Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane
Müslüm Azizoğlu

Anayasa Değişikliği Şarttır. Peki Nasıl Bir Anayasa?


Müslüm Azizoğlu
16 Mart 2015 Pazartesi 14:48

Konumuza başlarken hemen şunu ifade edelim ki Anayasalar ikiye ayrılırlar. Birincisi; Kaynağını Kitap ve Sünnetten alan ve Müslümanların İrade beyanı sonucu oluşan İlahi anayasa. İkincisi ise; Kaynağı beşer olan ve İnsana dayanan, İnsanların kendi heva ve heveslerine göre uydurup diğer insanlara dayattıkları beşeri ve küfri anayasalar…

       Anayasa kavramı İlk dönem Türkçe’sinde “Esas Teşkilat kanunu” Arap Lisanında ise “Düstur” kelimeleri ile kullanılmıştır. Osmanlı Döneminde ise “Kanun-i Esasi” Tabiri ile karşılık bulmuştu. Osmanlıyı yıkan Emperyalist dış ve iç güçlerin zorbalığı ile kurulan Cumhursuz cumhuriyet döneminde ise “Anayasa” kavramı kitlelerin beyinlerine ve dillerine yerleştirilmiştir.

Müslüman Olsun Olmasın Bir Toplumun ve Cemiyetin Siyasi, iktisadi ve ictima-i çerçevesini ve iskeletini teşkil eden yazılı ve yazısız bütün hukuki ilkelerine “Anayasa” adı verilmiştir. Ancak İslam toplumlarında yanı Dar’ul İslamda İnsanlar arasında bir sözleşme niteliği taşıyan yazılı hukuka pek itibar edilmemiştir. Çünkü Kur’anın ve Sünnetin hükümleri açıktır ve tüm Müslümanları bağlayıcıdır. Zira İnsanların birbirleri üzerine hüküm koymaları hem haramdır ve hem de İnsanlar arasındaki tüm ahkâmı İslam dini belirler, belirlemiş ve tayin eder.

Çağdaş diye yaftalanan ve sihirli hurafeler halinde kitlelere kabul ettirilen Anayasalar genellikle “Otorite” İle “Hürriyet ve özgürlük” arasındaki dengeleri ortaya koyar. Dikkat edilirse Yazılı anayasalar Batılı toplumlarda sınıfların uzlaşmasına sağlayan bir amil olduğu açıktır.

  Sanayi devriminden sonra, Batılı toplumlarında sınıflar arasındaki mücadele çok çetin kanlı savaşlara dönüşmüştü. Zira bütün batı toplumları ideolojik istek ve arzuları ve temelleri farklı da olsa, Üç özellikte ortak bir yapıya sahip olmuşlardır. Birincisi; İş bölümü mecburi hale gelmiştir. İkincisi; Gerek fertler ve gerekse aileler arasında Zenginliğe dayanan itibar ve kudret hiyerarşisi ortaya çıkmıştır. Üçüncüsü olarak ta; Toplum içerisinde menfaatleri birbirleriyle çatışan ve çarpışan sosyal sınıfların sayısı hızla artmıştır. Dikkat edilirse Batı Toplumlarında “Anayasal” hareketler genel manada sınıflar arası güç dengelerinin oluşumunu sağlamaya çalışmıştır.

   Osmanlı döneminde; En büyük mesele; Büyük Fransız İhtilalinin etkisinde kalan sözde aydın geçinenlerin tartışarak dayattığı “Kanun-i Esasi” olmuştur. O dönemde bu gizli tartışmaları; “Giampetri ve İbrahim Şinasi” tarafından idare olunan “ İttifak-i Hamiyet” Adlı Tedhiş örgütü gündeme getirip tartışıyordu. Hatta Mart 1867 yılında, Sahib-i Saltanat Abdülaziz’e bir Ültimatom veren ihanet şebekesi Jön Türkler; Kanun-i Esasi ile her şeyin çözüleceğinin hayalinde idiler. Nitekim 1. Meşrutiyet in ilan edildiği 1876–1877 yılının başında ilk meclis-i Meb’usan toplanmış, kısa bir zaman sonra da “ Gayr-i Müslim ve Müslim” Tabirler reddedilerek anayasadan çıkarılmıştır. Kanun-i Esasi sihirli hurafesi İNGİLTERENİN bir dayatması idi. O karanlık ve kirli dönemde İngilizlerin en büyük Ümidi İhanet dengesinin baş cambazı Midhat Paşadır.

Tüm bunları bir hafıza yoklaması ve hatırlanması ve ders alınması açısından gündeme getirdim. Demek ki her dönem ve çağda İnsanlar kendi güç ve kuvvetleri ve çoğulcu katılımları ile kendi anayasalarını yapmışlardır. Başta Batılı toplumlar olmak üzere Gayri İslami toplumların tamamında üç aşağı beş yukarı anayasalar böyle şekillenmişlerdir. Ve böyle süregelmişlerdir.

   İslam toplumları kendi (sosyal sözleşme hükmünde olan) anayasalarını Asr-ı Saadette olduğu gibi Kur’an ve Sünnet kaynaklı olarak Kendi atölyelerinde, kendi elemanları ile yapmak zorundadırlar. Halkı Müslüman olan Ülkelerde sosyal sözleşmeler/ anayasalar Müslümanların İnançlarına ve Dini hassasiyetlerine göre şekillenmek zorundadırlar. Müslümanların İrade beyanı sonucu oluşmayan ve oluşturulmayan anayasalar Başta Müslümanlar olmak üzere toplumsal tüm kesimler için Zulüm ve işkencedirler, şirktirler. Müslümanlar kendi İdarelerini, Şirk Kanunlarına teslim edemezler. Yeryüzünde en büyük zulüm; Allah ın hükümlerine rağmen hükümler ihdas edip İnsanlara tatbik etmektir. Bundan ötürüdür ki; Müslümanları sevk-idare edecek Kanunlar, Tüzükler, tamimler ve genelgeler Kur’an ve Sünnete aykırı olamazlar. Bilinmelidir ki; Kim Allah ın Şeraitine Rağmen Kendi kafasından kanun yaparsa ve dipçik zoru ile Müslüman halka anayasa diye dayatırsa Allah a şirk koşmuş olur. Ve her kimde kendi istek ve arzusu ile bu kanun ve ilkeleri kabul ederse O kanun ve ilkelerin sahibini ilah edinmiş olur. Yaklaşık Bir asrı aşkındır bu mübarek topraklara küfrün, şirkin ve ilhadın kör ve pislik tohumu cebren ve hile ile ekilmiş, egemen zorba güçlerin Laiklik baltası ve balyozu ile korudukları ve kolladıkları bu topraklarda Godusu ile oynanmış, İslam’dan uzak şeytani nesiller ve temsilciler yetişmiştir. Halkı Müslüman olan ülkemize Şeytan kaynaklı Demokratik-Laik Kunun ve ilkeler dipçik zoru ile uygulamaya konulmuş, Bu pis ve necis Kanunları kabul etmeyen binlerce İslam Mücahidi Fedailer İDAM edilmişlerdir. Çağdaş uygarlık ve muasır medeniyet adı ile tepinen bu sokak kabadayılarından kurtulmanın zamanı gelmiştir.

El’an Önümüzde Siyasal bir seçim vardır. Bu seçimde Müslümanlar kendi aralarında Asgari ve azami müştereklerde birleşerek, güçlerini yekvücut haline getirerek Seçime girmelidirler. Laiklik balyozu ve zırhına bürünen Laik perest zorba güçlere yeter demelidirler. Müslümanlar; kendi sosyal sözleşmelerini (anayasalarını) artık kendileri yapmalıdırlar. Cebren ve hile ile, kaba kuvvet ve zorla Müslümanlara hâkim olan Gayri İslami ve İnsani LAİK ZORBA anayasaların, İnsanların hem dünyasını ve hem de ahiretlerini heder ettiklerini bilmelidirler.  Allah ın haram kıldığı Demokratik Laik ilkelere, zinaya, binaya, zer’e, zora, faize, kumara, içkiye dur demelidirler. Şeytan’ın pis amelleri olan bu aldatıcı fillerin Müslümanları Hor ve hakir kıldıklarının farkına varmalıdırlar. Bilinmelidir ki; Hz.Adem as dan dan, son Peygamber Resul-i Ekrem sav efendimize kadar olan tüm dönemlerde Yüce Allah İnsanları başıboş bırakmamış, Her kavme Peygamber Göndermiş, O peygamberlere de İnsanları İdare etmeleri ve onunla hükmetmeleri için Suhuflar ve Kitaplar indirmiştir. İşte Müslümanların Otoritesini teşkil eden anayasal Kaynaklar Adı geçen Suhuflar Ve kitaplardır. İlk Hizbullahi Hareket Hz. Âdem İle başlamıştır. Yeryüzündeki İlk insan cemaati Hz.Adem as ile çocuklarından teşekkül etmiştir. Kendi aralarındaki tüm İlişkilerde Vahye tabi olmuş, sosyal sözleşmelerini Vahye göre yapmış olan bu İnsanlar İlk Ümmettirler. İlk İhtilaf; Kabil denilen zorbanın Vahiy sistemine karşı Kendi heva ve heveslerine kapılarak kafasına göre uydurduğu Teorilerden kaynaklanmıştır. Kabil; Vahiy sistemine karşı ilk ayaklanan Terörist ve Anarşisttir. İslam’a dayanmayan tüm Anayasaların temelinde Kabil denilen zorbanın İDEOLOJİK heva ve hevesi vardır. Dikkat edilirse Tevhid Mücadelesinin temeli ve inşası Peygamberlerle başlamış, Peygamberlerle de devam ede gelmiştir. Bundan sonra da Peygamberlerin Gerçek Varisleri Olan Âlimler ve Onlara Tabi Olan Kahraman Mücahidler ve azimli Mü’minlerle devam edecektir.

    Evet, yeniden tefekkür edelim. Ülkemizde Yeni ve kalıcı bir Anayasaya acil ihtiyaç vardır. Müslümanlar; Bu vasatta Fıtrattan kaynaklanan insani haklarını; vurmadan, kırmadan, dökmeden yüksek sesle dile getirmelidirler. İslami bir anayasa; Müslümanların ana sütüdür. Ana sütü gibi kendilerinin hakkıdır ve helaldir.

 Allah ın emirlerini Allah ın emrettiği gibi yerine getirmekle mükellef olan Müslümanlar İçin, Can , Mal, Akıl, Din ve Nesil emniyetlerinin korunması şarttır.

   


YORUMLAR
  • yorum2015-03-20 12:41:06Abdullah

    Uzun zamandır Müslümanların gündeminden ve ajandasından çıkarılmış hayati bir konu kaleme almışsınız. İnşallah bu ve buna benzer mevzular Müslümanlar arasında tekrar tartışılır ve konuşulur hale gelir. Teşekkürler...

  • yorum2015-03-18 11:22:23Mehmet CENGİZ

    sayın hocam nefis bir yazı,yalnız ne kadar islam dışı ana baba yasası yöntem varsa hepsinin koruyucusu yine Müslümanlardır mevlam inananlara feraset versin.

  • yorum2015-03-18 09:00:58Tacettin Çoban

    Yüreğine, diline sağlık. Kalemine kuvvet dayı.

Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com