Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane
Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

KEMALİST-LAİK KESİMİN ENDİŞELERİ


Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ
11 Şubat 2013 Pazartesi 21:53



Son zamanlarda Türkiye’de Atatürkçü ve laik kesimin endişeleri artmaya başladı. Özelikle 2007’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra bu kesimdeki dostlarımız daha çok endişelenmeye başladılar. Dikkat ettiğimizde bu kesimin, özellikle Abdullah GÜL’ün Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra “Mahalle Baskısı” varsayımından hareket ederek seslerini yükseltmeye başladılar. Endişe ettikleri husus, kendileri için hayat tarzlarını yaşama alanının kalmamasıdır. Başka bir deyimle, rahatlıkla içki içecekleri, serbest bir kıyafet giyecekleri ve modern yaşamın gereklerini yerine getirecekleri alanların, kendilerine daraltılacağı endişesini taşıyorlar.

Ak Partinin son seçimleri daha ezici bir çoğunlukla kazanması onları daha da endişelendirmiştir. Hele son seçimlerden sonra yapılan ve yapılmakta olan kamuoyu yoklamalarında Ak Partinin % 58’lerde dolaşması o kesimi iyice tedirgin ediyor. Ne var ki, son zamanlarda laikliğe ve Kemalizme yapılan vurgular eskisi kadar güçlü değildir. Bunun iki sebebi vardır: Birincisi, çok sayıda Kemalist ve Ergenekoncu şahsiyetlerin tutuklanmasıyla Türkiye’nin başına büyük bir badirenin açılmamış olmasıdır. Daha önce, “Eğer Kemalsit ve Laik şahsiyetlere bir şey olursa kıyametin kopması o andır. ” deniliyordu. Yani halkın büyük çoğunluğunun Kemalistlerle birlikte hareket edeceklerini sanıyorlardı. 2007’deki Cumhuriyet mitingleri bu işin provasıydı. Ama olmadı. İkincisi de, CHP’nin başına geçen Kılıçdaroğlu’nun eski Genel Başkan Baykal’in laiklik üzerine bina edilen stratejisini terk etmiş olmasıdır. Yani artık yeni CHP, eski CHP gibi laikliğe sahip çıkmıyor, hatta net olmasa da, başörtüsü probleminin çözümünden yana olduğunu söylüyor. Kuşkusuz bu tutum bile, CHP için büyük bir devrimdir.

İşte bu iki sebepten dolayı eski Laikçi ve Kemalist aydınlar ve gruplar kara kara düşünüyorlar. Bu yüzden CHP içinde bile, zaman zaman dışa yansıyan büyük bir sıkıntı vardır. Geçenlerde “Kürtlerle Türkler hiçbir zaman eşit değildirler” diyen CHP İzmir Milletvekili Birgün Ayman GÜLER’e destek çıkan bir başka CHP’li vekil (Osman Aydın), “Eskiden ne güzel; arada bir ihtilal oluyordu da, sağcı hükümetlerden kurtuluyorduk. Artık ihtilal de olmuyor.” dedi. Aslında bu iki vekilin ağızlarına sağlık; ne iyi olmuş da bu içten ve samimi itiraflarda bulunmuşlar. Bu sözler, birçok bilinmeyeni şerh etmiş oldu. Medya Birgün Hanımın sözleri üzerinde çok durdu da, Osman Aydın’ın sözleri üzerinde pek durmadı. Ancak, Osman Bey’in sözü, daha safiyane ve samimane bir söz olup birçok açıdan hem dramatik hem de dehşet verici bir sözdür.

Geçenlerde Laik ve Kemalist olan bir dostumla konuşuyorduk; “Hocam! Bana hak vermeyeceksin ama çok endişeliyiz” dedi. Kendisine, “Neden endişelisiniz? Türkiye’nin demokrasiye doğru gittiğini görmüyor musunuz? Başörtüsü örtenlerden mi korkuyorsunuz, yoksa namaz kılanlardan mı?” diye sordum. Laik dostum derin bir “Off” çekti ve anlatmaya başladı. Şöyle dedi:

“Hocam! Biz gericiliği simgeleyen her şeyden korkuyoruz. Tek-tük insanların başlarını örtmelerinden elbet ki korkmuyoruz; ancak eğer başlarını örtenlerin sayısı gittikçe artarsa ve başlarını örtemeyenler azınlığa düşerse, bu bizim için ciddi bir baskı oluşturmaz mı? Üstelik İlk ve orta öğretimden itibaren Kur’an, Arapça ve Osmanlıca dersleri verilecektir. On yıl sonra liselerden mezun olan herkesin Kur’an okuyup namaz kıldığını ve kızların da başlarını örttüklerini düşünün! Bu ezici çoğunluğa karşı modern yaşamı simgeleyen giysilerle ve yaşam tarzıyla durabilir misiniz?”

Dostumu, hiç bu kadar ciddi endişeli görmemiştim. Üzüldüm ve “Acaba bu arkadaşımın dediklerinde bir hakikat payı var mı?” diye düşünmeye başladım. Ben dostuma, “Peki, sizi endişelerinizde haklı çıkaracak işaretler bunlar mı? Sonuçta siz de Müslüman olduğunuz için Kur’an öğrenmiş olmaktan yüksünmezsiniz. Hatta kız kardeşiniz başını kendi iradesiyle örterse neden hoşunuza gitmesin?” dedim. Dostum bir iç çekerek şöyle dedi:

“Bütün sorun da bu ya! Evet, bütün sorun, yaşam tarzımızı Kur’an’a, yani dine göre ayarlamamızdır. Biliyorsun ki İslam dini, çok baskın ve çevresini çabuk etkileyen sosyal bir dindir. Diğer dinler gibi bir takım ritüellerden ibaret değildir. Doğumunuzdan ölümünüze kadar sizi takip eden bir dindir. Her şeyden önce yaşam tarzınızı etkileyen bir dindir. Yarın benim kızım, aileden aldığı kültür alt yapısıyla tercihli Arapça ve Kur’an derslerini almak istemediği zaman çocuklar kendisine, “Siz neden bu dersleri almıyorsunuz? Yoksa siz Müslüman değil misisiniz?” diyeceklerdir. İşte benim kızım eve gelip bu soruyu bana soracak ve “Baba, neden Kur’an dersi almıyoruz? Biz Müslüman değil miyiz?” diyecektir. Ben ona nasıl bir cevap verebilirim? Bu bir mahalle baskısı değil midir?” Bir diğer husus da iktidarın baskısıdır. Öyle görünüyor ki, önümüzdeki seçimlerde yine Ak Parti kazanacaktır. Bu da Türkiye’nin 20 yılına mal olacaktır. Siz 20 yıl muhafazakârlık cenderesinden geçen bir Kemalizmden ve modern hayattan bahsedebilir misiniz?”

Dostumu bu kadar endişeli görünce ona dedim ki: “Bence bu kadar endişelenmenize gerek yoktur. Senin durumun, henüz hastalanmadığı halde, gelecekte hastalanacağım diye, şimdiden elem ve ızdırap çeken bir adamın haline benziyor. Türkiye demokrasi yolunda ilerliyor. Bırakın, her şey kendi tabii mecrasında aksın. Eğer bir Kemalist, muhafazakârlar gibi yaşamak istemiyorsa asla zorlanmayacaktır. Bir kere İslam tarihinde bunun örneği yoktur. Ancak sıkıntı şurada: Bazı insanlar Kur’an’da ve Sünnette yer alan İslam’ı değil de, bozulmuş bir dini ve eksik bir İslamiyet’i benimsemek istiyorlar. Mesela, içkiyi, gayri meşru ilişkileri ve benzer haramları yasaklamayan bir dine mensup olmak istiyorlar. Problem burada; Çünkü gerçekte böyle bir İslam yoktur. En büyük sıkıntı, O dostlarımızın hangi İslam’a mensup olduklarını tayin etmemektedir. Eğer birisi bana, “Sen neden içki içiyorsun? Yoksa sen Müslüman değil misin?” şeklinde bir soru soracaksa ona vermem gereken cevap şudur: “Elbette ki, ben de Müslüman’ım. Ancak ne yazık ki nefsime mağlup olup kendimi günahlardan çekemiyorum. Bana dua et de, ben de bu kötülüklerden uzak durayım.” Ama biz tutup, “Ne demek ulan? Benim Müslümanlığımı test edecek kişi anasından doğmamıştır. Din bir kalp işidir. Ben sizin gibi softalardan değilim. Ben modern ve Atatürkçü bir Müslüman’ım” dersek hata etmiş oluruz. Çünkü içki içmek Atatürkçü ve modern olmanın bir gereği değildir.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com