Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane
Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

ZİMMÎLERE (GAYRİMÜSLİMLERE) TANINAN HAKLAR


Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ
7 Mayıs 2012 Pazartesi 17:37

Bediüzzaman, Avrupa için “sefih, muzır, küfür ve küfranı dağıtan bedbaht bir ruh”, Avrupa medeniyeti için de “muzır, sefih, dalaletli, sakim ve pis” ifadelerini kullanmıştır.
Buna rağmen, Batı medeniyetinin temsilcileri durumunda olan ve İslam hukukunda “Zimmî” olarak adlandırılan gayrimüslimlerle iş birliği ve diyalog içinde olmayı hep tavsiye etmiş olması oldukça dikkat çekicidir. Önce “Zimmî” kelimesini açıklayalım:

Zimmî, İslâm’dan başka bir din kabul ederek bu din üzere kalan, aynı zamanda İslâm Devleti’nin tebaası olanlara verilen addır. “Zimmî” kelimesi, “zimmet” kökünden türemiştir. “Zimmet” kelimesi ise, ahd, sorumluluk, sözleşme, koruma ve güvence altına alma gibi anlamlar taşımaktadır. Zimmîlik aynı zamanda dostluk manasına da gelir.
Zira kanun koyucu onların, Müslümanların koruması ve dostluk güvencesi altında olduklarına karar vermiştir. Onlarla yaptığımız anlaşmaya göre İslâm’ın hükümlerine uygun olarak onlara karşı müspet hareket edeceğimize dair söz verilmiştir. Zimmî kelimesi daha çok tebaa olan Hıristiyan ve Yahudiler için kullanılsa bile güvence altına alınma hususunda müşrikler, Budistler, Mecusiler ve diğerleri de Yahudi ve Hıristiyanların konumundadırlar.
Zimmînin karşılığı “harbî” kâfirdir. Harbî olan kâfir daima Müslümanlarla çatışma istidadında bir kişiliğe sahip olduğu için İslam toplumunda hiçbir zaman onlara güvence verilmez.
İslâm, zimmet ehli için birçok olumlu hüküm getirmiştir. Bunlardan bir kısmı şöyle:  Ehl-i zimmet dinlerini terk etmeye zorlanmazlar.  Onlar sadece bir tür vergi olan cizye vermekle yükümlüdürler. Cizyeden başka, vergi adı altında onlardan herhangi bir mal alınmaz.  İslâm, zimmîlere karşı güzel muameleyi emretmiştir. Dolayısıyla onlara nazik davranmak, işlerine yardımcı olmak gerekir. Zimmîlerin mal ve canlarını korumak Müslümanlar üzerine farzdır. Zimmîler, üzerinde bulundukları inanç ve ibadetlerini terk etmeye zorlanmazlar. Ehli Kitaptan olan zimmîlerin kestiklerini yemek ve kadınları ile evlenmek caizdir.  Bu ve bunlar gibi ehl-i zimmetle ilgili pek çok hüküm fıkıh kitaplarında mevcuttur.
Ancak bu hükümlerde Müslümanlarla gayri Müslimler arasında eşitlik sağlanmış değildi. Çünkü İslam hukukunda olmazsa bile, geleneksel uygulama alanlarında yer alan hükümlerin çoğu zimmet ehlinin aleyhinde sayılırdı. Dolayısıyla zimmet ehli olanlar bu uygulamalardan rahatsız oluyorlardı. Meşrutiyetin ilan edilmesiyle birlikte birçok konuda olduğu gibi, Müslümanlarla gayrimüslimler arasında da eşitlik sağlanmıştır. Böylece zimmet sözleşmesiyle Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında başlayan dostluk zemini de meşrutiyetin ilanıyla birlikte, İslam topraklarında yaşayan gayrimüslimlerin lehinde olmak üzere güç kazanmıştır. Artık kimsenin kimseden bir farkı kalmamıştır. Bugün bir Müslüman’ın Almanya’da ne gibi haklara sahip olmasını istiyorsak, bir Hıristiyan’ın da ülkemizde aynı haklara sahip olmasına tahammül göstermeliyiz.
Bu konuda Risale-i Nur müellifine sorulan önemli sorulardan birisi şöyle: “Gayri Müslimlerle nasıl eşit olacağız?” Müellif-i muhterem bu soruya özetle şu cevabı veriyor: “Eşitlik fazilet ve şerefte değildir, hukuktadır." Hukukta ise şah ve geda birdir. Acaba “karıncaya ayak basmayınız” diyen ve bizi karıncaya eziyet etmekten alıkoyan bir şeriat, insan olanların hukukunu ihmal eder mi? Haşa… Aslında biz şeriatın emirlerine uymadık; uymuyoruz.  Evet, İmam-i Ali’nin adi bir Yahudi ile muhakemesi ve övünç kaynağınız olan Salahatti-i Eyyubi’nin miskin bir Hıristiyan ile muhakeme edilmesi sizin şu yanlışınızı tashih eder, zannederim.”
Hukukun önünde herkesin eşit olması ilahî bir yasadır. O halde Hıristiyanlarla Müslümanların kanun önünde aynı haklara sahip olmaları bizi ürkütmemelidir. Hatta 500 yıl önce Müslümanlar tarafından Hıristiyan zimmilere tanınan hakların az olduğuna kanaat getirmeliyiz ve bu haklarda ısrar etmemeliyiz. Çünkü artık günümüz dünyasında zimmet anlayışından söz etmek bile oldukça zordur. Zira bugün, farklı haklara değil eşit haklara sahip toplumlar vardır. Bediüzzaman’ın ifadelerinden, onun “kanun önünde eşitliği” herkes için uygulama çabası içinde olduğunu söylemek mümkündür.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com