Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane
Müslüm Azizoğlu

Türkiye Cumhuriyeti Demokratik-Laik Bir Devlettir


Müslüm Azizoğlu
15 Mayıs 2015 Cuma 15:52

Bu ifadeye göre Türkiye cumhuriyeti Şer’i ve İslami bir devlet değildir. Çünkü şeriatta hüküm kayıtsız- şartsız Allah’ındır. Egemenlik yüce Allah a aittir. Demokratik-Laik devlette ise, Devlet hiçbir dini tanımamak zorundadır. Tanıdığı takdirde Demokratik – Laik özelliğini kaybeder.

Ancak Türkiye’de durum farklıdır ve karışıktır. Halkın kahir ekseriyeti Müslüman olduğu için istenmemesine rağmen bazı tavizler verilmiş ve verilmektedir. Mesela; Dini okulların devlet eliyle açılması, Diyanet işleri Teşkilatının kuruluşu, seçmeli olmak kaydı ile okullarda Din İçerikli derslerin okutulması ve Şeriatın bayramlarının Resmi Tatil olması gibi hususlar, Temelde Laik devlet ilkesine aykırıdır. Ancak Türkiye cumhuriyeti bu Tavizleri vermediği takdirde Müslüman Kitlelerde Laik devletin temel nizamlarına karşı ayaklanmalarının olacağı endişesi mevcuttur. Bundan dolayı Demokratik –Laik devlet; kendi kontrolünde bunların yapılmasında zarar değil, fayda görmektedir. Demokratik-Laik ilkelere ters gelse de, Bu tür davranışları “Türkiye ye Öz uygulama” adı altında sürdürmektedir. Bu şekilde de Demokratik-Laik ilkeler zarar görmeden kendi hâkimiyetini sağlamaya devam etmektedir.

Türkiye Cumhuriyetini Kuran ideoloji Kemalizm’dir. Halkı Müslüman olan Türkiye de Demokratik-Laik Siyasi otorite bütün ilişkilerini Mustafa Kemal’in fikir ve ideolojileri doğrultusunda düzenlemiştir. Dikkat edilirse Atatürk Devrim ve ilkeleri hiçbir suretle değiştirilemeyeceği ve kaldırılamayacağı anayasanın teminatı altına alınmıştır. Hangi Parti iktidar olursa olsun, hükûmet olup, muktedir de olsa Laik devletin bu özelliğini değiştiremez ve değiştirilmesi için kanun dahi teklif edemez.

Hal bu ki; Kemalizm Milliyetçi bir ideolojidir. Nitekim Mustafa kemal 1932 yılında Ankara da Birinci Türk Tarih Kongresinde şu tezi ortaya atmış ve hararetle savunmuştur.

“ Türk Ulusunun Tarihi sadece Osmanlı Tarihi değildir. Türkün Tarihi çok daha eskidir. Bütün Kavimlere kültür ışığını sunan tek ULUS Türklerdir. Türkler sarı ırktan değil, Beyaz Irktandırlar. Kafatasları da dolikosefal değil, brakisefaldir. Mısır, Ege, Anadolu ve Irak Uygarlıklarını Türkler Kurmuşlardır. Bugünkü Türkiye de yaşayan Türklerin ataları da Orta Asyalılardır.”

Hal bu ki Bu tarih tezine kadar Orta Asya hikâyesi ortada yoktu. Bu söylem ve eylemlerden sonra Göçler haritası çizildi ve göç yolları ile bütün dünyanın Türkler Tarafından imar edildiği tezi ortaya atıldı. Daha ileri gidilerek; İlk İnsanların dillerinin Türkçe olduğu iddiası için ciddi(!) kitaplar bastırıldı. Hatta ; “Arapçanın Türk Grameri ile kuruluşu” Adlı bir kitap devlet parası ve eliyle basılarak dağıtıldı.

Kürt Asıllı sosyolog Ziya Gökalp, Türklerin Tarihini “Atilla ve Hunlarla” başlatırken, Mustafa Kemal bu Tarihi yerinde ve uygun görmeyerek, Türklerin Tarihini; Sümerler ve Hititlere dayandırıyordu.

Evet Türkiye Cumhuriyeti Demokratik-Laik bir devletti ama onun en önemli iki sacayağı bulunuyordu. Birisi Türkçülük, Diğeri ise Maskeli Haydut şeklindeki Laiklik… Mustafa Kemal “ Ne Mutlu Türküm diyene, Bir Türk bir dünyaya bedeldir” gibi sözlerle Kurulan Baskıcı devletin karakterini ortaya koyuyordu.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Laikçi ve Irkçı bir Kimliğe bürününce, büyük İsyanlar patlak verdi. Laiklik Balyozu ile Müslüman Kitleler baskı altında tutuldu. Hatta zaman zaman söyletmeyin vurun sloganı ile Farklı dil ve Din mensubu, Günahsız ve Mazlum İnsanlar idam sehpalarında sallandırıldı. Göstermelik ve sözde mahkemeler kurdurularak birçok İslam Âlimi darağacına çekildi. Mecburi İskân Kanunları ile insanlar göçe ve tehcire mahkûm edildi.

Mustafa Kemal; içinde bulunduğu toplumun fikri yapısına göre konuşan, ikna eden ve kafasından geliştirdiği ideolojisini kitlelere kabul ettiren bir şahsiyettir. Hatta 1.Meclisin açılışı günlerinde sık sık camileri ziyaret eden, kendine göre bazen hutbe okuyan bir Lider durumundaydı. Ancak daha sonraları özellikle 1935-38 yılları arasında Allah a İnanmadığını açıkça söylemekten çekinmemiştir. Mesela 3 Mayıs 1935 etimesut Hava alanında yaptığı konuşmasında şunları söylüyordu:

“Doğa İnsanları türetti, onları kendisine taptırdı. Ancak insanların yeryüzünde yaşayabilmeleri için doğaya egemenliğini de şart kıldı.”

“Doğa dışında hiçbir şey var değildir. Var zannedilenler vahim ve vehimler içindedirler.” (Akay, İhsan. Atatürkçülüğün ilkeleri. Sahife 148. 1970 baskısı ve medeni vahşet adlı kitap)

Anlaşılan Şu ki Demokrasi ve Laiklik bu ülkeye, bu ülke insanına rahatlık ve huzur değil, zulüm ve ölümler getirmiştir. Huzursuzluk ve krizler getirmiştir. Batı çöplüğünde yetişen Eflatun, Sokrat ve Aristonun fikirlerinden kaynaklanarak ortaya atılan ve oradan da diğer toplumları sömürmek ve aldatmak için ihraç edilen Demokrasi; Batıl bir inanç, akım ve yaşantı biçimidir. Batılın şer çiçeğidir. Betonlar arası putçuluk çağının yaramaz çocuğudur.

Hani çocuk eve gelmiş babasına “ Demokratik Siyaset” nedir diye sormuş. Babası da Şöyle örnekleyerek cevap vermiş. “Evladım; Evimiz bir Ülkedir. Bu ülkeye parayı getiren benim. Ben kapitalim. Liberalim. Evin Harcamasını yapan annendir, yanı O hükumettir, devlettir. Evin işlerini gören dadıdır. Yani proletaryadır, işçi sınıfıdır. Senin Küçük kardeşin geleceğimizdir. Sen ise halksın” der.

Gece Olur delikanlı çocuk tüm bu anlatılanları aklında tutmaya çalışarak uyur. Belli bir zaman sonra kardeşi olan beşikte çocuğun ağlama sesi kulağına gelir. Delikanlı yatağından kalkar, annesini uyandırmak ister, ama nafile annesi derin uykudadır. Babası ile Dadı ise Uygunsuz bir vaziyette aynı yataktalar. Küçük çocuk kardeşi ise altını pislemiş bangır bangır ağlamaktadır. Sabah olunca, Babası; “evladım gel, sana DEMOKRATİK SİSTEM VE SİYASETİ anlatayım der.” Delikanlı “Babasına, Baba sağol ben bu gece hepsini iyi kavradım.” Babası Nasıl diye merakla sorar? Delikanlı genç; “Kapital ve Liberal; İşçi sınıfının emeğine göz dikerek, ırzına geçer, Devlet ve hükûmet uyur. Gelecek ise perişan bir vaziyette pislik içindedir. Halk ise tüm bunları büyük bir endişe ile seyretmektedir, demek ki demokratik sistem buymuş der. Ve devamında da Baba; bu demokrasi hilebazlığı hiç hoş bir hayat ve yaşam değil. Ben bu demokrasi oyununu hiç sevmedim.” Diye babasına cevap verir.

İşte demokrasi ve demokratik sistemin hal-i pürmelali budur.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com