Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

AŞURE KARDEŞLİK DAVETİYESİDİR


25 Kasım 2012 Pazar 21:54



Muharrem ayının 10. günü aşure günüdür. Rivayete göre; Hz. Nuh (a.s.) beraberindekilerle gemiden aşure günü indi. Gemi; Ağrı veya Cudi Dağı’nın tepesine oturduğunda, artık ayakları toprağa değmiş ve selâmete ermişler, bu yüzden de şükür orucu tutmuşlardı. Başta Nuh (a.s.) olmak üzere hepsi çok sevinir, yüce Yaratan’a şükrederler. Bu onlar için büyük bir bayramdır. Ancak, oruçlu ağızlarına koyacak bir lokma yiyecek yoktur. Hz. Nuh (a.s.), kilerde yenebilecek ne varsa getirilmesini emreder. Sandıkların, torbaların dibinde ne varsa silkeleyip getirirler. İncirden üzüme, buğdaydan nohuda kadar ayrı ayrı orta yere koyarlar. Ne yazık ki; hiçbir yiyecek, eşit olarak insanlara dağıtılacak ve doyuracak miktarda değildir. Hz. Nuh (a.s.), ilahi ilhamla bir çare bulur. Birbiriyle bağdaşmaz gibi görünen onca tahıl, bakliyat ve kuru meyveler bir kazana konup pişirilir. Ortaya rayihası nefis, tadı leziz bir yemek çıkar. Ve bu yemeğe on çeşit yiyecekten oluştuğu için aşure ismini verirler. Hepsi de Nebilerinin bereketi ile doyarlar. Tufandan sonra yeryüzünde pişirilen ilk yemek budur. Bu bir rivayettir ama asıl ders alınması gereken; birbiriyle uyumsuz gibi görünen onca tahıl, bakliyat ve meyvenin sabırla bir kazanda kaynayıp pişmesi, coşması, kendini aşması ve aynı ateşte kaynayıp, aynı kazanda kaynaşmasındaki, ilahi hikmettir.

İşte; İslam âleminde, özellikle yurdumuzda daha yaygın olan, Muharrem ayında dualarla pişirilip dağıtılan aşure yemeği, Hz. Nuh (a.s.)’ın bir sünneti olarak yapılmaktadır. Tutulan oruçta da, dağıtılan aşure yemeğinde de İslam inancının sabrı tavsiye eden ve yardımlaşmayı emreden asli desenlerini görebiliriz. Dağıtılan aşure ile aslında, mahalle sakinlerinin içinde, zor durumda olanlar tespit edilir. Amaç; bir yetimin başını okşamak, küçük bir hediye ile küçük bir çocuğu sevindirmek. Aşure yemeği, sevgi kazanında pişirilip, yardımlaşma kepçesi ile bol bol dağıtılır, yaralı gönüllere şifa olsun diye. İşte, İslam inancının yanı sıra, Anadolu insanının İslam’a dayalı insanca hasletlerinden bazılarıdır bunlar. Sevinmek bir bağış değil, haktır. Ya sevindirmenin, sevindirenin sevinci? Gerçek insan ve gerçek inanan; gücüne güvenip, başkasının elindekini alan değil; yoksulu gözetip görenler, elindekilerden olmayanlara da verenler ve var oluş gayesindeki ilahi sırra erenlerdir.

Aşure; insanlar arasında dostluğu pekiştiren, husumetleri gideren ve yeni dostluklara kapı açan bir davetiyedir. Aşure yalnız başına yenen bir yemek değildir. Sosyal yardımlaşmanın en tatlı boyutlarından biridir. Aşure günü komşudan gelecek olan aşurenin gözlenmesi ve geldiğindeki yüzdeki sevinç zaten bunu en açık bir ifade ile netleştirir. Sadece insani boyutuyla bile ele alındığında topluma çok şeyler kazandıran aşure inanç takviyesiyle de Müslümanlar arasındaki birlik ve beraberliğin bir göstergesi olmuştur. Bir başakta omuz omuza yaslanan buğday tanelerinin, bir salkımda birleşip aynı dala tutunan üzümlerin; tatları,

tenleri, özellikleri, yetiştikleri ortam çok farklı olan nohut, fasulye, fındık, ceviz gibi yiyeceklerin bir aşure kazanında kendi özelliklerinden, güzelliklerinden bir şey kaybetmeden nasıl yepyeni ve ortak bir tat olduğunu düşünmek bile aşurenin hikmetini anlamamıza yeter sanırım.

Sembolleri işlevselleştiren Tasavvufta da; aşure pişirmek bir merasim olmuştur. Mevlevîler aşureye aş derler, aşure gülbanginde Hz. Hüseyin ve Kerbela şehitlerini zikrederlerdi. Aşure içine konan her malzeme, Allah’ın isimlerinden birine ya da 12 imama işaret ederdi. Kazana her ne konacaksa Fatiha okunarak konulması usulden idi. Hafızların okuduğu 40 hatim ve Yasinler de bu yemeğe ilahi bir boyut kazandırırdı. Zaten bazı malzemelerin kazana girmesi ile okunması lazım gelen sure veya esma da belli idi. Kazanı karşılıklı iki derviş mablak adı verilen özel tahtalarla karıştırır, önce ortadan kendilerine doğru bir elif çizerler, sonra devam ederek Arap harfleriyle “Allah” yazarlardı. Aşure piştikten sonra üzerine 12 parça kaymak, rendelenmiş hindistan cevizi, nar taneleri, siyah kuşüzümü, kahverengi kuru üzüm, fındık, ceviz, fıstık, şam fıstığı ve badem konurdu. Bazı sûfîler, aşure kazanını karıştırırken sağdan sola ve soldan sağa çifte vav harfi yazarlardı. Ebced hesabında vav 6’dır. Yanyana iki vav 66 eder. Allah lafzının ebced değeri de 66’dır. Dolayısıyla “çifte vav çevirmek”, “Allah” ismini zikretmek sayılırdı.

“Vakti şerifler hayr ola, hayırlar feth ola, şerler def'ü ref ola. Hak erenler niyazlarımızı kabul eyleye. Şehid-i Kerbela İmam Hüseyin Efendimiz'in ruh-i revanı şâd ola ve himmeti müzdad ola. Dem-i Hazret-i Mevlânâ, Sırr-ı Şems-i Tebrizi, Kerem-i İmam-ı Ali, Hu diyelim Hu...” (Aşure gülbangi)


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com