Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

GERÇEK ÖZÜR NE?


7 Aralık 2012 Cuma 11:33



“Özürlüler veya engelliler!” Kimi bir iş kazasından, kimi geçirdiği bir hastalıktan, kimi ise doğuştan… Rakamlar bize gösteriyor ki, Türkiye’de 8,5 milyon özürlü vatandaşımız var. Bu ise, yaklaşık her 3-4 ailede özürlü/engelli birisinin bulunduğunu gösteriyor. Dolayısıyla birçok ailenin değişmez gündemlerinden birisi bu!

Özürlüleri/engellileri nasıl göreceğiz?

Onlara karşı takınacağımız tavır nasıl olacak?

Onlar bir nimet mi, yoksa külfet veya ilahi bir ceza mı?

Yaratılmışlar olarak hepimiz, Yüce Rahman’ın “ahsen-i takvim: en güzel şekil” üzere yarattığı varlıklarız. Üstünlüğümüzün; mal, beden, ırk ve cinsiyetlerimize göre değil, iman ve amellerimize göre belirleneceği ebedî yurtlarımıza hazırlık yaptığımız şu dünyada, insanları, özürlerine göre ön yargı ile yargılıyoruz. Unutmayalım ki, “Engeller Engellilerin Saygınlığını Azaltmaz.” Erenlerin: “Rüyada yaşar gibiyiz, ahretle uyanacağız!” dediği dünya hayatında sahip olduğumuz neyin gerçek sahibiyiz?

İster sağlıklı, isterse müptelâ olduğu bir rahatsızlık sebebiyle engelli konumunda bulunsun, İslâmî anlayışa göre bütün insanlar mükerremdir, saygı ve hürmete lâyıktır. Yakup peygamberin evlat acısı ve üzüntüsü ona gözyaşı döktürmüş, gözlerinin görme özelliğini kısmen veya tamamen kaybetmesine sebep olmuştur. Müfessir Mukâtil bin Süleyman’ın bildirdiğine göre Yakup (a.s.), altı sene âmâ olarak yaşamıştır. Yüce Allah, “İki sevgilisi (olan gözlerini almak sureti) ile kulumu sınadığımda sabrederse, bu ikisine karşılık ona cenneti veririm.” buyurdu. (Buhârî, Merdâ, 7)Allah, sizin görünüşlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr ve sıla, 34) İbn Ümmü Mektûm, evi ile mescidi arasında hurmalıkların ve ağaçların olduğunu ve her zaman kendisine yardım edecek birisinin bulunmadığını söyleyerek Peygamberimizden evinde namaz kılma izni istemişti. Hz. Peygamber ezanı işitip işitmediğini sorduğunda, “Evet.” diye cevap vermiş, bunun üzerine onun cemaate katılmasını isteyen Allah Resûlü, “Öyleyse gel!” buyurmuştu. (Ebû Dâvûd, Salât, 46)

Hz. Peygamber, “Haydi, bizi Vâkıfoğulları’ndaki şu “iyi gören” (basîr) adamı ziyarete götürün!” buyurur. Hâlbuki kastettiği şahıs âmâdır. (Hadis-i Şerif) Topal bir sahâbî olan Amr b. el-Cemûh bir gün Hz. Peygamber’e gelerek, “Ey Allah’ın Resûlü! Ne dersin, eğer ben şehit oluncaya kadar Allah yolunda savaşırsam, cennette bu (topal) ayağım düzelmiş bir şekilde yürüyebilecek miyim?” diye sorunca Hz. Peygamber, “Evet.” dedi. Bunun üzerine Amr, kardeşinin oğlu ve hizmetçileri Uhud Savaşı’nda birlikte savaşarak şehit oldular. Savaş

meydanında Amr’ın cenazesiyle karşılaşan Hz. Peygamber, “Ben sanki seni cennette bu ayağın iyileşmiş bir vaziyette yürürken görüyor gibiyim.” buyurdu (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, X, 333) Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)’in: “Ben bir kulumu, iki gözünü alarak imtihana tabi tuttuğumda, buna sabrederse, bunun karşılığında kendisine cenneti veririm.” (Buhârî, Merdâ, 7. VII, 4); “Müslümana bir diken batması hatta daha küçük bir şey isabet etmez ki bu sebeple ona bir derece yazılmış ve bir günahı silinmiş olmasın” (Müslim, Birr 46 7, III. 1991) “…(Âmâya veya yol sorana) yol göstermen sadakadır. Gücünle güçsüz birine yardım etmen sadakadır. Konuşmakta güçlük çekenin meramını ifade etmen sadakadır...” (İbn Hanbel, V, 152) sözleri; engelli kimselerin farklılıklarını bir üstünlük sebebi olarak kabul edilmesinin gerekliliğini ifade ederken, onlara ilgi ve ihtimam göstermenin önemini vurgular.

Bedir savaşına katılmış görme özürlü Medineli bir sahâbî Itbân b. Mâlik, yağmur yağdığında ve gece karanlıkta camiye gitmekte güçlük çeker, Hz. Peygambere gider ve ona; Ey Allah’ın Resûlü! Ben görme özürlü biriyim, karanlık ve sel oluyor (camiye gidemiyorum). Evimde namaz kılsan da ben orayı namazgâh edinsem? Diye ricada bulunur. Hz. Peygamber de Itban’ın evine gider ve ona; Nerede namaz kılmamı istersin der. Itbân, Hz. Peygambere evinde namaz kılmasını istediği yeri gösterir. Hz. Peygamber de orada namaz kılar. (Buhârî, Ezan, 40) Itbân, Peygamberimiz ve arkadaşlarına yemek ikram eder. (Buhârî, Teheccüd, 36)

Bir âmânın davetine icabet edip evine gitmesi, gösterdiği yerde namaz kılması, ikram edilen yemeği yemesi, Hz. Peygamberin tevazuunu ve engellilere olan sıcak ilgisini göstermektedir.

Hz. Peygamber, ortopedik özürlü Muâz b. Cebel’i Yemen’e vali olarak göndermiş, çeşitli vesilelerle Medine dışına çıktığında yerine vekâlet etmek üzere, 13 defa görme özürlü Abdullah İbn Ümmi Mektûm’u vekil bırakmıştır. Vekâleti sırasında camide namazları da o kıldırmıştır. Ayrıca hem Mekke de hem de Medine de Hz. Peygamber in uzun yıllar müezzinliğini yapmıştır. (İbnu'l-Esîr, Usdu'l-Gâbe, IV. 264; Nesâî, es-Sunenü'l-Kebîr, V. 181, No: 8605) Yine sahabeden görme özürlü İtbân b. Mâlik kendi kabilesine imamlık yapmıştır.

Peygamberimiz (s.a.s); bu uygulamalarıyla, engellilerin yeteneklerine uygun alanlarda istihdam edilerek, onların üretici bireyler olmalarını, onları topluma kazandırmayı, kişiliklerini geliştirmelerini amaçladığını ve gelecek nesillere yol göstericilik yaptığını söyleyebiliriz. Bundan şunu anlayabiliriz ki engelli çocuğu bulunan ailelerin psikolojik ve sosyal açıdan desteklenmesi, kendi ihtiyaçlarını karşılayamayan engellilerin sosyal güvence altına alınması gerekir. Unutmayalım ki, engeller engellilerin saygınlığını azaltmaz. Özürlüler acınmak değil, anlaşılmak ister. Hak’tan gelen eksiklik değil, imtihandır. Ama bizim sözlerimiz, davranışlarımız… İşte bunlar gerçek özürdür.

Nedense, âmâlara acırız da, kalbi körlere acımayız!..

Dilsizlere acırız da, hakkı söylemeyenlere acımayız!..

Sağırlara acırız da, işine gelmeyeni duymayanlara acımayız!..

Aslında çoğumuz, kendi kendimizde özürler oluştururuz, ama farkında olmayız.

VE…SON OLARAK…

Öğretmen çocuklara Dünya’nın Yedi Harikası’nı yazmalarını ister. Gelen cevaplar; 1) Artemis Tapınağı 2) İskenderiye Feneri

3) Helyos Heykeli 4) Babil’in Asma Bahçeleri 5) Mausoleum 6) Zeus Heykeli 7) Piramitler Kız öğrencilerden birisi kâğıdını vermekte tereddüt eder. Öğretmenine; “Bence Dünya’nın 7 harikası bunlar değil” der. Öğrenciler kıza gülerler. Öğretmen son derece anlayışlı bir şekilde; "Peki, söyle bakalım senin listende neler var?" Kız öğrenci önce durur, sonra okumaya başlar. “Bence Dünya’nın yedi harikası; 1) Görmek 2) Duymak 3) Dokunmak 4) Tatmak 5) Hissetmek 6) Gülmek 7) Ve Sevmek”

Odada sinek uçsa sesi duyulacak şekilde bir sessizlik oldu. Basit, sıradan ve normal olarak düşündüğümüz ve gözden kaçırdığımız şeyler gerçekte ne kadar da mükemmeldirler.

Düşüncelerimizdeki engelleri kırmak ümidiyle...

Hayat emek ister, yaşamak emek vermeye değer...


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com