Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

Bir başarı hikâyesi


22 Nisan 2014 Salı 18:55

 

Es-selamün aleyküm değerli okuyucular. Bu haftaki konumuz başarmak üzerinedir.

Muhammed Bozdağ bir kitabında; “inanmak başarmanın yarısıdır” der. Peygamber Efendimiz; “ameller niyetlere göredir” der. Düşün ki bir peygamber bir ümmeti kurtarıyor; ama bu Peygamber Ümmi, yetim, öksüz ve fakir bir çoban. Ama bu peygamber sağlam inanç sayesinde başarıyı yakalıyor.

Öyle ise, çevremizi düzeltmek için inanmamız lazım.

Şimdi sizler için peygamberimizden evvel meydana gelmiş küçük çocuğun hikâyesini aktaracağım. Lütfen hikâyemizi sonuna kadar okuyalım.

Sonuna kadar okuyanlardan yorum ve görüşlerinizi bekleyeceğim.

 

İşte o Hikâyemiz;

Suheyb (-i Rûmî) radıyallâhü anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

 

“Sizden önceki ümmetler içinde bir padişah, bir de onun sihirbazı vardı. Bu sihirbaz yaşlanınca, padişaha:

 

- Ben yaşlandım, bana genç birini göndersen de ona sihirbazlığı öğretsem, dedi.

 

Padişah da ona bir genç gönderdi. Gencin yolu üzerinde bir rahip bulunmaktaydı. Genç ona uğradı, yanında oturdu ve konuşmalarını dinledi, beğendi. Sihirbaza her gittiğinde rahibe uğrar ve yanında bir süre kalırdı. Sihirbaz ona ‘niçin geç kaldın?’ diye kızar ve döverdi. Delikanlı bu durumu rahibe şikâyet etti. O da şöyle dedi:

 

- Sihirbazdan korktuğunda, ‘evdekiler alıkoydular’ de; ailenden çekindiğinde de ‘sihirbaz alıkoydu’ de.

 

Genç, durumu böylece idare edip giderken, bir gün yolda insanların gelip geçmesine engel olan büyük ve yırtıcı bir hayvana rastladı ve kendi kendine ‘Sihirbazın mı yoksa rahibin mi daha üstün olduğunu işte şimdi öğreneceğim.’ diyerek bir taş aldı ve ‘Ey Allah’ım, rahibin yaptıklarını sihirbazın yaptıklarından daha çok seviyorsan, şu hayvanı öldür ki insanlar yollarına devam etsinler.’ dedi ve taşı hayvana doğru fırlatıp onu öldürdü. Halk da geçip gitti. Daha sonra delikanlı rahibe gelip olayı anlattı. Rahip ona:

 

- Delikanlı! Şimdi artık sen benden daha üstünsün. Zira sen bu gördüğüm mertebeye erişmişsin. Öyle sanıyorum ki, sen yakında bir belâya uğratılacaksın. Böyle bir şey olursa, sakın benim bulunduğum yeri kimseye gösterme! dedi.

 

Delikanlı, körleri, alaca hastalığına tutulmuş olanları kurtarır ve diğer hastalıkları da tedavi ederdi. Padişahın o sıralarda kör olmuş bir yakını bunu duydu, değerli hediyelerle birlikte delikanlıya gitti ve:

 

- Eğer beni tedavi edersen, bütün bunlar senin olacak, dedi.

 

Delikanlı:

 

- Ben kendiliğimden kimseye şifa veremem. Şifayı ancak Allah Teâlâ verir. Eğer sen Yüce Allah’a inanırsan, ben ona dua ederim, o da (dilerse) sana şifa verir, dedi.

 

Adam iman etti. Allah Teâlâ da ona şifa verdi. Adam eskiden olduğu gibi padişahın yanına gelip meclisteki yerini aldı.

 

Padişah:

 

- Senin gözünü kim iyi etti? diye sordu. O da:

 

- Rabbim, dedi.

 

Bu defa Padişah:

 

- Senin benden başka rabbin mi var? diye gürledi.

 

Adam:

 

- Benim de senin de Rabbi Allah Teâlâ’dır, dedi.

 

Bunun üzerine sinirlenen padişah, adamı tutuklattı ve gencin yerini gösterinceye kadar ona işkence ettirdi. Sonuçta adam gencin yerini söyledi. Delikanlı getirildi. Padişah ona:

 

- Delikanlı, demek senin sihirbazlığın körleri ve alacaları iyi edecek dereceye ulaşmış. Duydum ki sen epeyce işler yapıyormuşsun, öyle mi? diye sordu.

 

Delikanlı:

 

- Hayır, ben kimseye şifa veremem. Şifa veren Allah Teâlâ’dır, dedi.

 

Padişah delikanlıyı tutuklattı ve rahibin yerini gösterinceye kadar ona işkence ettirdi. Neticede rahip getirildi ve kendisine ‘dininden dön!’ denildi. Rahip bu teklife yanaşmadı. Bunun üzerine padişah, bir testere getirtip başının tam ortasından rahibi ikiye biçtirdi. Rahibin parçalarının her biri bir yana düştü. Sonra Padişahın adamı getirildi ona da ‘dininden dön!’ denildi. Ancak o da kabul etmedi. Padişah onu da parçalarının her biri bir tarafa düşünceye kadar testere ile başının ortasından ikiye biçtirdi. Daha sonra delikanlı getirildi ve ‘dininden dön (yoksa öleceksin)’ diye tehdit edildi, fakat delikanlı direndi. Padişah delikanlıyı adamlarından bir gruba teslim etti ve onlara şu talimatı verdi:

 

- Bunu şu dağın tepesine çıkarın, dininden dönerse ne âlâ, değilse aşağıya yuvarlayın gitsin.

 

Delikanlıyı götürdüler, dağın tepesine çıkardılar.

 

Delikanlı:

 

‘Allah’ım, beni bunların elinden nasıl dilersen öylece kurtar!’ diye dua etti. Bunun üzerine dağ sarsıldı ve onlar aşağı yuvarlandılar. Delikanlı sapasağlam yürüyerek padişahın yanına döndü. Padişah ona:

 

- Yanındakiler ne oldu? dedi.

 

Delikanlı da:

 

- Allah beni onların elinden kurtardı, dedi.

 

Bunun üzerine padişah, delikanlıyı adamlarından bir başka gruba teslim etti ve:

 

- Bunu Kurkur denilen bir gemiye bindirip denizin ortasına götürün. Dininden dönerse ne âlâ, değilse denize atın gitsin, dedi.

 

Delikanlıyı alıp götürdüler. O:

 

‘Allah’ım, beni bunların elinden dilediğin şekilde kurtar!’ diye dua etti.

 

Gemi içindekilerle beraber ala-bora oldu, hepsi boğuldu. Delikanlı sağ-salim padişahın yanına döndü.

 

Padişah onu görünce:

 

- Yanındakiler ne oldu? diye sordu.

 

Delikanlı da:

 

- Allah beni onların elinden kurtardı, dedi ve ilâve etti:

 

- Benim sana söyleyeceklerimi yapmadıkça beni öldüremezsin.

 

Padişah:

 

- Neymiş onlar? dedi.

 

Delikanlı:

 

- Halkı geniş bir meydanda topla. Beni de bir hurma kütüğüne bağla. Oktanlığımdan bir ok al, yayın tam ortasına koy. Sonra da ‘Delikanlının Rabbinin adıyla’ de ve at. İşte ancak bunu yaparsan beni öldürebilirsin, dedi.

 

Padişah halkı geniş bir meydanda topladı. Delikanlıyı hurma kütüğüne bağladı. Sonra delikanlının sadağından bir ok aldı, yayına yerleştirdi. ‘Delikanlının Rabbi olan Allah adıyla’ deyip oku fırlattı. Ok, delikanlının şakağına isabet etti. Delikanlı elini şakağına koydu ve oracıkta öldü.

 

Bunun üzerine halk:

 

- Biz, delikanlının Rabbine iman ettik, dediler.

 

Daha sonra durumu padişaha ileterek:

 

- Gördün mü çekindiğin şey nihayet başına geldi; halk iman etti, dediler.

 

Bunun üzerine padişah, sokak başlarına büyük hendekler kazılmasını emretti. Hendekler ateşle doldurulmuştu.

 

Padişah:

 

- Bu yeni dinden dönmeyen herkesi, zorla ateşe atın (yahut onları ateşe girmeye zorlayın), dedi.

 

Emri yerine getirdiler.  En sonunda kucağında çocuğu ile bir kadın geldi, bir ara ateşe girmemek ister gibi yaptı, sendeledi. Çocuk:

 

- Anneciğim, sık dişini, sabret, çünkü sen hak din üzeresin!, de(mek suretiyle annesini cesaretlendir)di.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com