Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane
Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

KÜRTLER’İN İSLÂM’A BAĞLILIKLARI


Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ
5 Aralık 2014 Cuma 22:03

Erken dönemlerde İslam’la tanışan Kürtler oldukça İslam’ın tesirinde kalmışlardır. O kadar ki, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Amed (Diyarbakır), Erbil ve el-Cezire (Cizre) gibi kentler zamanla, Ehl-i Sünnet akidesinin klasik bir biçimde yaşatıldığı güçlü birer merkez haline gelmişlerdir. Başka bir deyimle, Kürtler, adeta diğer milletlerden daha ziyade İslam’ı büyük bir samimiyetle benimsemişler ve İslam’ı öğrenmek için önemli kurumlar tesis etmişlerdir.          

Kürtlerin Ehl-i Sünnet itikadına bu denli sıkı taraftarlık göstermelerinde, Hanefî mezhebine göre daha tavizsiz bir mezhep olarak kabul edilen Şafii mezhebine bağlı olmalarının etkisi büyüktür. Çünkü Şafii Mezhebi, her vesileyle tabilerine Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat taraftarlığını aksiyoner bir şekilde aşılayan bir mezheptir. Nitekim genel olarak Temel İslamî bilimlerin öğretildiği Kürt Medreselerinde, İslam’ın kaynak dilleri olan Arapça, Türkçe ve Farsça’nın yanı sıra Şafii mezhebi de en iyi şekilde öğretilmekteydi. Dolayısıyla Kürtlerin Ehl-i Sünnet itikadına tavizsiz bir şekilde bağlı olmalarında, Şafii mezhebi öğretilerinin etkisi büyüktür.

Kuşkusuz Kürt Medreseleri sadece dinî ilimlere kaynaklık yapmıyordu; aynı zamanda tarikatların hatta Kürt milliyetçiliğinin de merkezleri sayılırlardı. Nitekim Kürt diliyle şiir yazan birçok Kürt şairinin medrese çıkışlı olması bu tezi güçlendirmektedir. Diğer taraftan, Kürtlerin yaşadığı bölgelerde, şaşırtıcı biçimde İslam’ın dışında ve batıl bir dinde yaşayan Ezidîler, ya da İslam’ı keyfî ve indî bir şekilde yorumlayan Rafıdîler v.b. gibi birtakım Kürt gruplar da mevcuttur. Hatta Türkiye’de yaşayan Kürt Alevîler (Rafidîler), Türkmen Alevilere göre Raşid halifelerin yolu olan Ehl-i Sünnet’ten daha çok uzaktırlar.

Bu itibarla Sıkı bir Sünnî geleneğe sahip olan Kürtler oldukça hoşgörülü bir ortamı da koruyabilmişler. Yani hem aşırı Sünnîleri hem de Sünnîlere karşı olan diğer grupları bünyesinde barındırmaktadır. Başka bir deyimle, hem Sünnî İslam’ı cansiperane müdafaa edenlerin hem de Sünnî İslam’dan çok uzak bir noktada olan bazı din ve mezhepleri benimseyenlerin Kürt olması oldukça dikkat çekicidir. Bu durum, Kürtlerde var olan demokratik tercihin ne denli geçerli olduğunun da bir işaretidir. Gerçekten de Sünnî Kürtlerin yaşadıkları bölgelerde Hıristiyan Süryanîler ve İslam’ın dışında batıl bir mezhep edinen Ezidîler olduğu halde onlarla Kürtler arasında herhangi bir sorun yaşanmamaktadır.

Genel olarak Kürtler için “Dindar bir kavim” tabirini kullanmak yanlış olmaz. Çünkü Kürtlerin yaşadıkları tüm bölgelerde başta devleti idare edenler olmak üzere bütün Kürtlerde İslam dinine bağlılık temel bir prensip olarak karşımıza çıkıyor. Bilindiği gibi Eyyubi devletinin başına geçen Salahaddin Eyyubî dışında, devlet idare eden ve tarihte iz bırakan güçlü Kürt liderler bilinmiyor. Başka bir deyimle, Kürtlerin çok sayıda devlet kurdukları veya devlet idare ettikleri tarihçiler tarafından ciddî bir şekilde desteklenmemektedir. Ancak Kürtler, dış ilişkilerinde başka devletlere bağlı olup iç ilişkilerinde serbest olan ve bir nevi özerk bulunan emirlikler ve hanedanlıklar kurmuşlardır.

Ne var ki, Kürtlerin komşularıyla iyi geçinen bir kavim olmalarından olsa gerek, Kürt emirliklerinin yöneticileri, kendilerinden önce Müslüman olan milletlerin oluşturdukları yaşayış tarzlarını, din, hukuk, ahlâk, iktisat, örf-âdet ve diğer özelliklerini olduğu gibi benimsemişlerdir. Diğer bir ifadeyle Kürt liderler, himayesinde bulundukları İslam devletinde işlemekte olan sosyal ve hukuksal yapıları aynen almışlardır. Mesela Diyarbakır, Cizre, Hani ve Meyafarkin gibi merkezlerle Konya, Selçuk, Amasya ve Sivas’ı hiçbir farkları yoktur. Buralarda emîrlik yapan Kürt liderlerin İslam dinine bağlı olduklarını, her emîrin yanında, kendisine Şeyhul-İslamlık yapacak bir Seydanın (Şeyhin) yer aldığını ve emîrin bu Seydaya/Şeyhe bağlı olduğunu biliyoruz. Gerek Faqiyé Teyrân gerek Ahmed Cezerî, gerekse Ahmed Hanî’nin şiirlerinde bu dindarlığın izlerini görmek mümkündür.

(Bu Konuya devam edeceğiz)


YORUMLAR
  • yorum2014-12-07 17:20:11Kara

    Ey insanlar!
    "Rabbiniz birdir. Babaniz da birdir. Hepiniz Adem'in cocuklarisiniz, Adem ise topraktandir. Arabin Arap olmayana, Arap olmayanin da Arap üzerine üstünlügü olmadigi gibi; kirmizi tenlinin siyah üzerine, siyahin da kirmizi tenli üzerinde bir üstünlügü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadir. Allah yaninda en kiymetli olaniniz O'ndan en cok korkaninizdir. ne güzel söylemiş efendimiz

  • yorum2014-12-06 20:12:00Musa K. Yılmaz

    Hüseyin Bey,
    Gerçekten yaptığınız bu su-i zanna karşı ne diyeceğimi bilemiyorum. Selamlar.

  • yorum2014-12-06 14:34:30Mehmet CİNER

    Ne yani Kürtlere islami bir sıfat atfdilince memen kavmiyetçilikle itham ediliyor. Türkler için dağlara "BİR TÜRK DÜNYAYA BEDELDİR DENİRKEN " Irkçılık andıran bu cümleller için ses çıkarmayanların ehli insaf olmaları lazım s.lamlar

  • yorum2014-12-06 08:37:09hüseyin ak

    Keşke devam Etseydiniz. ziya bu makalede çok güzel bilgiler vermekle beraber, sizin bu yazıyı kavmiyetçi bir mantıkla mı yazdığını ve ya ümmetçi bir mantıkla mı yazdığınızı anlardık.
    Ama şu kadarını söyleyeyim ki bu yazıda sanki kavmiyet duyguları ön planda....

Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com