Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane
Ahmet Davut MİLASLI

DEPREMLERİN YIKTIĞI SİYASİ VE KİRLİ HAYALLER


Ahmet Davut MİLASLI
13 Kasım 2011 Pazar 15:50
 

Depremler, Allah’ın celal ve azametinin birer tecellisinden başka bir şey değildir. Bilimsel olarak anlatılan fay hatları ise, hiçbir zaman bu hakikati değiştirmez. Başka bir deyimle, yeraltında patlamaya hazır fay hatlarının bulunması ile her şeyin Allah’ın takdiriyle olması birbirinin alternatifi gerçekler değildir. Hem fay hatlarının bilimsel varlığı bir gerçek, hem de depremlerin Allah’ın celal sıfatının bir tecellisi olması da ayrı bir gerçektir. Şu halde depremden bahsederken, işi sadece bilimsel gerçeklerle ifade etmeye çalışmak, “Deprem Allah’ın takdiridir ve bir uyarıdır” diyenleri hapse atmak dinden ve Kur’an’dan habersiz olmak anlamına gelir. Depremlerin, Allah’ın meriyle olduğunu kabul etmeyen ve sadece bilimsel bir gerçek olduğunu iddia edenler helak olmuşlardır. Kaldı ki, deprem ğaybî bir âlemden gelen afetlerden biridir. Onun zaman ve zeminini kesin olarak tayin etmek mümkün değildir. Kısacası, birçok olay gibi deprem de, Allah’ın kâinatta egemen kıldığı yasaya tabi olan bir olaydır.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Ğaybın anahtarları yalnızca Onun katındadır. Ğaybı, başkası değil, sadece O bilir. O, karada ve denizde olan-biten her şeyi bilir; hiçbir yaprak düşmez ki, O onu bilmesin; yerin derinliklerinde bir tek tohum, yaş-kuru hiçbir şey yoktur ki, O’nun apaçık olan yasasına dâhil olmasın.” (Enam, 6/59)
Ayet gösteriyor ki, sinek kanadından ta semavat kandillerine kadar her şey Allah’ın ilminde ve takdirindedir. Onun izni olmadan bir kuşkanatlarını, bir ağaç yapraklarını kımıldatamayacağına göre, insanların meskeni ve Allah’ın esma-i hünsasının tecelligahı olan yeryüzünün hareketleri Onun izni ve takdiri haricinde olabilir mi?
Bu itibarla, depremlerde kaderin de bir cilvesi vardır. Bazen bir bölgede küçük bir grubun yaptığı veya planladığı bir yanlış Allah’ın gayretine dokunur ve bunun engellenmesi için kader depremin olmasına fetva verir. Bediüzzaman, 1930’lardaki Erzincan ve İzmir dermemi münasebetiyle yazdığı bir risalede şunları söylüyor: “Ramazan-ı Şerifin Teravih vaktinde, büyük bir neşe ile ve sarhoşçasına şarkıları söylemek ve bazen kızların sesleriyle ve radyo ağzıyla bu mübarek merkez-i İslamiyetin her köşesinde cazibedarane işittirilmesi bu korku azabını netice verdi” (Sözler, 14. Sözün zeyli)
Türkiye’de meydana gelen depremler her zaman bazılarının hesaplarını da altüst etmiştir. 1999 Marmara depremine bakalım: Birçok masum insan şahadet makamına yükseldi; birçok servet heba oldu ve sahipleri için ebedi âlemde birer sadaka hükmüne geçti. Fakat 28 Şubat’ta yapılan darbe ile arş-ı alayı titretecek kabahatlere imza atıldığı için Allah daha fazlasına izin vermedi. Belki de depremden bir yıl sonra (2000 yılında) gerçekleştirilmek istenen darbelerle, bu milletin 80 yıllık kazanımı birden berhava edilecekti. Namaz kılan bütün dindar memurlar, Hizbullah statüsünde gösterilerek görevden atılacak, Kur’an Kursları, İmam-Hatip liseleri ve İlahiyat Fakülteleri tamamen kapatılacak ve memleket açık bir hapishaneye çevrilecekti. Bugün bu anlattıklarım bazılarına hayal gelebilir; ancak dindar memurların görevden atılması için 2000 yılında hazırlanan yasa A. Necdet Sezer tarafından imzalanmadı. Bunu herkes biliyor. Bu yüzden 1999 depremi birçok siyasi ve kirli hayali de yıkmıştır.
Van depremine gelince; 1911 Haziran seçimlerinden sonra, gizli eller tarafından doğu ve güneydoğuda bir isyan ve bir kalkışma projesi uygulamaya konmak isteniyordu. Bizzat şahit olduğum bazı olaylar bu durumu benim için şerh etmişti. Güneydoğunun bir ilinde konuştuğum yaşlı bir amca Eylül 1911’de bana şunları söylemişti: “Oğlum, artık bizim ve çocuklarımızın hiçbir gücü kalmamıştır. Çocuklarımız sürekli baskı altındadırlar. Şu anda tüm çocuklarımız partiden gelecek emirlere bağlı bir durumdadırlar. Onun dışında hiçbir söz söyleyemezler. Her ay vergi toplanıyor. Seçimlerde bile belli bir partiye oy vermemiz istendi. ‘Bu mahalleden, bu köyden hükümete oy çıkarsa göreceksiniz’ gibi tehditlerle karşı karşıya kaldık. Adamaların anlattığına göre pek yakında Kürdistan demokratik güçleri ile Türk hükümeti arasında büyük bir kavga başlayacak ve Kürtler, ellerine geçirecekleri her türlü silahla savaşarak özerkliklerine kavuşacaklar. Tıpkı Kuzey Irak gibi…”
Kuşkusuz bu bir senaryo… Bu senaryoyu yazanlar ilk etapta Silvan katliamından bir gün önce “Kürtlerin demokratik özerkliklerini” ilan ettiler. Arkasından halkı kepenk kapatmaya ve oturma eylemlerine kışkırtacaklardı. Güvenlik güçlerinin oturma eylemlerine müdahale etmesine, her türlü silahla karşılık verilecekti. Hatta polisler örgütlü halk tarafından yakalanacak ve linç edilecekti. Kuşkusuz bunu takiben polisin sert müdahalesi gelecekti. Senaryoyu yazanlar, halkın bu sert müdahaleden canları pahasına kaçmamalarını istemişlerdi. Hatta polis müdahalesinden kaçanların davaya bağlı olmadıkları ifade edilmişti. Eğer halktan birkaç kişi polis kurşunuyla öldürülürse ne ala; eğer bu gerçekleşmezse bizzat senaryoyu yazanlar tarafından halk öldürülecek ve polisin üstüne anlatılacaktı. Böylece Kürt halkının Türk güvenlik güçlerine karşı mücadelesi tüm dünyaya gösterilecek ve Türkiye Suriye’nin durumuna düşürülecekti.
İşte bütün bu kirli senaryolar bir türlü tatbikat sahasına konulamamıştı. Senaryoyu yazanlar Kürt halkının pasifliğinden, hainliğinden ve beceriksizliğinden dertliydiler. Onlara çok kızgındılar ve mutlaka bir şeylerin sahada yapılması gerektiğine inanıyorlardı. Bu yüzden var güçleriyle çalışıyorlardı. Van ve Erciş depremi, birçok kardeşimizin şehit olmasını sağladı; malları ve mülkleri sadaka hükmüne geçti, ama bazılarının Kürt halkına karşı tatbikat sahasına koymak istedikleri siyasi emelleri suya düştü. Allah her şeyi bilen ve her şyden haberdar olandır.
 
 
 

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com