Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane
Ahmet Davut MİLASLI

MUHLEFET YAMAN BİR ÇELİŞKİ İÇİNDE


Ahmet Davut MİLASLI
6 Ekim 2013 Pazar 14:32

Sayın Başbakan “Demokratikleşme Paketi” ile muhalefetin aklını başından almış gibi… Her muhalif lider adeta ne söyleyeceğini, meydanlarda ne anlatacağını, Başbakan’a nasıl cevap vereceğini bilmeyecek durumda… Akılları o kadar şaşkın, konuştukları o kadar çelişkili ki,  kamuoyu yoklamalarının sonuçlarını gördükçe alelacele seçim endişesiyle yanıp tutuşmaya başladılar.

Önce Kılıçdaroğlu’na bakalım: Sanki 1928 yılında Kur’an harflerini kaldırıp yerine Latin harflerini kabul eden ve Kütüphanelerimizin kapanmasına yol açıp bir Kültür katliamına sebep olan kendi partisi değilmiş gibi sıkılmadan özgürlükten, insan haklarından ve herkesin dini tercihlerine saygılı olmaktan bahsedebiliyor. Kadınların çarşaf giymelerini yasaklayarak, memurlarının hanımlarının açık olmalarını mecburi hale getiren kendi partileri değilmiş gibi kalkmış Müslümanlıktan ve insan haklarına saygıdan bahsediyorlar.

Daha sonra şapka kanunu çıkarıp Şapka giymeyen İskilipli Atıf Hoca gibi âlimleri ve diğer birçok hocayı idam sehpalarına götüren kendi partileri değilmiş gibi kalkmış, demokrasiden bahsediyor. Her şeyden önemlisi de, Dersimde on binlerce Aleviyi katledip “Takri-i sükûn” adlı “Halkı susturma” kanunu kendi partisi çıkarmamış gibi kalmış Başbakan’ın mezhepçilik yaptığından söz ediyor.

Yıllarca (1936-1950) ezan-ı Muhammedî yerine minarelerden bir şarkı okutup güya insanları camiye çağırdıklarını sanan ve ezanın Türkçe okunması için kanun çıkaran kendi partisi değilmiş gibi kalkmış, Başbakan’ın vatandaşlar arasında din yoluyla bölücülük yaptığını söyleyebiliyor. Halkın seçtiği Başbakan Adnan Menderes’i darağacına götüren askeri cuntayı  adeta tebrik edercesine 27 Mayıs darbe gününü bayram ilan eden kendi partisi değilmiş gibi bugün kalkmış, Başbakan’ın ülkeyi darbe yasalarıyla yönettiğinden söz ediyor. El-İnsaf be…

Sayın Başbakan 2010’da darbe anayasasını değiştirmeye kalktı, kendi partisi köy köy dolaşıp “Cumhuriyet elden gidiyor” diye yaygara kopardı. Şimdi Sayın Başbakan darbe anayasasını tümden değiştirmek istiyor, bunlar ayak diretip, “Anayasa’nın darbeci maddelerine dokundurtmayız” diyorlar. Yahu siz nasıl bir kalb, nasıl bir vicdan taşıyorsunuz? Bu millete karşı, yüzünüzde var olması gereken mahcubiyeti nasıl saklayabiliyorsunuz? Bu milletin dinine, örfüne, adetlerine ve topyekûn kültürüne karşı işlediğiniz cinayetleri nasıl görmezden gelebiliyorsunuz?

MHP’ye gelince, bunlar da tıpkı CHP gibi inkârcı ve asimilasyoncu bir politika izliyorlar. Ceberut döneminin ihdas ettiği tüm yasalara sahip çıkıyorlar. Hatta içlerinde, ezan yerine Türkçe bir şarkı okunmasını savunanlar bile vardır. Bu millet, MHP’ye giren ve ezanın Türkçe okunmasını isteyen Ankara devlet Güvenlik mahkemesi eski başkanı Nusret Demiral’ı unutmuş değil. Devlet Bahçeli onu partiden ihrac ettiyse de, Demiral’ın MHP’den böyle bir beklenti içinde olması manidardır.

Eğer MHP milletle bütünleşmek istiyorsa, başka bir deyimle,  hem Türklerin hem de Kürtlerin partisi olmak istiyorsa bu inkârcı politikalardan vazgeçmelidir. Hem CHP hem de MHP koro halinde  “Türküm… Doğruyum…” andının kaldırılmasına şiddetle karşı çıkıyorlar. Siz ne derseniz deyin, artık hiçbir şey 10 yıl öncesi gibi olmayacaktır. Ne Türkler, ne Kürtler ne de Araplar artık “Türküm, doğruyum, Çalışkanım…” andını tekrarlamak istemiyorlar. Siz zorla bu andı her sabah bu millete tekrarlatmak mı istiyorsunuz? O zaman bekleyin, siz iktidara gelebilirseniz, yüreğiniz yetiyorsa andın okunmasını yeniden koyarsınız. Eğer “Biz ülkeyi demir yumrukla yöneteceğiz” diyorsanız, kusura bakmayın, o dönemler artık geri gelmeyecektir. MHP hem “Kürt vatandaşlarımız” ifadesini kullanacak, hem de Ziya Gökalp, Nihal Atsız ve onların müritleri olan eski Türkçüler gibi Kürt Kültürünü ve tarihini inkâr edecekler. Bu samimi bir yaklaşım değildir.

BDP ise tamamen sağduyu ekseninden çıkmış ve rotasını kaybetmiş bir örgüt durumunda. Kimin partiyi yönettiği elli değil... BDP, daha önce Kürtçe radyo-Tv açmaktan bahsetmenin bile bir partinin kapatılmasına sebep olduğunu bildiği halde, bugün 24 saat yayın yapan resmi ve özel televizyonların Kürt Kültürüne ne kadar hizmet ettiğini bilmezden gelerek, teşekkür borçlu olduğu Sayın Başbakan’ı düşman ilan etmiştir. Silahlı güçlerin ülke dışına çıkarılmasını durdurup yeniden tehditler savurarak “Hükümet gerekli adımları atmazsa olacaklardan sorumlu değiliz” demeye başlamışlardır. Hiçbir şeyden memnun olmayan ve sürekli aba altından sopa gösteren bu zevat şimdilik Kuzey Iraktaki gibi bir otonom devlet istiyorlar besbelli.

Kaldı ki, silahlı güçlerin ülke dışına çıkarılma işleminin neden durdurulduğunu herkes çok iyi biliyor. Bunun bir tek amacı vardır; o da Suriye’nin Kuzeyindeki Kürtlerin durumuyla ilgili belirsizliktir. PYD, PKK ile ittifak ederek Suriye ordusunun çekildiği Kürt bölgelerinin denetimini şimdilik ele almış durumda. Fakat savaş sonrası işlerin nasıl bir renge bürüneceği belli değil.

Acaba Türkiye, Kürtlerin Kuzey Suriye’de bir otonom bölge kurmalarına izin verir mi? İşte bunun hesabını yapıyorlar ve bu yüzden çekilmeyi durdurdular.

Zaten PKK çekilirken, meydanları Alevilerin çoğunlukta olduğu DHKPC örgütüne teslim etmişti. Bu örgüt de onlardan geri kalmıyor. BDP hiçbir gün DHKPC’nin katliamla sonuçlanan eylemlerini kınamadı bile. Bu nasıl bir samimiyet? BDP gerçekten ne istediğini açıkça söylemesi halinde Türklerden de destek bulacaktır. Ama tehditler savuran BDP yöneticilerinin geleceği parlak değildir.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com