Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

LÂİK DEVLET ve DİYANET TEŞKİLATI


22 Nisan 2014 Salı 18:55


         Din, toplum hayatında, varlığı ve etkinliği yadsınamaz bir gerçeklik olduğu gibi ferdi planda da büyük önemi olan sosyal bir olgudur. Tarihin her döneminde bu olgu hiçbir değişikliğe uğramamıştır.

         Lâiklik ise, toplumsal hayata dinin müdahalesini engellemeyi, dinin yönlendirme ve etkileme gücünün kırılmasını hatta yok edilmesini öngören beşeri bir sistem olarak karşımıza çıkmıştır. Klasik bir tanım olarak, “laiklik, dinin devlet işlerine, devletin din işlerine karışmaması” şeklinde klişeleştirilip hafızalara kazınmaya çalışılmışsa da bu klâsik tanımın Türkiye’nin devlet sistemine, tam olarak yansıdığını söylemek pek mümkün değildir. Zira Türkiye’de, rejim, kurulduğu tarihten bugüne kadar dine (İslam) müdahalesini hep sürdürmüş, hatta dini zaptu rapt altına alma arzusunu hep canlı tutmuştur. İşte, size somut bir örnek : Diyanet İşleri Başkanlığı…

Lâik bir devlet sisteminde, Diyanet İşleri Başkanlığı, şapla şekerin bir arada bulunması gibi çelişik bir durumdur. Ama söz konusu, Türkiye gibi nevi şahsına münhasır bir ülke olunca bu çelişkiler manzumesi normal olarak karşılanmaktadır. Şimdi, Devlet, halkının büyük çoğunluğunun tâbi olduğu dinine değer vermiş ve ona kurumsal bir kimlik de kazandırmış, gariplik bunun neresinde denebilir. Ama olayın hukuki ve içtimai arka planına bakıldığında işin bu kadar masum bir çehresinin olmadığı görülecektir.

14 Haziran 1935 tarihinde kabul edilen 2800 Sayılı Diyanet İşleri Reisliği Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanunla kurulan Diyanet, 1961 Anayasasının 154. maddesiyle bir anayasa kurumu olarak genel idare içinde yer almıştır. Akla şöyle bir soru gelebilir: Bir siyasi parti, kendi parti programına, diyanet kurumunu ortadan kaldıracağını veya diyanetin görevlerini dini cemiyet veya cemaatlere bırakacağına dair bir hüküm koyabilir mi? Normalde özgürce koyabilir diyebilirsiniz. Amma velâkin, Anayasa Mahkemesi de Siyasi Partiler Yasasının 89. maddesine dayanarak o siyasi partiyi daha tabelasını asmaya fırsat bulamadan bir güzel kapatır. Hele ki lâikliği korumak uğruna uykusuz geceler geçiren, Cumhuriyetin gözü pek, lâikliğe ayarlı ve duyarlı ve her daim uyanık bekçisi konumundaki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı varken…

Peki, rejim, Diyanet kurumuna neden bu kadar önem veriyor? Cevap: Tabiî ki dini (İslâm) zaptu rapt altına almak için… Rejimlerin yaşaması için yapay da olsa bir düşman tespit etmesi ve bunu hedef tahtasına oturtması gerekir. Bu rejim de kendisi için iç ve dış tehdit olmak üzere iki düşman grubu belirlemiştir. Dış tehdit, malûm… İç tehdit ise, başta, irtica kavramı ardına gizlenen din (İslâm) ve ayrılıkçı hareketler… Ayrılıkçı hareketlerle, halka tam doz milliyetçilik serumu enjekte ederek mücadele eder ve kontrol altına alabilir, hatta bu uğurda kan da dökebilirsiniz, kimse de sizi kınamaz. Peki, rejim dinle nasıl mücadele edecek ve kontrolü altına alacaktı? Çok geçmeden onun da formülü bulundu: Diyanet İşleri Kurumu. Öyle ya rejim, halkının büyük çoğunluğunun tâbi olduğu dine doğrudan cephe alıp mücadele edecek değildi. Ama kontrol ve denetimi altına alarak bu büyük gücün büyümesi ve rejime alternatif olması önlenebilirdi. Nitekim çözüm olarak, yukarıda da değindiğim gibi, 1935 yılında bir kanun çıkarılarak yürürlüğe kondu ve bugüne kadar gelindi.

Cami imamları, cuma hutbesini müftülüklerce ilkokul müsameresine çıkan öğrenci gibi ellerine tutuşturulan kâğıtlardaki metinleri “bitse de gitsek” anlayışıyla dinleyen cami cemaatine okuyarak Müslümanların ‘haftalık kongresi’ niteliğindeki Cuma gününü geçiştirmiyorlar mı?   Şimdiye kadar kendi seçtiği konuyla cuma hutbesini okuyan imam gördünüz mü? Başörtüsünün kadınlar için Allah’ın bir emri olduğunu, bunun takılmasının yasaklanamayacağını açıkça haykıran bir Diyanet İşleri Başkanına rastladınız mı?

İnanç özgürlüğünün güvencesi olarak kitlelere takdim edilen lâiklik, çoğunluğu Müslüman olan bu halka giydirilmek istenen ama sürekli olarak dikişleri sökülen dar bir elbise halini almıştır. Lâiklik, İslâm dışındaki diğer inançların güvencesi olabilse de İslâm için güvence olmanın ötesinde baskı aracı olmuştur.

Müslüman toplum, laik devlet… Ne kadar uyumlu (!) ve muhteşem (!) bir ikili değil mi? Hele de bu muhteşem ikiliye Diyanet de eşlik etti mi işte size A.B.D ve batılı devletlerin İslâm coğrafyasına tavsiye ettikleri örnek model (!)…     Kopyala, yapıştır…

Selam ve dua ile…


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com