Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

BAŞÖRTÜLÜ MİLLETVEKİLİ ADAYI SORUNU


22 Nisan 2014 Salı 18:55


          Türkiye, artık yavaş yavaş 12 Haziranda yapılacak milletvekili seçimine doğru yelken açmış durumda… Şimdilik bu geminin dümeni halkın elinde ve 12 Haziranda seçeceği kaptan ile dümeni bu kaptana devredecek ve siyaset denizinde bu kaptanın belirleyeceği rota ile yoluna devam edecek.

Milletvekili adaylığı için parti genel başkanlarının teveccühüne mazhar olanlar seçim listelerinde kendilerine uygun görülen sıralarda yer bulurken, listelerde yer alacağına kesin gözüyle bakılan, fakat parti liderinin hışmına uğrayarak liste dışı kalan siyaset dinozorlarıyla ile listeye hiç girme şansına sahip olamayanlar sükûtu hayale uğramış bir halde evlerinin yolunu tuttular.

          Aday adaylığı sürecinde kamuoyundaki tartışma, başta iktidar partisi olmak üzere muhalefet partilerinin başörtülü aday gösterip göstermeyecekleri noktasında yoğunlaşmıştı. Yüksek Seçim Kuruluna son başvuru tarihi olan 11 Nisanda partilerin yaptığı başvurular ile eskilerin deyimiyle efkâr-ı umumiye (kamuoyu) sorularının cevabını da almış oldu.

Gerek Anayasa Mahkemesinin geçmişte iktidar partisine aba altından gösterdiği lâiklik sopasının caydırıcı etkisiyle, gerekse geçmişte yaşanmış olan Merve Kavakçı olayının bıraktığı hüzünlü tablonun etkisiyle umutlar, hayaller ve beklentiler maalesef başka bir bahara bırakıldı veya bir daha açılmamak üzere siyasetin tozlu raflarına kaldırılmış oldu.

Her ne kadar Ak Parti, Antalya'dan 13. sırada Gülderen Gültekin isimli başörtülü bir bayana dostlar pazarda görsün kabilinden bir yer verdiyse de adı geçen bayanın seçilmesi, ya muhalefet partilerinin seçmenlerinin tamamının 12 Haziranda sandık başına gitmeyip pikniğe gitmeyi yeğlemeleri ya da 11 Haziran gecesi hepsinin rüyasında görecekleri ak saçlı, aksakallı bir dedenin Ak Partiye oy verin tavsiyesinin etkisi altında kalarak tercihlerini Ak Partiden yana kullanmaları halinde ancak mümkün olabilecektir…

Gerçi sözü edilen bayan, seçildiği zaman başörtüsünü çıkarabileceğini şimdiden kamuoyuna deklere ederek taktığı başörtüsünün kendisi için ne kadar basit bir detay olduğunu göstermişse de zaten din dersi öğretmeni olduğu için ancak vardiyalı olarak taktığı başörtüsünün hakkını veremeyecek biri olduğunu ortaya koymuştu. Başta geçmiş olsun dileklerimi ilettikten sonra, bu bayan yedi ay öncesine kadar kanser tedavisi gördüğünü de medyaya beyan edince, acaba gördüğü kemoterapi nedeniyle dökülen saçlarını kamufle etmek için mi başörtüsünü taktığı konusunda kafamda bir şüphe de oluşmuştu.          

            CHP'nin başörtüsü konusundaki tavrı ve sicili belliydi… MHP'nin ise, 1999 yılında milletvekili olarak gösterdiği Nesrin Ünal isimli bayan, sanki komşu kadından emaneten almış gibi örttüğü başörtüsünü milletvekili seçilir seçilmez çıkarmış, hem kafasındaki başörtüsünü hem de kendince ülkenin başörtüsü sorununu pratik bir şekilde çözerek(!), kendisinin ve partisinin bu konudaki duyarsızlığını zaten ortaya koymuştu. Şu kaderin garip cilvesine bakın ki, MHP'den 1999 seçimlerinde başörtülü aday olarak milletvekili olan Nesrin Ünal meclise Antalya'dan seçilmişti. Ak Partinin başörtülü aday olarak gösterdiği ve seçilirse başörtüsünü çıkarabileceğini deklere eden Gülderen Gültekin de Antalya'dan seçime giriyor. Antalya'nın Konyaaltı ve Lara Plajlarından esen deniz melteminin yumuşatıcı etkisinden midir bilinmez, her iki bayan da taktıkları başörtülerinden, milletvekili etiketinin dayanılmaz cazibesi ile feragat edebiliyorlar. Hem de kendilerine umut bağlamış milyonlarca başörtülü kadının feryat, figan ve meşakkatlerine aldırmadan… Olay bu kadar basit görünüyor bu iki hanımın penceresinden…  

            Diğer partilerden başörtülü hanım adayların çokluğu ile dikkat çeken iki parti bulunmakta: Biri Saadet Partisi, diğeri de onun mitoz bölünmesi sonucu ortaya çıkan Halkın Sesi Partisi (Has Parti)… Seçim barajını aşma olasılıkları şimdilik bulunmayan bu iki partinin başörtülü aday olarak gösterdikleri adayların da seçim pusulasında bu partilere dolgu malzemesi olmaktan öte bir fonksiyonları olamayacaktır. Seçim barajını aşma olasılıkları bulunsaydı, bu iki parti, başörtülü aday gösterme konusunda bu kadar siyasi cömertliğe sahip olabilecekler miydi onu da bilemem. Zira elimde niyet ölçen bir niyet metrem yok.

 

 

 

            Onuncu cumhurbaşkanı olmasının yanı sıra “hukukçu” olarak ekstra bir etiketi de mevcut olan eski cumhurbaşkanlarından Ahmet Necdet Sezer'in patentini elinde bulundurduğu “ kamusal alan” tabiri ile başörtülü gezmenin mekânsal sınırlarının belirlendiği bir ülkenin geleceği pek parlak görünmüyor. Öyle ya, cumhur (halk) tarafından cumhurun reisinin ikametine tahsis edilen 864 rakımlı tepede inşa edilmiş Pembe Köşkün, kamusal alan olarak lâikliğin çitleriyle çevrilerek cumhurun başörtülü hanımlarına girişi yasaklanan mekân olmasından sonra, halkın vekillerinin halk adına karar aldıkları meclisin kapıları da başörtülü vekillere zorlama hukuki yorumlarla, hatta dayatmalarla kapatılmaya kalkışılırsa o ülkede halkın yönetiminden söz edilebilir mi?

Güya, 1934'te kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmıştı. Seçme işi tamam da seçilme işine gelince sistem neden balans ayarı yapıyor?

Tarihte eşine ancak bir zamanlar Amerika'da klu klux klan örgütünün zencilere uyguladığı ırkçı ayrımcılıkta rastlanan ayrımcılığın bir benzerini yine Ahmet Necdet Sezer'in pembe boyalı köşkte verdiği cumhuriyet resepsiyonlarında, erkek milletvekili veya bürokratların eşlerinin başörtüsü takıp takmamasına göre gönderdiği eşli ve eşsiz davetiyeleri ile aynı cinsler arasında bile uygulamışken yine aynı cumhurbaşkanının atacağı bürokratların eşlerinin başörtüsü takıp takmadığını öğrenmek için istihbarat elemanı olarak kullandığı pembe köşk kapıcısının istihbarat raporuna göre atamaları yaptığı ortaya çıkmışken, “hangi cumhuriyet, hangi demokrasi” sorusu akla gelmeyecek mi?

Fazilet Partisi İstanbul Milletvekili olan Merve Safa Kavakçı meclise başörtülü olarak girince Karaoğlan lakaplı ve şimdi Ankara'daki Devlet Mezarlığında meftun, DSP'nin o zamanki lideri Bülent Ecevit, mecliste ortalığı birbirine katarak “burası devlete meydan okumanın yeri değildir, derhal buna (Merve Kavakçı'ya) haddini bildirin” diye meclis kürsüsünden kendi milletvekillerine infaz emrini yağdırmıştı… Hatırlarsanız Sayın Erdoğan da geçenlerde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde Fransız bayan parlamentere “ikinci one minute operasyonu” olarak tarihe geçen bir konuşmasıyla -biraz da Kasımpaşalılık edasıyla- veryansın etmişti de bu çıkış Anadolu topraklarında büyük bir heyecana sebep olmuştu. Hiç dikkatinizi çekti mi? Gerek Ecevit'in gerekse Erdoğan'ın çıkışlarının muhatabı da kadın… Bu başbakanlarımız, efelenmeye cevabın ancak kadınlardan bir karşılık gelemeyeceğini bilen bir kültürden geliyorlar… Ama, bu ülke kadınlarının başörtüsü sorununun çözümü konusuna gelince, lâik rejimin kabadayılarına karşı hiçbir sesleri çıkmıyor nedense…

Karaoğlan'ı anladık, lâik rejimin yılmaz bekçisiydi ve şimdi de ebedi mazeretli… Peki, ya “Davos ve Strazburg Efesi”nin bu konuda sesi neden çıkmıyor? Bilen varsa beri gelsin. Selam ve dua ile…

                                                                                                 Av. Cesim TUSUN


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com