Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane
Müslüm Azizoğlu

Tüzel Kişilik Ve Dokunulmazlık Zırhı


Müslüm Azizoğlu
13 Mart 2015 Cuma 14:22

İslam fıkhı usulü ile modern ve çağdaş diye yaftalanan hukuk terminolojisi arasında, tüzel kişiliğe sahip olan “devlet” kavramı da dâhil hemen hemen tüm kavramlarda tam bir ayniyet ve benzerlik yoktur. Çünkü İslam ve İslami kavramlar Vahye dayanır, Tağuti rejimler ve kavramları ise insanların heva ve hevesine dayanır ve ona göre şekillenir.

Dikkat edilirse gerek Akaid kitaplarında ve gerekse “Ahkamü’s Sultaniye” yanı iktidarın hükümleri adlı İslami eserlerde “Halife, Emirül mü’minin, Sultan, Ululemr, İmam ve İmamet-i Kübra” kavramları Siyasi otoriteyi beyan açısından kullanılmıştır. Hatta Sahih, Sünen ve müsned isimli kitaplarda da bu kavramlar hep ön plandadır. Vahiy nizamının ilk kurucusu, Tek önder peygamber sav ; “Cihadın en efdali, zalim sultan yanı sultan-ı cair karşısında hakikati söylemektir” hadis-i şerifinde, Sultan tabiri iktidar ve otorite sahibi manasında dır. Yine başka bir hadis-i şeriflerinde; “Her kim İmam’a itaatten bir el kadar ayrılırsa; kıyamet gününde Allah u taalaya ameli hususunda, lehinde hiçbir hücceti olmayarak kavuşacaktır” Dikkat edilirse bu hadiste ise İmam kavramı ön plana çıkmıştır. Kur’an-ı Kerimde; “Ulul Emri minküm” (sizden olan emir sahibi) ve “Halife” kavramları, hep siyasi iktidarın ve otoritenin mahiyetini beyan eden kavramlardır.

       Hatırlanacağı gibi “devlet” kavramı Abbasi saltanatı dönemine kadar, “ İnsanlar arasında dönüp dolaşan nimetleri” ifade açısından kullanılmıştır. Abbasiler döneminde “ Beytül hikme” adlı müessese kurulmuş ve başta Aristo ve Eflatun olmak üzere eski Yunan Filozoflarının eserleri Arapçaya tercüme edilmeye başlanılmıştır. O dönemin en ileri Kelamcılarından başta Farabi olmak üzere; Bazı Filozoflar “ Meşşa-i Ekolunu” meydana getirmişlerdir. Denilebilir ki Farabi Hem Aristo nun ve hem de Eflatunun Felsefesini, en güzel bir şekilde Arapçaya tercüme ederek ifade eden kimsedir. Farabi; Siyasetle İlgili fikir ve düşüncelerini; “Araü Ehli’l Medinetü’l Fadıla, Kitabül Mille Essiyasetül Medeniyye ve Tahsilüs Saade” İsimli eserlerinde ayrıntılı olarak ortaya koymuştur. Yunan Filozofu Aristo; Devletin varlığını akılla izah ederken, Farabi “kalbe ve sevgiye” dayandığını ileri sürerek izah etmiştir. Farabi’nin etkisiyle gündeme gelen “ Meşşa-i Ekolü”; Formel mantığın kaidelerini, Siyasi meseleleri izahta kullandığı bir gerçektir. Fakat tüm bunlara Rağmen İslam topraklarında ve İslam toplumlarında “Dokunulmazlık zırhına bürünen ve tüzel kişiliğe sahip “ Modern devlet anlayışı hiç ama hiç gündeme gelmemiştir. Zira İslam a göre Hâkimiyet; kişilerde, sınıflarda ve meclislerde değil, mutlak manada Allah a aittir. Kat’i Naslarla sabit olan hükümlerin edasında bütün Mü’minler; aynı tekliflere muhatap oldukları için mesuldürler. Yeryüzünde otoritenin tesisi, Allah u talanın halifesi olan İnsana verilmiş bir vazifedir. Mü’minler bu kutsal görevlerini eda ederlerken her türlü hakkın muhafazasından mesuldürler. Kuracakları Otorite ve idare, Allah ın İRADE sine dayanmak zorundadır. Bu Tevhid itikadı, dokunulmazlık zırhına bürünmüş ve tüzel kişilik kazanmış bir devlet anlayışının ve işleyişinin ortaya çıkmasına mani ve engel olmuştur. İslam Fıkhına göre şekillenen bir devletin yöneticileri herhangi bir imtiyaza veya dokunulmazlığa sahip olmaları söz konusu olamaz. Çünkü onlar da teklife muhatap olan ve mesuliyet taşıyan insanlardır.

İslam devletinde bir gayri Müslime (zimmîye) tecavüz söz konusu olursa O zimmî, Mü’minlerin Emirini, halifeyi derhal Mezalim mahkemesine vererek hak ihlalini delilleriyle ispat ederek hakkını alır. Her ikisi de yanı zımmi ile Halife Mezalim mahkemesi hâkimi huzurunda sıradan iki insan durumundadırlar. Nitekim dördüncü Halife Hz. Ali ra; zimmet ehli bir Yahudi tarafından, bulunan bir at eğeri yüzünden mahkemeye verilmiş, her ikisi de Kadı ŞÜREYH huzurunda mahkeme olmuşlardır. Mahkemenin, zimmet ehli Yahudi’nin Lehine Halife Hz Âlinin de Aleyhine sonuçlandığı tüm kitaplarda sabittir. Demek ki İslam devlet nizamında ve İslami Adil Siyasette İdarecilerin dokunulmazlığı yoktur. Aslında “İslami Devlet” kavramını ilk ortaya atan ve hararetle kullanan kimse Muhammed Reşit Rızadır. Osmanlı hilafetini kendine göre değişik sebep ve Saiklerle reddettiği için “İslami devlet” tabirini ön plana çıkarmıştır. Bununla beraber onun da kasdı; Dokunulmazlık zırhına bürünmüş ve otorite imtiyazını elde ederek hâkimiyeti kullanan bir devlet işleyişi değildir. Yanı Reşit Rıza Devleti; Hilafet kavramının Müradifi olarak kullanmıştır. Gerçi bu inceliği dikkate alarak “ İslami devlet” kavramını kullanmanın herhangi bir mahzuru da yoktur. Zira kelamda asıl olan lafız değil, Fonksiyon ve mahiyettir. Bununla beraber Hilafet kavramının kullanılması maslahata daha uygundur. İslam Nizamına göre Devletin nizam ve intizamı bu şekildedir. Ancak Gayri İslami devletler; Allah a, Kitaba ve Peygambere dayanmadıkları ve de İdarecilerin kendi kafalarına göre uydurdukları kanun ve ilkelerle halkı sevk ve idare ettikleri için kendilerini daima korumaya alırlar. Gayri İslami düzenlerde İnsan insanın kurdudur. Birilerinin yaşaması için diğerlerinin baskı, dayatma ve sindirmeyle ya susturulması veya tamamen yok olmaları lazım. İşte bu Saiklerle idareciler kanun ve yasa yaparlarken halde ve gelecekte hep kendilerini dokunulmazlık zırhı ile korurlar. Bu ahval ve şeraitte de idareciler İmtiyazlı bir sınıf haline gelirler. Dikkat edilirse Allah’ın indirdiği hükümleri red ve inkâr edenler; akıllarını hevalarının emrine vererek, çağdaş uygarlığın(!)amentüsünü belirlediler.Hal bu ki Felsefi ideolojilerle Laiklik balyozunu egemen zorba güçlerin eline veren Filozoflar gerçeğin ve hakikati bulmanın değil, birbirlerinin yanlışlarını tesbit ve tenkit etmenin çabası içindedirler. Bu akıl hastalığına yakalanan güruha göre bilim “müsbet”, din ise “negatif” değerleri temsil ediyordu. Laiklik zırhlı balyoz ile negatif değerlerin imhasına karar verdiler. Ama ne yazık ki sığındıkları Laiklik zırhı, onların eseri olan ve toplumu kasıp kavuran fitne ve fesadın onlara ulaşmasına engel olamadı. Dokunulmazlık zırhına bürünen Laik zorbalar; dini ve hesap günü şuurunu sadece vicdanlara hapsetmemiş aynı zamanda dünya hayatının dışına da itmişlerdir. Dünyanın vahşi canavarlarla dolu bir ormana dönmesinin sebebi budur. Hakkın ve hukukun ayaklar altına alınmasının sebebi de budur.

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com