Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane
Emin YAPRAK

Köktendincilik Nasıl Anlaşılmalıdır


Emin YAPRAK
10 Kasım 2015 Salı 15:01

Fundamentalizm; temel olarak asıla dönme gayesi ile ortaya çıkmış ve öyle algılanan bir anlama biçimi ve yaşayış olarak karşımıza çıkmaktadır. Her kavramın ortaya çıkarken savunduğu ve ilkesel olarak vurgulamaya çalıştığı bir yapısı vardır. İşte bir anlamda radikal yapı olarak kendini göstermeye çalışsa da aslında ikisi arasında ince bir çizgi vardır. O da fundamentalizm veya kökten dinci yapı, İslami mezhepler silsilesinde tam karşılığı olmasa da, selefi yapı olarak kendini göstermektedir.

İslam ilkelerinde herhangi bir yoruma ve değerlendirmeye girmeden, saf olan yapısı ile yaşanılması, bir anlamda dini değerlerde yeniliklere kapalı olan bir anlayış biçimi olarak, ilkeler üzerindeki yaşamın ve değerlendirmenin birleşmesini arzulamaktadır. Amaç dinin saflığını ve öze dönüş olarak ortaya konulması olarak kendini korumasıdır. İslam’ın çarpıklıklardan ve yanlış anlamlardan uzaklaşmasıdır.
Her şeyin temelinde ilkelerin yorumlanmadan ve dış tahriflere maruz kalmadan uygulanması ve kendine ait olan güzelliklerle yol alması amaçlanmaktadır. Katı bir yaklaşımla dinin saf değerlerine ve yaklaşımlarına karşı korumacı bir yapı ile muhafaza yoluna giden bir değerlendirme olarak kendini ortaya koymaktadır.
Köktendincilik olarak tanımlanan fundamentalizm, aslında kavram kargaşası arasında kalarak, batılı açıklama ve değerlendirmelerle de saflığını kaybetme yoluna gitmektedir. Çünkü İslam mezhep literatüründe selefilik olarak kendini gösteren düşüncenin yaklaşımı Fundamentel yaklaşımdan ve değerlendirmeden farklıdır. Günümüzde İslam’ı sadece ahlaki ilkeler ışığında değerlendirip, hukuka dayalı olan yapısından uzaklaştıran anlayışa karşı bir nevi İslam şeriatını savunma anlayışıdır.
Köktendincilik, genellikle dinî tabiattaki bir dizi kurala sıkı sıkıya bağlı, çağdaş sosyal ve siyasi yaşam ile ilgili üzerinde uzlaşılmış prensiplere karşı tepkisi olan inancı belirtir. İnancın temelinde, dinin kendine ait olan değerlerine ve kaynaklardan yanlış yaklaşım ve değerlendirmelerin, saf ilkelere zarar verme endişesi olarak ortaya çıkmaktadır.
Köktendincilik, Hristiyanlık açısından ortaya çıkışı değerlendirilirken, İncil’in her yönüyle okunup, ilkelerinin savunulması, Protestan mezhep akımı olarak kendini gösterirken sonra bütün dinler için aynı kavram kullanılmaya başlanılmıştır. İncil, hukuki düzenlemeler içermeyen, aile hukukunun ne olduğunu ortaya koymayan, miras hukukuna ait değerlendirmelerde bulunmazken, Kur’an’da ise mütekamil anlamda bu konularda düzenlemeler ortaya koyarken, İncil ve Kur’an’ın kendilerine yapışmayı aynı kavramla ifade etmek yanlış olsa gerektir.
Selefilikte; sonraki kuşaklarda İslam dışından, dinin saflığını bozarak, bir kısım yöneticileri tatmin etmek için İslam’a sokuşturulmuş olan yanlışlıklardan kurtulmak temel gaye olarak alınması kadar doğal bir şey olamaz. Burada kanunların uygunluğunun araştırılmasından çok ilahi olan kaynağın savunulması temel olarak alınması gerekmektedir.
Uygulamada, İslam şeriatının temel alınması, kanunlar uygulanırken zamanın tecrübelerinden faydalanma anlayışı farklı bir değerlendirme olarak görülmelidir. Modernizmin sınır tanımayan anlayışından veya dinden, dini ilkelerden soyutlanma anlamına gelen sekülerizm farklı bir anlayış ve değerlendirme olarak ele alınmalıdır.
Hristiyanlıkta ilk başlangıçta ortaya çıkışında İncil metinlerinin sağlıklı ve özüne uygun olarak okunması olarak ele alınmış köktendincilik veya Protestanlık daha sonra dini-kültürel bir mezhep olarak kendini göstermiştir.
Köktendinciliğin yükseldiği dönem ise 20. yüzyılın son çeyreğidir. Dünyanın birçok kesiminde dinî hareketlerin güç kazandığı yıllarda köktendincilik gelişerek siyasî bir şekil almıştır. Siyasal anlamda İslam siyasetini savunan devletler dışlanmış, bu tür yapılanmalar demokrasi düşmanı olarak görülmüş ve Batı düşüncesi için tehlike olarak görülmüş, onlara her türlü saldırı doğal olarak kabul görmüştür. Bazı yapılanmaları da batı kendisi destekleyerek, doğuda yerleşme veya doğuya saldırı için araç olarak kullanılmıştır. Kaide, Taliban ve nihayetinde IŞİD veya DAIŞ bu amaçla üretilmiş düşmanlar olarak ortaya çıkmıştır.
İnsanların özellikle Batıda köktendinciliğe yönelişin çok nedeni olmasına rağmen bunları üç başlıkta değerlendirmek yerinde olsagerektir. Fakat her bölgenin değerlendirmesi, insanların bu fikre kapılmasının farklı sebepleri bulunmaktadır.
20. yüzyılda sekülerizmin benimsendiği ülkelerde dinin toplum üzerindeki etkinliği azalmış, bununla birlikte toplumun bazı kesimlerinde ahlakî bozulmalar görülmeye başlanmıştır. Sekülerizm, hiçbir sınıra bağlı olmayan, her türlü yaşantıyı serbest bırakan, bireyin özgürlüğünü önplana çıkaran bir yaşam biçimi olarak kendini göstermektedir. Dinden uzak bir yaşam biçimi her türlü ahlaksızlığı normal görmektedir. Bu sebepten insanlar dinsel farklı anlayışlara yönelmeye başlamışlardır.
Köktendincilik toplumda, bu yozlaşmaya karşı tepki olarak ortaya çıkmıştır. Ahlakî çöküntünün giderilebilmesi için dinin etkinliğinin artması gerektiği savunulmaya başlanmıştır. Devletin kurallarının herhangi bir dine dayanması gerektiği, İslam ülkelerinde şeriatla birlikte, İslam siyasetinin dünyaya hakim olması gerektiği gençler arasında tercih edilen bir yaşam biçimi olarak kendini göstermeye başlamıştır.
Gençlerin bu eylemleri gerçekleştirirken, her türlü doyuma ulaşmış olmaları, batıyı ve düşüncesini iyi tanımasıyla kendinden emin bir yaşam biçimi ortaya koymaktadırlar.
Bir başka neden olarak sömürgecilik görülmektedir. Sömürgeci devletlerin sömürge ülkelerde kendi kültürlerini yaymaya çalışmaları ve yerli kültürleri baskı altına almaları hatta onları aşağılamaları sömürge sonrası dönemde, Batılı kültürlere olan bağlılığının azalmasına ve Batılı fikirlere karşı toplumda büyük bir direnç oluşmasına neden olmuştur.
Hatta bu ülkelerin zenginlikleri batılı devletlerin refah seviyesini artırdığını gören insanlar, onların bu yaşam biçimlerini toptan rededen bir yaşama biçimi ortaya koymaya çalışmışlardır. Ayrıca 70’lerden sonra sosyalizmin zayıflamasıyla birlikte emperyalizm karşıtlığı da köktendincilik ile birlikte yükselmeye başlamıştır. Sosyalizm, batı düşüncesine ve yaşam biçimine karşı bir denge olarak sosyalist devletler tarafından desteklenmekteydi. Farklı yaşam biçimleri tercih edilme sebepleri olarak ortaya çıkmaktaydı.
Diğer önemli bir neden olarak küreselleşme söylenebilir. Küreselleşmenin milliyetçiliğin gücünü zayıflatmasından sonra din, toplumda birleştirici unsur olarak görülmüştür ve bu durum köktendinciliğin yükselmesine neden olmuştur. Tek güç, tek yaşam biçimi olarak kendini ortaya koymaya çalışan Batı yaşam biçimi, küresel bir yapı ile kendini tek ve vazgeçilmez yaşam biçimi olarak ortaya koyarken, farklı düşüncelerin oluşmasına katkı sağlamış olmaktadır.
Modernizm ile her türlü refahın ve huzurun yeri olarak kendini göstermektedir. Fakat bunu yaparken hiçbir ilkeye bağlı kalmadan, kişinin huzuru ve istekleri ön plana çıkınca başka kişilere zarar vermek öne çıkmış bulunmaktadır. Bu da insanların farklı arayışlara doğru yönelmelerine ve özellikle İslam’ı yaşayan ülkelerin siyasal anlamda başkalarının oyuncağı olması da köktendinciliğin siyasal anlamda tercih edilmesine sebep olmaktadır.
Köktendincilik kendini bulma, kendini bütün sitemler içerisinde tercihe konu olan bir yapılanma olarak ortaya çıkarken, aslında İslam ile birlikte ele alınmayışı, İslam’ı doğrudan kendilerine düşman olarak alamayanların ekmeğine yağ süren bir kavram olarak değerlendirilmektedir.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com