Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane
Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ

Bediüzzamanın Tefsir Anlayışı


Prof. Dr. Musa Kazım YILMAZ
22 Nisan 2014 Salı 18:55

Gözlerden kaybolarak tarihe mal olmuş olan geçmiş ümmetlerin kültürleri hakkında insanlığın en doğru kaynağı yine Kur'an-ı Kerim'dir. Zira Kur'an her şeyin hülasasını bize bildirmiştir. Kur'an'ın nüzulünden sonra gelen nesiller, beşinci Hicrî asra kadar, Kur'an'ı okudukları zaman, kendilerini adeta semadan indirilmiş bir sofrada hissettiler ve Kur'an'ın öngördüğü uygarlığı insanlığa sundular.

Fakat Kur'an'la şereflenen Müslümanlar Hicrî beşinci asırdan itibaren bu semavî sofradan yeterince istifade edemediler. Dolayısıyla Kur'an uygarlığını hakkıyla temsil edemediler. Sanki Kur'an'ın canlı olan mesajı birden bire durdurulmuş, toplumsal bir hastalık olan taklit kapıları açılmış, Risalet-i Muhammediye (s.a.v) adeta besleyici kanalları kurumuş bir nehir, ya da parlaklığı kaybolmuş bir yıldız haline gelmişti bir anda.

 Şu halde günümüz Müslümanlarının temel sorunu Kur'an'ı anlamamaktır. Bediüzzaman ümmetin Kur'an'ı anlamasını engelleyen ve tefsiri olumsuz yönde etkileyen birçok sebep olduğunu zikreder. Dolayısıyla Kur'an'a yapılacak bir tefsir tartışılmadan önce, tefsiri olumsuz yönde etkileyen sebepleri zikretmektedir.

     İsrailiyat:

Bediüzzamana'a göre Kur'an'ın anlaşılmasını engelleyen unsurların başında, esasen Yahudi ve Hiristiyan âlimlerinin Tevrat için yazdıkları malumatlardan ibaret olan israiliyat gelmektedir. Çünkü bir kısım israiliyat İslam dairseine girmekle “din” adı altında görünerek Müslümanların fikirlerini karıştırmaya başlamıştır.

Zahirperest bazı âlimler de bazı ayet ve hadisleri israiliyata tatbik ederek onları tefsir ilmine soktular. Hâlbuki sahih hadislerin dışında hiçbir kaynak Kur'an'ın gerçek tefsiri olamaz.

    Yunan Felsefesi:

Abbasi halifesi Memun döneminde felsefî kitaplar iyi niyetle tercüme edilmişti. Ancak temelinde birçok masal ve hurafe bulunan Yunan Felsefesi Arapların saf zihinlerine yerleşince onları tahkikten taklide sevk etmeye başladı. Bediüzzaman'a göre Araplar, ab-ı hayat olan İslam'ı kendi tabii zekâlarıyla anlamaya kabil iken, Yunan felsefesine talebe olmaya tenezzül etmeleri onlara yakışan bir hareket değildir 

Terğib ve Terhib:

Bediüzzaman'a göre âlimlerini bu yanlışlığa iten en büyük sebebin “mübalağa” denilen bir hastalıktır. Çünkü mübalağa ihtilalcidir. İnsanın tabiatında var olan mübalağa meyli hayali hakikat gösterme istdadındadır. Bu yüzden mübalağa karakteriye iyilik yapmak kötülüktür. Bir ilacı haddinden fazla kullanmak hastalığa yol açtığı gibi, mübalağalı terğib ve terhibler de dinin yanlış anlaşılmasına vesile olurlar.

Hakikat ve Mecaz:

Bediüzzaman'a göre tefsiri olumsuz yönde etkileyen unsurlardan birisi de her hakikatı mecaz, her mecazı da hakikat gibi göstermeye çalışmaktır. Bediüzzaman şöyle der: “Her şeyi zahirine hamleden zahirilerin kokmuş mesleklerinin bir sonucu olan tefrit ne kadar zararlı ise, her şeye mecaz nazarıyla bakıp Batıniliği netice veren ifrat da o kadar zararlıdır.”[1]

 

Tefsirlerin Kur'an'a Perde Olması:

Bediüzzamana'a göre sıkıntının en büyük kaynaklarından birisi de me'hazdeki kudsiyetin kaybolması, başka bir deyimle, kitap yazarlarının Kur'an'a ve sünnete perde olmasıdır. Ona göre, halkı, Kur'an'a uymaya sevk eden şey, mehazdeki kudsiyettir. Yani kaynağın kutsallığıdır. Bu yüzden müctehitlerin kitapları cam gibi Kur'an' ve Sünneti göstermeli, onlara gölge olmamalıdır. Eğer zaruriyat-i diniye anlatılırken doğrudan doğruya Kur'an gösterilmiş olsaydı zihinler tabii olarak kutsallığa intikal ederdi. Oysa müctehitlerin kitapları zamanla mukallitlerin hatası yüzünden paslanıp Kur'an'a perde olmuşlardır.[2] Bediüzzaman bunu daha özlü bir şekilde ifade ederek şöyle der: “Kur'an ayine ister, vekil istemez.”[3]

Bediüzzaman bu meseleyi yazdıktan sonra bir gece rüyasında Rasulüllah'ı (s.a.v) görür. Rasulüllah (s.a.v) kendisine Kur'an'dan bir ders vereceklerdi. Kur'an'ı getirdikleri sırada Rasulüllah (s.a.v) kıyam ederler. Bediüzzaman der ki: “Bu kıyamın, ümmeti irşad için olduğunu anladım.

İşte Bediüzzaman, Kur'an'ın bir tek harfinin bir tek nüktesi için ölümü göze alan bir müfessir olarak kaynağın kudsiyyetini muhafaza etmek için bütün kitaplarını, Kur'an'ı gösteren birer tefsir olarak telif etmiştir. Kendi ifadesiyle şöyle der:

Ben görüyorum ki, Kur'an'ın hakikatlerine ait bazı kemalat, o hakikatlere dellallık eden vasıtalara veriliyor. Bu ise yanlıştır. Çünkü mehazin kudsiyyeti, çok burhanlar kuvvetinde tesirat gösteriyor. Onunla ahkamı umuma kabul ettiriyor. Ne vakit dellal ya da vekil gölge etse, yani onlara teveccüh edilse, o mehazdeki kudsiyetin tesiri kayboluyor.”[4]



[1]    Muhakemat, 22-23.

[2]  Sünuhat, 135-137.

[3] Sözler, s. 656.

[4]  Mektubat, s. 307.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com