Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

HİCRET VE KERBELA


24 Kasım 2012 Cumartesi 11:46



Muharrem ayı, hicrî takvimin ilk ayıdır. 15 Kasım 2012 Perşembe tarihi Muharrem’in birinci gününe tekabül etmekteydi. Yani Efendiler Efendisi’nin (s.a.s.), Mekke’den Medine’ye hicretinin 1434. yıldönümü…

Hicret; kelime ve ıstılah olarak uzaklaşmak, sakınmak, yönelmek ve bırakıp gitmek anlamına gelir. Kâinatın Sultanı Efendimiz (s.a.s.)’in hicretinde ise sadece Mekke’den Medine’ye göç değil, derin manalar ve hayat iksiri mevcuttur.

Hicret; bir fedakârlığın örneğidir aslında. Hz. Ebu Bekir (r.a.) arkadaş ve dostun fedakârlıktaki zirvesi olmuştur hicretle. Hz. Esma b. Ebu Bekir (r.a.) “Zatü’n-Nitakeyn (iki kemer sahibi) lakabını bizzat Efendimizden alarak, bir kadının inancındaki samimiyet ve fedakârlığı temsil etmiştir. Hz. Ali (r.a.)’ın, hicret gecesinde öldürülebileceğini bile bile O’nun yatağına uzanması da yaşadığı cesaretinin sevgiyle sınırları zorlamasıdır. Toplum olarak Medine halkı “ensar” (ziyadesiyle yardım edici) unvanını hak etmiştir. Eyyub El-Ensarî nezaketin örneği olarak tarih sayfalarına geçmiş ve bugüne kadar hep anlatılmıştır, yine anlatılmaya devam edecektir. Yani destan olmuştur hicret, destanı yazanlar değer vermiştir hicrete…

Hicret; Allah’a bağlılığın ifadesidir. Hicret; günahlardan kaçışın ve uzaklaşmanın bir göstergesidir. Kısaca hicret; bütün insanlığın yaratılış hamurunda bulunan İslam’ın evrensel ilkelerini hayata hâkim kılmak için gösterilen gayrettir. Hicret, sadece mekânda veya ülke konumunda yer değiştirmek değildir. Bilakis zamanda da hicret söz konusudur. Efendimizin: “Gerçek muhacir, Allah’ın yasak kıldığı şeyleri terk edendir”1 Hadisi de bunu ifade eder aslında. Müslüman günahlarından tevbe etmek için zaman ve mekân şartı aramaz. O halde; "Günahlardan uzak kalma" yarışına niyet edenler için hicret başlamıştır ve devam etmektedir. Bize Allah’ın emaneti olan çocuklarımız geleceği için hicret, eşlerimizle kalp sükûnuna ermek için hicret, nefsimizi insan mertebesine vasıl etmek için hicret…Şu bir gerçektir ki, tüm günah ve manevi hatalardan uzak kalmak isteyen kimse, oturduğu muhite, ikamet ettiği yere de çok dikkat etmelidir. İyi komşu, iyi arkadaşlar seçmelidir. Kötü ve ıslah olmak bilmeyen insanlardan uzaklaşmalıdır. Yani denilebilir ki; iyilerle bir arada olmak için de hicret vardır.

Büyük usta Necip Fazıl’da hicretin bu sırrını idrak edenlerdendir:

“Baktığımız her ufkun öte yanına hasret,

Bir ömür sürüyoruz; nereye varsak hicret…”

İslam tarihinde önemli bir yeri olan Muharrem ayının onuncu gününe “aşure günü” denilir. Aşure günü 24 Kasım 2012 Cumartesi günüdür. Aşure günü İslam tarihinde çok önemli bir yere sahiptir. Bu gün, Hz Nuh peygamberin inananlarla birlikte tufandan kurtuldukları gündür. Bu günde daha başka tarihi olaylar da gerçekleşmiştir. Bu yüzden Peygamberimiz bu tarihi günü oruç ve ibadetle yaşamak ve yaşatmak istemiştir.

Bugünü bir öncesi ve sonrası ile oruçlu geçirmek sünnettir.2

Hazreti Aişe (r.a.) validemizin bildirdiğine göre; İslam öncesinde Peygamberimiz (s.a.s.) ve Mekke halkı “aşure” günü oruç tutuyordu. Peygamberimiz (s.a.s.), Medine’ye geldiklerinde de bu orucu tutmaya devam etti ve ashabının da tutmasını istedi.3

Ramazan orucu farz kılındıktan sonra da Peygamberimiz (s.a.s.) “aşure orucunu” tutmuş ve: “Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan aşure orucudur.” buyurmuştur.4

Peygamberimizin bu tavsiyesi üzerine sahabenin bir kısmı bu orucu tutmuş, bazı sahabiler de tutmamıştır.5

Bu ayda Hz. Âdem’in cennetten yeryüzüne indirilmesi, Hz. Nuh’un (a.s) tufandan kurtulması, Hz. Musa (a.s) ve ona iman edenlerin Firavun’un zulmünden kurtulmaları gibi insanlık tarihinde dönüm noktası sayılabilecek önemli bazı olayların vuku bulduğu rivayet edilmektedir.

Diğer taraftan bütün Müslümanları üzen, Peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesi olayı da bu ayda, aşure günü vuku bulmuştur.

Nitekim Yunus Emre şiirinde şöyle diyor:

“Şehidlerin ser-çeşmesi, evliyanın bağrı başı

Fatma ana gözü yaşı, Hasan ile Hüseyin’dir.

Hazreti Ali babaları, Muhammed’dir dedeleri,

Arşın iki gölgeleri, Hasan ile Hüseyin’dir.”

Gönül adamlarına göre; her devirde olduğu gibi, bu devirde de Hz. Hüseyin ve Muaviye vardır. Her birimizin içinde de Hz. Hüseyinler, Muaviye ve Yezid’ler bulunur.

Meselâ içimizdeki Hüseyin çalışma ve hizmet aşkıdır. Her türlü güzellik ve doğruluk duygularımız Hz. Hüseyin'dir. Kendimize ait ihtiras ve isteklerimiz, her türlü kötü düşüncemiz Yezid’i temsil eder.

İçimizdeki kinler, garazlar, öfkeler, çekememezlikler, kibirler ve gururlar birer Yezid’dir. Sevgiler, şefkatler, cömertlikler, yardım duyguları, alçak gönüllülükler ise birer Hüseyin’dir

Acaba bizde galip olan hangisidir? İnsan senelerce Muaviye ve Yezid’e küfrederek onun ordusuna takılıp kalmış olabilir. Bu arada içindeki Ali’yi, Hüseyin’i, yani olumlu ve güzel hisleri gün yüzüne çıkaramamışsa bu hoş bir şey değildir.

Elbette Ali’yi Kerbela’yı, Hüseyin’i unutmayacağız ama bize düstur eskilerin söyleyişiyle: “Buğz-ı Muaviye’de değil hubb-i Ali”de birleşmek olmalıdır. Muaviye ve Yezid öfkesiyle içimizi karartmak yerine, Ali ve Hüseyin sevgisiyle gönlümüzü diri tutmalıyız.

Allah Teâlâ, Habîb-i Kibriya Efendimizin Ehl-i Beytine rahmet etsin ve sevenlerini şefaatine eriştirsin!


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com