Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

İnsanlığın Dönüm Noktası, Mi’rac Mucizesi


15 Haziran 2012 Cuma 09:18
İsra; geceleyin yapılan sefer, Mirac ise; yine geceleyin semalara, yücelikler âlemine yükseliş demektir. İsra ve mirac mucizesi yaklaşık hicretten bir buçuk yıl önce Recep ayının 27.gecesi vuku bulmuştur. Kökü ezelden gelip dalları ebed’e uzanan kâinatın efendisi tek önder peygamber efendimiz(sav) Mekke den yanı mescidi haramdan Mescidi Aksa’ya Burak’la sefer eylemiş, oradan da Refref adında bir binekle göklere mana âlemine yükselmiştir.
Hatemül enbiya olan peygamberimiz(sav) kendinden evvelki peygamberler gibi kendisine vahye dilen evrensel, kurtarıcı ilahi mesajları insanlığa tebliğe başladığı zaman Mekke’de egemen olan Tağuti zorbaların ve sömürücü putperestlerin hem lisanî ve hem de fiili saldırılarına maruz kaldı. Allah yolunda mazlum ve mağdur olan insanların kurtuluşu için peygamber efendimizin ilahi emirleri tebliği ile Mekke zalimleri giderek zulümlerini artırdılar. Peygamber (SAV) ile birlikte tevhide temessük etmiş ilk müminler de bir baskı ve boykot ve terörle ezildiler. Şiddet ve baskının her çeşidine maruz kaldılar. İnsan aklının ve havsalasının alamayacağı işkencelerle iyice bunalan Müslümanlar ilahi bir yardım bekliyorlardı. İşte böyle bir vasatta Allah u zülcelâl; peygamberine güç ve kuvvetinin her şeye kadir olduğunu fiilen açıklamak, vahyi ile gönderdiği ilahi mesajları bir de kafa gözüyle göstermek ve müminleri yeni bir imtihandan geçirmek üzere isra ve miraç mucizesini gerçekleştirdi. Aslında İslam medeniyetini inşa eden bütün peygamberlere yüce Allah zaman zaman çağın icap ve idrakine göre değişik mucizeler vermiştir. Cihanşümul bir şeriat ile gönderilen efendimiz (SAV) de hira mağarasında başlattığı İslam medeniyet serüvenini büyük bir azim ve cesaretle durmadan ve hiç kimseden çekinmeden inşa etmeye devam etmiştir.
İsra ve miraç; Büyük aksiyonda ilk merhaleydi. İsra ve miraç; Diriliş berzahının doruk noktasıdır.
İsra ve Miraç; daha önce Mekke de derelerin kenarlarında emekleyen soluk yüzlü, yalın ayaklı, çıplak bedenli, ürkek bakışlı insanların zirvelerde gezmeye namzet olduğunun tezahürü idi.
İsra ve Miraç; artık güç dengelerinin dönüşebileceğinin bariz bir alamet-i farikası idi.
İsra ve Miraç; mazlum ve mustazaf insanlarının zor zamanın ve dar zeminin bağrına dökülen gözyaşları ve akıtılan kanlarının zaman ve zemini geride bırakarak Allah’ın huzuruna yükselişidir.
İsra ve mirac; Müslümanların akıtılan kudsi gözyaşlarının semavi zeminde gül ve çiçekler açmasıdır. Tevhidi hareket için kışın biteceği, baharın başlangıcının müjdesiydi.
İsra ve miraç; Mekke’nin dağlık ateşinde pişen, mahrumiyeti azık edinen daha sonra zemzemle yıkanan ve lahuti teklife “LEBBEYK” diyen peygamberin yüce rabbine ilticasıdır. Dikkat edilirse O döneme kadar Sadece TEVHİD i tebliğ vardı. Medeniyetin inşasında ve temelinde kullanılan tek harç LAİLAHE İLLALLAH İDİ.
Peygamber efendimize verilen bu mucize ile efendimiz (SAV) bizzat ruh ve beden ile Mekke den yine mübarek ve kutsallığı Kur’an ayeti ile sabit olan küdüs teki Mescidi Aksaya yolculuk etmiştir. Bu kutsal yolculuğu isra suresinin 1. ayeti ile sabit olduğu için inkârı mümkün değildir. Ve inkârı küfrü gerektirir. Peygamber efendimize bahşedilen bu kutsal mucize adeta insanlığın bir DÖNÜM noktasıdır. Ve aynı zaman da geleciğin feza çağı olacağının bir ihsasıdır. Dikkat edilirse görülecektir ki isra ve miracın temelinde;

Şekva değil, takva vardı.
Ziyan değil, ziya vardı.
Nar değil, nur vardı.
Dünya değil ahiret vardı.

İsra ve miracın gerçekleştiği bu mutlu ve kutlu olay sabahleyin duyulunca Mekke deki inançsız bütün kâfirleri derinden sarstı. O zalimlerin akıl ve havsalaları şaştı. Ehli imanın ise imanları pekişti. O kutlu gecede peygamber efendimize yedi kat gök başta olmak üzere, cennet ve cehennem gösterilmişti. Hatta kâinatın mukadderatını çizen ilahi kalemlerin cızırtılarını dahi işitmiş ve en son arş-ı alaya yükselmişti.
Aslında Allah’ın koyduğu tabii kanun ve nizamlar düzeni içinde ve onun verdiği akıl nimeti ve duyu organları sayesinde bugün yapılan çalışmalar sonucunda uzayda ses ve resimlerin nakledildiği ve eşyanın da çok kısa bir zaman içinde intikal ettirildiği günümüzde bir daha ilmi bir mantıkla inanıyoruz ki isra ve mirac mucizesi bir gerçek ve hakikattir…
Allah’u zülcelâl İsra ve Miraç gecesinde; İslam binasının temelini teşkil eden kelime-i şahadetten sonra ikinci kısmı olan namazı farz kılmıştır. Mü’minler için isra ve miraç; günde beş defa vaktinde kılınan namazdır. Bu kutsal gecenin aşkına ve vecdine Namazlarımızı beş vakit olarak vaktinde kılalım. Bilelim ki Namazı olmayanın Allah a yolculuğu ve miracı olamaz. Namaz; Müslümanlarla kâfirler arasında ki ikinci perdedir. Namaz kılmayan o perdeyi kaldırmış olur. Namaz iman iddiasının ispatıdır. Namazın dindeki yeri insan bedeninde baş gibidir. Nasıl ki başsız bir beden yaşayamaz ise namazsız din ve Müslümanlık düşünülemez. Namaz dinin direğidir. Namazı kılmayan dinini yıkmış olur.16/17 Haziran gecesi sene-i devriyesini yaşayacağımız isra ve miracın hürmetine imanlarımızı yeniden gözden geçirelim, etimizi ve yüreğimizi sahih imanla ve Salih amelle taptaze hale getirip miracımızı yeniden yaşayalım. İsra ve miracın; Kutlu yolculuğunun gerçekleşmiş olduğu bereketli ve mukaddes toprak parçası mescidi Aksa olmak üzere tüm İslam coğrafyasının kurtuluşuna vesile olmasını yüce Allah tan dili yelim…

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com