Dost kelimesinin hayata geçmesinin en önemli yanı, kişilerin birbirlerine karşı yaptıkları tavır ve davranışlardır. Karşılıklı fedakarlıklarıdır, aralarındaki sevgi bağının çok yüksek olmasıdır. Kimi zaman birlikte oldukları vakit tadılan, zevkin, duyulan hazzın doruğudur. Bu nedenle sohbet ve ona eşlik eden çay, adına şiirler, şarkılar, methiyeler düzenlenmiştir. Çünkü, sohbet ve çay dostluk ortamının vazgeçilmez ana unsurlarıdır. Bu ortamlarda yaralar sarılır, dertler dinlenir, paylaşımlar yapılır, omuz, omuza her sıkıntıya katlanılır. Dostluk o kadar belirgin bir şekilde kendini gösterir ki; etrafında görenler, tanıyanlar, bu ilişkiye gıpta ile bakarlar. Neden, her iki tarafta bunun ALLAH rızasının gereği olduğunu bilir.  ALLAH’IN koyduğu sınırlarla dostluk ilişkileri belirlenmiştir. Amaç bu kadar güçlü, sevgiler karşılıksız olunca, dostların arasındaki bağı varın siz düşünün…Atalarımız bir fincan Kahvenin kırk yıl hatırı var demişler, boşuna da dememişler. Kadim dostluklar tarif edilmiş. Dostluklar mevsimlik te olmamalı, Dostlukta ifrat tefrite dikkat edilmeli, Kusursuz dost arayan dostsuz kalır ilkesi benimsenmeli Dostluklar pazara kadar değil, Mezara kadar olmalı, gerçek dostluk Ahiretin de azığıdır. Dostluk gül gibidir gülü seven dikenine katlanır…

Bir dostunuza olan sevginizin, ölçüsü ne kadardır bunu insanın kendisinden başkası bilemez. Bazen ölçü kaçırıldığı zaman, karşıda ki insan eğer, engin mertebeye sahip değil ise şımarık ve kibirli olur dostluktan eser kalmaz. Dost bildiklerimizden çoğumuz kazık yemişiz ve ihanete uğramışız. Siz onlar için her sıkıntıya katlanıp nazlarını ve yeri geldiği zaman yüklerini çekersiniz, lakin onlar dirhem kadar sizin dertlerinize derman olmazlar, iyi niyetinizi suiistimal ederler. Lütfen kimseyi kandırmayalım… Bizler çok iyi dostuz diyerek, sadece kendinizi aldatmış olursunuz… İnsanın, diğer insana karşı olan tavrını, davranışlar ve hareketlerini iyi analiz etmek gerekir. Ona olan güveni, dostluğunuzu, söz ile değil, davranışlarınızla sergilemeniz gerekir. Çünkü, söz uçar gider… Dostluk ve davranış kalır… Hele hele bu devirde dostluğun gereklerini yerine getirmek çok zor çünkü iyi niyetli saf temiz insanlar hep kullanılıyor ve ne acıdır ki kaybeden insanlık oluyor. Şu fani Dünya da en çok darbe yediğimiz dost bildiklerimiz değil mi? Herkes kendini ve dostlarına elinden geldiği halde zerre kadar bir fayda sağlamadıklarını çok iyi bilir…

Sözüm onlara ki arpalık yoksa kim olursa olsun yaralı parmağa bile işemezler bunlar şimdi makamlarda saltanat sürüyor olabilirler ancak unuttukları bir şey var, “Mahkeme Kadıya Mülk Olmaz” bu devran biter makam, mevki, saltanat sona erecek etraflarında cirit atıp işlerini yürüten yağcılar ve kıç yalayanlar menfaat bitince gidecekler. Söz konusu kişiler ise vicdanlarıyla baş başa kalıp ölene kadar vicdan azabı çekerler-mi? Ölümden sonrasını ise Allah bilir. Garip gürebanın elinden tutmayıp yandaşları ve yağcıları için seferber olurlar. Fakir fukaranın hakkına girerler bunu örtbas etmek için medya aracılığıyla göstermelik hayır yapar gibi görünürler. Gündemde kalmayı da iyi bilirler nede olsa siyasi ve bürokrasi konularında uzmanlaşmışlar. Kafalarında kırk tilki dolaşır kırkının da kuyruğu biri birine değmez. Çıkarları gereği kimseyi kırmazlar herkese evet derler lakin arpalık gelmeyen işleri asla yapmazlar. Urfalıların deyimi ile tam ŞATIR olmuşlar. Bu mertebeye gelmek için ise çok kurum ve insanı basamak yapmışlar. Ancak ne gariptir ki basamak yaptıkları kurum ve insanlar kullanıldıklarını bildikleri halde hep onların şakşakçıları olmuşlar. Sen dava adamısın, mücahitsin gibi süslü laflarla avutulmuşlar, kandırılmışlar. Ama kendilerinde ise dava adına mücahitlik adına eser kalmamış siyasi ve bürokrasi konusunda tabiri caiz ise kurt olmuşlar. Unutmayalım ki fani hayat bitecek ve herkes Mahkeme-i Kübra da hesap verecek…

İnsan yudum, yudum su içer gibi, dostluğu yudum, yudum doyarak yaşamak ister. Her anın her mekânın tadını çıkarmak ister. Üzerinde kitaplar yazılan, şiirler söylenen, türküler, ağıtlar düzenlenen, dostluk öyle hemen kolay, kolay tadına doyulmayan bir tattır. Doya bilene aşk olsun. Belki de İlahi sırra ermenin ilk merdivenlerinden birisidir. Görecek göz, işitecek kulak, tadacak dil, gereklidir. Sadece anlatmak istediğim, bu sıraladığım ilişkiler içerisinde bulunan insanların birbirlerine hitap ederken kullandıkları dost, kavramının anlamını ve içeriğini bilmemeleridir. İnsanlar, belki de arkadaş, kelimesi yerine, aynı anlama geldiğini sanarak, dost kelimesini kullanmaktadırlar. Kısacası dost kavramının neyi ifade ettiğini bilmiyorlar. Dost arkadaşının göz yaşını, göze hissettirmeden silendir… Kardeş, dost olmayabilir ama dost, her zaman kardeştir… Dost; insanın gıyabında onun hayrı için dua eden ve onun hayrı için adım atandır. Kuru kuruya insanın yüzüne gülen ve kuru kuruya güzel söz söyleyen kimse dost değil; herkestir! Gerçek dost, seni gıyabında eleştirmeyen ve asla aleyhinde konuşmayandır. Gerektiği yerde, seni savunan ve hakkındaki dedikodu ve iftiralara karşı, senin aleyhinde bir an bile “acaba?” diye düşünmeyendir… Rabbim hâlihazırda dost bildiklerimizi samimi dost eylesin kalplerine merhamet koyup dostluğun gereğini yaptırsın inşaAllah. Selamla Kalın Selamette Kalın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner4

banner17