Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane
Emin YAPRAK

Dini Toplumlarda Kamil İnsanın ve Üstün Toplumun Gerçekleşmesi


Emin YAPRAK
21 Nisan 2016 Perşembe 14:58

Dini toplumların oluşturduğu ve üstün insanların toplum içerisinde yaygınlaştığı, hatta zekat vermek isterken, alacak insan bile bulmakta zorluk çeken toplulukların oluştuğu hususunda tarihi vesikalar önümüzde en büyük delil olarak görünmektedir. İnsanın bu üstün değerlere, dini değerlerle ulaştığının en büyük kanıtı, İslam’a girmeden önceki hayatı ile karşılaştırılmasıdır.

Dinlerin hepsinde ahlaki toplumlar oluşmuş, insanlar ne kadar bu değerlere önem vermişlerse o kadar güzellikler oluşmuştur. Dinden uzaklaştıklarında ahlaki çöküntüler, yozlaşmalar ve kötülüklerin oluştuğunu görmekteyiz. Bu tür üstünlükler sayesinde varlıklarını en güzel şekilde ortaya koymuş, kendilerine ait olan üstünlükler ortaya konulmuştur.

Uygulamada dinler, kendilerine ait olan hukuki düzenlemeleri yerleştirmiş ve onlarla kendi toplumlarını idare etmişlerdir. Bu da aksaklıkların ve kötülüklerin giderilmesinin en önemli yolu, kendilerine ait düzenlemeleri yoluna koymuşlardır. İyi veya güzel olmak, tercihlerde bulunmak kişilerin kendi isteğiyle oluşmaktadır. Bu da onların kötülüğü engelleyip, en iyisine sahip olmaktan geçmektedir.

Kişisel bakış açısı ile oluşmuş olan güzel ve iyi devamlı değişiklik gösterir ve insanın kendine ait olan değer yargılarının oluşmasına engel bir durum sergiler. Kendine ait olan yaklaşımlar sayesinde benliğini ve değerlerini yitirir.

Dini toplumlar, vahiy kontrolünde şekillenen ve kendine ait olan dokunulmaz ilkelerle yola çıkar. Din vahiy mahsulü olduğu için, ilkesel olarak Allah tarafından emredilen ilkeler sorgulanamaz, eleştirilemez ve inkar edilemez. Ancak dini yorumlar, görüşler, içtihatlar ise değişiklik gösterebilir, eleştirilebilir ve hatta inkar bile edilebilir. Toplumsal olarak ortaya konulan düzeni de bu şekilde anlamak gerekir. Dini toplumlarda devlet şekli kesin olarak ortaya konulmamıştır. Önemli olan Allah tarafından emredilen ilkelerin hayata geçirilmesidir.

İnsanımızın hala kendinden emin olamayışı ve şeytani duygularla olaya müdahale etmesi, dini ilkelerin hep ütopik olduğu izlenimini ortaya koymaktadır. Uygulanan ve geçmişte uygulanmış olan bu ilkelere hayali gözle bakmak anlayışı, önyargılardan kaynaklanmaktadır. Kendisini bilen ve tanıyan, her türlü yaşantı biçiminin insanlar tarafından uygulanabileceği fakat aksaklıklarının da olabileceği, anlayışını ortaya koyması gerekmektedir. Bunu bu şekilde ortaya koyamayanlar, dinin uygulanamayacağını, dinin vicdan boyutu ile ele alınması gerektiğini söyleyerek, ahlaki ve hukuki boyutu görmezlikten gelmekteler.

Ahlaki ilkeler, insanın mutluluğu için ortaya konulmuş olan değer yargılarıdır. Dinsel olan değer yargıları, bu dünyada insanları mutlu ediyorsa ve insanı başkalarına zarar verme anlayışından uzaklaştırıyorsa, başka bir anlayışla ele alındığında bireysel anlamda uygulanıyorsa toplumsal olarak da uygulanabilir. Bu tutumda insanın hem dünyada hem de ahirette mutlu olmasını sağlar. Bu dünyada mutlu olan, kendisini de mutlu etmiş ve başkaları da ondan memnun kalırlar. Böyle davranan kişi emirleri yerine getirilmiş olan Allah’ı hoşnut kılar. Onun hoşnutluğu, bireyin ahirette umduğu mükafata ulaşması demektir. Bu da onun mutlu eder.

Tarih sürecine baktığımızda toplumların dinden uzaklaştıklarında her türlü ahlaksızlığın, zulmün ve anarşinin kol gezdiğini, birbirlerine zarar veren bireylerin yaygınlaşmasına yol açmaktadır. Dine dayalı toplumlarda ise bunun nadir görüldüğünü görmekteyiz. O da dinden kaynaklanan çarpıklıktan öte bireylerin içerisindeki kötülük duygusunun baskın çıkmasından kaynaklanmaktadır.

Dinlerin yaptırım gücü, toplum olarak dine dayalı hukukun oluşturulmasına bağlıdır. Bugün hukukların çoğunluğu, sadece vicdani boyutu ile rahat olmasından ve dünyevi müeyyideler ortaya koymasından başka caydırıcı unsurları bulunmamaktadır. Fakat dinde ise bu dünyada cezadan kaçan kişi ahirette kaçacak yer bulamayacaktır. Bunun içindir ki bugünkü insanımız, ne suç işlerse işlesin, avukatları araçlığıyla, hukuki boşluklardan faydalanarak, cezanın en azını alacak duruma kendisini getirmektedir. Halbuki dine dayalı, toplumlarda birey ahiretteki cezasını azaltmak ve hatta af olmak için bu dünyada en şiddetli şekilde cezalandırılmayı istemektedir.

İşte bu sebepledir ki, dine dayalı ahlaki ve hukuki ilkelerin uygulanabilirliği, dinden soyutlanmış toplumlara nazaran daha fazladır. İnsanlar kendileri bunları uygulamak için ellerinden gelen gayreti göstermektedir. İki dünya mutluluğu ve saadeti buna bağlıdır.

Dine dayalı hukuki düzenlemelerin yapılabilmesi, kaynaklar arasında birinci sırada dini emirlerin olması, insanların yaşama ve hukuka olan güvenlerini artırır. Vurgunların olmadığı, birbirine zarar veren insanların azaldığı bir yaşam biçimi ile kenetlenen ve tarağın dişleri veya vücudun azalarına benzetilen bireyler çoğaldıkça ve ahireti düşünen ilkesel emirlere uydukça mutluluk ve huzur artar.

Başkalarına köle olamayan, kendi fikrini, düşüncesini, mezhebini başkalarından üstün görmeyip, Kur’an ilkeleri etrafında birleşip, Allah’ın emirleri için mücadele eden insanlar ve kamil insanlar çoğalır. Bu düşünce sahibi bireylerin oluşturmuş olduğu toplumlarda huzur ve saadet yaygınlaşır. Bu toplumların güzellikleri sadece kendilerine değil, diğer toplumlara da fayda sağlar.  


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com