Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane
Ahmet Doğan

Yiğitler Ölmez


Ahmet Doğan
29 Kasım 2015 Pazar 18:31


Bu ülkede barış güvercinlerini vurmazlar demişti Hrant Dink.  Ama birkaç hafta sonra o mağrur olayı yaşadık ve bir daha barış diye haykıramadı. Gazete parçasıyla örttüler üzerini, ensesinden kanlar akıyordu.  Sokak ortasında uzanmıştı.
Dönemin bakanları, siyasetçileri olayı aydınlatacaklarını halka edebiyat diliyle anlattılar. Yıllar geçti, ne olay aydınlandı ne de o siyasetçiler dediklerinden vazgeçtiler.

    Benzer olaylara yabancı değiliz ülke olarak. Bu ülkede “BARIŞ” diye yüksek sesle haykıran herkes ya cadde ortasında, ya da evinde bombayla öldürüldü. Kimilerinin uçakları düşürüldü, kiminin helikopteri.
    
Biraz geçmişi hatırlayalım,

Turgut Özal’ın ani ölümünden önce Türkiye bir dizi karanlık cinayetle suikastla sarsılmıştı. Kısacık bir zaman diliminde yaşanan olaylar öylesine hızlı öylesine önemliydi ki sonraki on yıla damgasını vurdu.  Terör çift başlı bir canavara dönüşmüştü.  Bir yanda PKK asker sivil demeden saldırılarını sürdürüyor,  adeta güneydoğuda gecelerin hâkimi oluyordu. Terörün diğer ucunda ise İslamcı Terör örgütleri vardı.  Doksanlı yılların başından itibaren ilk kez İslami Terör denilen bir bela ile karşılaşılmıştı.  İslami terörün hedefinde Atatürkçü kimlikleriyle tanınan ünlü isimler vardı.

Atatürkçü düşünce derneği kurucusu Prof. Dr. Muammer Aksoy, Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Çetin Emeç,  Din ile ilgili araştırmaları ile tanınan Duran Dursun,  ve evine yollanan bir kitaptaki patlayıcıyla yaşamını yitiren İlahiyat Fakültesi Eski Dekanı Bahriye Üçok.. Bunların hiçbiri roketle saldırıya uğrayan ve canını zor kurtaran JAK KAMHİ kadar şanslı değildi.

Türkiye’yi sarsan asıl patlama ise sakıncalı piyade, Cumhuriyet Gazetesi yazarı UĞUR MUMCU’nun evinin önünden geldi. Laik Cumhuriyeti savunan aydınlar tek tek öldürülüyordu. Ne yazık ki Türkiye’yi sarsan bu cinayetlerin hiçbirinin faili bulunamadı.  

Peki, failleri asla bulunamayan ve bizi üzen bu olayların arkasında kim vardı? Ne geçmişi biliniyordu ne de faaliyetleri. Bu İslami terör faaliyeti nereden çıkmıştı? Bütün bu soruların cevabı belirsizdi.

Özal’ın ölümünden tam iki ay önce bir askeri uçak ülke gündemine adeta bomba gibi düştü. Bu kez ölen Genelkurmay’ın tepesinden bir asker, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral EŞREF BİTLİS.

Bitlis’in ölümünün bir kaza mı yoksa bir suikast mı olduğu uzun süre tartışılacaktı.
Dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş dosyayı hemen kapatıyor, olay yerine ilk gelen isim ise Cem Ersever yani meşhur JİTEM’in kurucularından ve daha sonra faili meçhul olarak öldürülen kişilerden.

Tabi Turgut Özal’ı da anlatmadan geçmeyelim. Özal’ın ölüm haberini Şam’da bir taksi içinde radyodan öğrenen 5 kişi ise adeta şok oldu.  Zira onları Şam’a yollayan ÖZAL’ın ta kendisiydi.  Bu gayrı resmi gezinin biricik şahidi de yine Özal’dan başkası değildi.  Zira PKK mart ayında 15 Nisana kadar sürecek tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Özal, bu sürenin uzatılmasını istiyordu ve fevri vekillerden oluşan bir heyeti Öcalan’la görüşmeleri için ve ateşkesin devam etmesi için gizlice Şam’a göndermişti. Ekipte Sırrı Sakık, Hatip Dicle gibi vekiller de vardı. Ve ÖCALAN orada gelen vekillere ÖZAL’ın öldürülmüş olabileceğini söyledi.  Bu rivayet sonraki günlerde de çok gündeme geldi ve tartışıldı ancak yine failler bulunamadı.

Gaffar Okkan, Hrant Dink, Muhsin Yazıcıoğlu, Sabahattin Ali, Hamid Fendoğlu, Abdi İpekçi, Cevat Yurdakul, Musa Anter, Adnan Kahveci, Aziz Nesin, Bahtiyar Aydın, Onat Kutlar, Cem Ersever gibi gündemi sarsan olaylarında failleri bulunamadı.

Bugün yine bir başka BARIŞ elçisi, TAHİR ELÇİ.
Camiyi savunmaya gitmişti yiğit, yürekli adam. Ekranlarda birçok kez haykırmıştı silahlar sussun diye. Ama o vahim olayı yaşadık sonunda, ve kör kurşun o dimdik bedeni de sokak ortasına serdi. Sonunda TAHİR de tarihe  altın harflerle yazıldı..

Ne yazık ki bu tarz üzücü olayların birçoğu olarak devletlerin eliyle yapıldığı için failler asla bulunamaz. Bir kaç gün gündemde tutulur ama zamanla unutulur gider.

Belki de gündemin değişmesi için birileri tarafından bizzat planlanmıştır. Neden olmasın? Gazeteciler yakalanmıştı, aydınlar ve sosyalistler ayaklanıyordu. Rusya ile ilişkiler kötü duruma geldi, Türk milliyetçileri ayaklanıyordu. Tahir Elçi olayı ise Kürt halkının ayaklanması için olmuş olabilir. Şöyle ki eğer bir ülkede her halk eşit seviyede yürek acısı çekiyorsa, bir ülkede çok güzel idare edebilirsiniz. Çünkü herkesin acısı kendisine yetiyor. Kimse ülkeyle ilgilenmez.

Doğu ve Güneydoğunun en büyük ilinde, adalet peşinde bir ömür geçiren, yaşamı hain bir kurşunla son bulan, her türlü zulme karşı duran, teslim olmayan, adalet yolunda gerekirse canını veren bir avukatın,  bir BARO BAŞKANI’nın cenaze törenine hiçbir iktidar ve hükümet yetkilisinin katılmaması durumu açık bir şekilde ortaya koymuyor mu acaba?

Demek ki birileri bu ülkede kardeş halkları birbirine düşürmeyi darbeciler kadar çok hem de çok istiyor.

Ama biz sonuna kadar faşistlere ve diktatörlere karşı yüksek sesle haykıracağız..

Barış, Demokrasi, Özgürlük..  

Son sözleri bunlar yiğit TAHİR ELÇİ’nin;
“Biz bu tarihi bölgede, birçok medeniyete beşiklik etmiş, ev sahipliği yapmış bu kadim bölgede, insanlığın bu ortak mekanında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz. Savaşlar, çatışmalar, silahlar, operasyonlar bu alandan uzak olsun diyoruz. ”


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com