiği ve bu mağaranın da bir yeraltı mağarasına inildiğinde, bu mağarada 8 Hıristiyan azizine ait mezarların bulunduğunu (Aziz Efraim, Aziz Theodoros vs.) belirtmiştir.  Yakup Kalfa İlkokulu bahçesinde yer alan bu mezarlar, 1980 yılında okul bahçesinin genişletilmesi esnasında yıktırılmıştır.

  1. Aziz Havariler Kilisesi (şimdi Fırfırlı Camii)

 Binanın kilise dönemine ait görüntüsü.

Halilürrahman Gölü'nün kuzeyindeki Vali Fuat Caddesi (Büyükyol-Yeniyol) üzerinde 19. yüzyılın ortalarında inşa edilmiş ilk Ermeni Protestan Kilisesi’dir. Bina bir süre Cezaevi olarak ta kullanıldıktan sonra 1956 yılında camiye çevrilmiştir. Kilise camiye çevrilirken güneydeki pencerelerden biri mihrap haline getirilmiş ve güney duvarın ortasında bulunan yarım sütunun önüne taş minber yapılmıştır.

Halilürrahman Gölü'nün kuzeyinde, Vali Fuat Caddesi (Büyükyol-Yeniyol)'nde Cevahir Konukevi'nin karşısında 1850’li yıllarda inşa edilmiştir. Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nde korunan inşa kitabesinin çoğu kırık olduğundan tam tarih okunamamıştır. Kilise zaman içinde “Büyük Kilise” ve “Katedral” olarak ta çağrılmıştır. Bina, Sanatlar Ocağı ve daha sonra Hidroelektrik Santrali olarak kullanılmış ve son olarak 1996 yılında camiye çevrilmiştir.

  1. Germüş Köyü Kilisesi

Şanlıurfa merkez Haliliye ilçesinin 10 km. kuzeydoğusundaki Dağeteği (Germuş) Köyü’ndedir. Kitabesi kaybolduğundan dolayı inşa tarihi bilinmiyor. 19. yüzyılın ortalarında, eski kilisenin üzerine yeniden inşa edilmiş olabileceği tahmin ediliyor.

Kilise günümüzde boştur ve kaderine terk edilmiştir.

  1. KÖYLER VE EVLER

Gerek merkezde ve gerekse Birecik, Suruç, Halfeti ve Bozova ilçelerinde 100 yıl önce birçok Ermeni köyü bulunuyordu. Bu konuda şimdiye kadar bir araştırma yapılmamıştır. Buna rağmen internette üç ilçeye bağlı birkaç köy ismine ulaşabildik.

Merkezde, Germüş Köyü: Urfa il merkezinin 10 km. kuzeydoğusunda yer alan Germüş Dağları’nın, güney eteklerinde çıkan tatlı akarsu kaynakları ve meyve dolu bahçeleriyle ünlü bir köydür. Bu günkü ismi Dağeteği Köyü’dür. Ermeniler köye Gamurc adını vermişlerdi.

20. Yüzyılın başlarında 400 hanede 2 bin Ermeni’nin yaşadığı bilinmektedir. Ermenilerin göçünden sonra hazineye kalan köy, Atatürk tarafından Üceymi Sadun Paşa adlı Irak kökenli Hamidiye paşası bir şeyhe hibe edilmiştir.

Uceymi Sadun Paşa, 9 bin dönümlük arazi üzerine kurulu Germüş Köyü’ne yerleşti. Dört yakın adamı ondan hiç ayrılmadı. Urfa'nın Arap ailelerinden birisinin kızıyla evlenen Uceymi'nin kızı Mübine'den sonra oğulları İsa ve Abbas dünyaya geldi. Kendi çocukları çiftçilikle uğraşırken, kendisiyle kalan en yakın adamlarından zenci Arap Şüleyde Özdemir'in çocuklarının hepsini okuttu. 1960'da Ankara'da 73 yaşında hayata gözlerini yuman Uceymi'nin kızı Mübine Sadun bugün Ankara'da, erkek kardeşleri İsa Sümer ve Abbas Sümer’in çocukları ise babalarının bıraktığı topraklarda yaşıyorlar.

Halfeti: Cibin, Erah ve Aram köyleri. Cibin Köyü (şimdi Saylakkaya), halen bir kısım Ermeni’nin yaşadığı ve Ermeni kültürünün yaşatıldığı önemli bir köydür. Köy hakkında geniş bilgi için şu siteye bkz. www.cibin.de

Bozova: Eski adlarıyla Hoğin ve Hovig köyleri.

Siverek: Eski adlarıyla Karabahçe, Çatak, Mezra, Simak, Harbi, Gori, Oşin, Alis Punar, Nisibin (Azıklı), Çagağ, Meğre, Khirbik köyleri.

Urfa Yeniyol Mahallesi’nde Ermenilere ait yüzlerce ev günümüze ulaşmıştır. Bu konuda bir çalışma yapılmadığından kesin bir rakam vermek mümkün olmamıştır.

Kaynaklar:

Anonim, “Ermeniler”, AnaBritannica Ansiklopedisi, cilt 11, 1994.

Georgeon, François-Paul Dumont, Osmanlı İmparatorluğu’nda Yaşamak, İletişim Yay. İstanbul 2008.

Güler, S.E., Yabancı Gezginlerin Gözüyle Urfa Bölgesi, ŞURKAV Yay. 33, Ankara 2010.

Holmes, Mary Caroline, Urfa’da Ermeni Yetimhanesi 1919–1921, Yaba Yayınları, İstanbul 2008.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Urfa_%C4%B0syanlar%C4%B1

http://www.defineyolu.com/ermeni-koyleri-ve-isimleri-t63402.html?s=8e76e927ccfa6094c2500a4b2981e3d7&

Işıltan, Fikret.  Urfa Bölgesi Tarihi (Başlangıçtan miladi 825’e kadar) İstanbul 1960.

Kieser, Hans Lukas, Iskalanmış Barış-Doğu Vilayetlerinde Misyonerlik, Etnik Kimlik ve Devlet 1839–1938, İletişim Yayınları, İstanbul 2010.

Kürkçüoğlu, A.C., İnançlar Diyarı Şanlıurfa/Şanlıurfa Land of Faith, Ankara 2000.

Merçil, Erdoğan, “Selçukluların Anadolu’ya Gelişlerinden Haçlı Seferlerinin Başlangıcına Kadar Urfa’nın Durumu”, Belleten Dergisi, (1988) 203: 461-474.

Özşavlı, Halil, Urfa Ermenileri (Sosyal-Siyasi ve Kültürel Hayat), Gazi Kitabevi Yayınları, Ankara 2013.

Sevim, Ali, Suriye ve Filistin Selçukluları Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1989.

Süryani Mihail, Süryani Keşiş Mihail Vakayinamesi, Türkçeye tercüme Hrant D.Andreasyan, 2 cild, Türk Tarih Kurumu basılmamış nüsha. 1944.

Urfalı Mateos.  Urfalı Mateos Vak’ayinamesi (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162), Türkçeye terc. H.D. Andreasyan,Türk Tarih Kurumu Yay. Ankara 1987

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner4

banner17