Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane
Emin YAPRAK

Yönetimdeki Aksaklıklar


Emin YAPRAK
27 Eylül 2016 Salı 16:33

 

Türkiye insanı olarak kafamıza yerleştirilen şablon kadar düşünebiliyoruz. Şablonun belirgin hatları dışında bir yaşama ve değerlendirme biçimi düşünemiyoruz. İnsanların yapılarında oluşmuş olan şekilcilik şablonu onları her yönden etkilemektedir. Tek tip insan olarak yerleştirilen şablon anlayışı bizi insanlığımızdan uzaklaştırmaktadır. İnsanlık namına bize biçilen görev adeta bir yokoluş sürecidir. Kendimizi kaybetmemiz, tarih seyri içerisindeki kölelik anlayışının biz de uygulanması istenmektedir.
Halka rağmen bir demokrasi anlayışı ile bizler sarhoş edilmekteyiz. Toplumun tercihleri hesaba katılmamaktadır. Gerekçe olarak toplumun kendisi için iyi olanı bilememesi olarak açıklamalar yapılmaktadır. Toplumumuzun idarecilerinin hepsi bu işi yapmaya yetkili değildir. Türkiye’de belirli kesimlerin bu yetkileri vardır.
Darbeler görmüş olan Türkiye’nin her konuda halk olarak askerden çekinmesi normaldir. Bunun yanı sıra çocukları asker ocağı olarak algıladığı askerlik görevini yapmaktadır. Peki, gizli kuvvetler olarak algılanabilecek odaklara karşı bu korku nedendir? Askeriyenin dışında yönetimde aktif olarak rol alan bu gizli kuvvetler ne zaman halkın peşini bırakacaklar? Türkiye ne zaman bu konuda bağımsızlığına kavuşacaktır?
Fert olarak öyle bir duruma gelmişiz ki devlete, yönetime karşı depremde de meydana gelen bir anlayış ile “gölge etme başka ihsan istemem” frenlemek, onun vatandaşın davranışlarına, demokratik anlayışına müdahale etmemesi gerektiği vurgulanmaktadır. Böyle olmasına rağmen güvenilen zihniyetler dönüp dolaşıp insanın istemediği ve hatta zararına olabilecek anlayışlara doğru yönelmektedir. Kendimize ait faydadan çok zararına olabilecek algılara dönüşmektedir. Hep korkularımızla hayatımızı devam ettirmekteyiz. Birilerine hak olarak dağıtılırken diğerlerine zararlı olabilecek bir anlayışa doğru yönelmektedir.
Hukuki düzenlemelerde dini kaygıları ve istekleri gün yüzüne çıkaran ve uygulayan bir durum hala oluşamadı. Türban olayı sürüncemede bırakıldı. Dini istekler yerine getiriliyormuş havası verilirken aslında demokratik istekler sağlamlaştırılmış oldu. Önceki çifte anlayış olarak ortaya konan durum eşit haklar ve istekler olarak kendini yerleştirmeye başladı. Fakat bunun da gelecekte sadece iktidardakinin arzularının yerleşmesi olarak kendini ortaya koyacağının garantisini kimse verememektedir.
Gizli projeler ile zihinler hep allak bullak edilmektedir. Bunu sağlayan da hep gizli kuvvetlerdir. Gizli kuvvetler belasının Türkiye gibi güçlü bir geçmişi olan devleti bu kadar bariz bir yanılgı ile idare etmesi, yöneticilerin kaprislerinden ve olaylardan kolay etkilenmelerinden kaynaklanmaktadır. Bunun önünü almak zorlaşmaktadır. Muhalefeti yok sayan bir anlayış demokratik istekler bastırıldığında, öncekilerin yaptığı ötekileştirme politikasının farklı bir uygulanış biçimi ile karşılaşmış olmaktayız. Kendimizi güçlü bir pozisyona getirdiğimizde başkalarını da zayıflattığımızda demokratik olan bir uygulamadan sapmış oluruz. Çünkü yönetim anlayışımız demokratik olunca, herkesimin isteklerini göz önünde bulundurulmasını bilmek ve uygulamak gerekmektedir.
Demokratik isteklerde yalnız bir fert bile uygulamada dışlanamaz ve kanunlar yapılırken bile o göz önünde bulundurulmalıdır. Tabii topluma zarar veren genel ilkeleri dışlamayan istek ve arzular olarak görülürse bu böyledir. Ferdin yaptığı ve ortaya koyduğu düşüncelerde diğer fertlere ve topluma zarar vermeyecek pozisyona getirilmelidir. Bunu yaparken ben daha iyi bilirim başkaları bilemez anlayışı ile olaylara yaklaşılırsa ayrıştırıcı bir tavır sergilenilmiş olunur ki insanlar bir arada yaşayamaz ve birbirlerinden uzaklaşmış olurlar.
Devlet herkesimi kucaklayan, yöneticilerde hiçbir kesimi incitmeyen davranışlarda bulunmalı ve söylemlerini de bu şekilde oluşturmak zorundalar. Bugün Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri eğitimdir. Eğitim kurumları derslik bazında çok yapılmakta fakat doğuda ve hatta İstanbul gibi şehirlerde istenilen bir sayıya ulaşmış değildir. Çünkü hala 50-60 kişilik sınıflar çoğunluk itibariyle eğitim veriliyorsa ve yayınlanan yönetmeliklerde 25-30 öğrenciden bahsediyorsa demek ki yapılanın iki katı daha yapılmalı ki istenilen düzeye ulaşsın. Hele yeni çıkan kanun ve yönetmeliklerle daha fazla ihtiyacı gerektirmekte ve öğretmenlerin, yöneticilerin içinden çıkılamayacağı bir labirente dönüşmekte. Buna rağmen Milli Eğitim Bakanı, sanki öğretmenleri yönetmiyor, öğrencileri yönetiyor ve hatta sanki Öğretmenler yabancı ve düşman, öğrenciler dost yaklaşımı sergiliyor. Geldiğinden bu yana öğretmenlerin oturduğundan, çok tatil yaptıklarından bahsediyor. Acaba hiçbir öğretmen tatilden istenilen dinlenmeyi sağlayabiliyor mu? Anketlerde öğretmenlerin % 90’nı borçlu olarak zikredilmesine rağmen böyle bir yaklaşımını tasvip etmek mümkün değildir. Yazın iş verilse öğretmenler seve seve yapar. Öğrenci yoksa öğretmenlerin hazırlayıcı eğitimlere alınabilirler. Tatil kamplarında kendi alanlarında eğitime tabi tutulabilirler. AK Parti öncesi eğitim sistemindeki hizmetiçi eğitimleri bu şekilde olurdu.
Sağlık Bakanına bir bakın bir de Milli Eğitim Bakanına ikisinin yönetim anlayışları arasında dağlar kadar fark var. Doktor öldürüldüğünde gerekli tavrı göstererek personeline sahip çıktı. Yine doktoruna bir fiske atıldığında kendisine atıldığını kabul edeceğini söyleyerek ve gerekli tavrı gösterdi. Öğretmen öldürüldüğünde umurunda olmaz, Dövüldüğünde sadece müfettiş gönderilir ve öğretmenin yaptığı yanlışlıktan olduğu söylenir. Sağlık çalışanı, hizmet adamıdır, o yanlış yapmaz, karşısındaki yapmıştır. Öğretmen sözkonusu olunca yanlışlığı yapan odur. İyi davranmamış, veliyi sinirlendirmiş, öğrencinin notunu az vermiştir anlayışı oluşturmaya çalışılmıştır. Hatta alo şikayet hattını oluşturarak öğretmeni potansiyel suçlu olarak gören bir anlayış ile ne kadar sağlıklı bir eğitim alınabilir ki?
Yine haklar hususunda sağlık çalışanların kazançlarını Avrupa standartlarına getirdi. Özel sektörle adeta aynı duruma getirdi hatta daha fazla haklar verdi. Çünkü kamu hastanelerinde devlet güvencesi unutulmamalıdır. Sağlık çalışanların maaşları söylenirken döner sermayeden alınanlar söylenilmiyor. Toplamda en iyi aylık alanlar ve durumları en iyi olanlar onlardır bunu kimse yadsıyamaz.
Bunun yanında Öğretmenler için ise az çalıştıkları söylenip, çalışmalarına karşın öğretmenin aldığının fazla olduğunu belirtmeleri ne kadar abestir. Üniversite mezunu olanlarından aylığı en düşük olanlar öğretmenlerdir. Ek Ders söylenilmesine rağmen, öğretmenlerin çoğunun ek dersi yoktur. Yine hasta olunsa bir gün okula gidilmese iki günün ek dersi kesilir. İki gün gidilmese bir haftanın ek dersi kesilir. Bu hiçbir kurumda yoktur. Döner sermaye alan kuruluşlarda, hastanelerde hafta sonu nöbetlerde diğer günlerin iki üç katı ücret alınırken, öğretmen hafta sonu gittiği sınavlarda hafta içi ek ders ücreti gibi bir para alır ve hatta kapıda duran hizmetli, polisin aldığı ücreti bile alamaz. Yinede öğretmen oturmakta diğerleri çalışmaktadır.
Daha çok söylenecek aksaklıklar vardır. Fakat bunların hepsini bir çırpıda söylemek bu yazıya sığdırmak zordur. Sadece sorunları öğretmen olanlar anlayabilir yoksa işletmelerde yönetici olanlar değil. Milli Eğitim Bakanını ve Başbakanı danışmanlarından özellikle eğitim alanında sözkonusu olunca öğretmenlerden de seçmesini önemle belirtirim. O zaman aksaklıklar düzeltilebilir. İyi niyetli yaklaşımlar gösterilebilir ve incitilmeden halledilebilir.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com