banner2

 

Urfa kurtuluş Savaşına bizzat katılan kerim Fırat’ın 1944 yılında yayınlanan Urfa Kahramanları Kitabından anıları yazmaya devam ediyoruz. Bu defa sıra Şehid Nusret Bey’e geldi, Şehit Nusret bey talihsiz bir vatan evladıdır, Şehit Nusret beyle alakalı olarak hem Kerim Fırat’ın hem de Kandemir beyin 1952 yılında yazdığı bir makaleyi sizlerle paylaşıyoruz.

İdam ipini boyununa takarak intihrada bulunan Osmanlı saltanatı, müstevlilerin haris emellerini istekle terviç ve esareti kabul eden hain Damat Ferid’in idaresinde bilfiil ilk isyan edenlerden eşsiz bir milliyet perverdir.

Asi olduğu kadar vakur ve faziletkâr. Yüksek bir idareci olduğu kadar milli idaresinde ki sarsılmaz azmi ecdadının şecaat ve besaletini ruhunda meşale gibi yakan ve taşıyan bir vatanseverdir.

Durbin olduğu kadar durendiş, Hürriyete Aşık olduğu kadar, Hakperest, realist olduğu kadar zülme ve esarete boyun eğmeyen büyük bir adam. Memleketin hakkı hayatı, hakkı ve hürriyeti, hakkı istikbali için aziz canını ölünden esirgemeyen bir gazenfer.

İngilizler daha Carablus’ta iken Urfa’yı da  işgal edeceklerini tahmin eden şehidi mağfur Urfa’nın eşraf ve menevveranından bazılarını yanına çağırarak, Urfa’nın istilâya maruz kalmak ihtimalini acı bir lisanla anlatmış ve bu suretle uyuşan ve bozulan ruhlara, fikirlere ilk düzen ve enjeksiyonu yapmıştır.

Urfa’nın İngilizler tarafından nahak yere işğal keyfiyeti yalnız urfa’da değil bütün bu havalide bulunan komşu vilayetlerinde efkârı umumiyesini rencide etmişti. Bu itibarle her ne pahasına olursa olsun halkın birer tüfek elde etmeleri ilahi bir borç telakki edilmiş ve tehlike vuku’unda silahla mukabelede bulunacaklarına şüphe götürmez bir hakikat olmuştu.

İngilizler urfa’yı işgal ederken Nusret Bey, onları istikbal etmediğinden işğal kumandanı tarafından ağır itaplara maruz kalmış. Fakat bu arslan yavrusu büyük Türk idarecisi işgal kumandanına yine büyük bir vakar ve soğukkanlılıkla:

            -“Haksız olarak memleketimi işgal eden bir kuvvetin istikbaline çıkmak bir Türk mutasarrıfına yakışmaz. Bir misafir gibi gelseydiniz Sizi Birecik’te istikbal ederdim.” Diye Türklüğe, erkekliğe has bir vakar ve şerefle mukabelede bulunmuştur. Bu sözler işgal kumandanının fikrine saatlerce işgal etmiş ve binnetice Nusret beyin ateşin zekasına Urfa’da yanup parladıkça kendilerini için bir tehlike teşkil edeceğini düşünen ve his eden işgal kumandanı general Elennebiye keyfiyeti bildirilmiştir. Bir müddet sonra dahiliye nezareti bildirmiştir. Bir müddet sonra dahiliye nezareti İngilizlerin iblisane emellerine boyun eğerek Nusret beyi tehcirle ala kâdar olduğundan mahfuzan İstanbul’a istemiştir.

Nusret bey Urfa’yı terk ederken bütün halk teşyiine çıkmış, bütün kalpler te’essür ve acı ıstırap hamulelerinin ağır tazyiki altında acı dakikalar geçirirken bir ümit meşalesinin söndüğünü de duyuyorlardı. Hele İstanbul’da o büyük adamın geçirdiği acı hayat, ağlatıcı sefahat onu bilenler için birer dağı derun, evet o büyük adam bizim için yürekler acısıdır.

1951 yılında Tandemir bey tarafından yazılan Şehit Nusret bey ile alakalı makale

URFA MUTASARRIFI NUSRET BEY NASIL ASILMIŞTI.

 Osmanlı İmparatorluğunun fiilen yıkılışını takip eden meş'um Mütareke günlerinde, bu inhidamın ele geçmesi imkânı olan en son müsebbiplerinden, günahlarının hesaplarını sormak zaruretini duyarken, bir de belki bir şeyler koparılabilir diye galip devletlere hoş görünmek hevesine kapılan o zamanki kukla durumuna düşmüş olan hükümet yer yer fevkalâde divanı harpler kurarak o güne kadar eşi görülmemiş derecede acayip davalar açmışlar ve birçok suçları lıâlâ anlaşılamayan insanları idama kadar varan en ağır cezalara çarptırmışlardı.

O devrin tarihini yazacak olanlar için üzerinde ehemmiyetle durulması gereken bu davalar için de her bakımdan ve bilhassa bir imparatorluğun çökerken öz evlâtlarını bile nasıl çiğneyip ezdiğini belirtmesi bakımından çok enteresanları vardır.

işte tektil ve tehcir suçu ile verildiği divanı harpte beraat ettikten sonra behemehal ipe çekilmesi istendiği için tekrar tevkifi ile idam edilen Urfa Mutasarrıfı rahmetli Nusret Beyin dâvası da bunlardan biridir.

Aslen Yanyalı Karaosman oğullarından olan Urfa mutasarrıfı Nusret Bey bütün akran ve emsali arasında temiz kalpliliği, dürüstlüğü, vazife şinaslığı ile tanınmış güzide idare amirlerinden biri idi.

Birinci Dünya harbi esnasında Rusya’nın tahrikâtına kapılarak Anadolu’nun Doğu bölgelerinde Türk ordularını arkadan vurmak ve Türk köylerini yakıp yıkarak halkını imha etmek için ayaklanan Ermeni komitelerinin silâhlı kuvvetleriyle, bunlara yataklık edenlerin, günden güne önüne geçilemeyecek bir tehlike haline gelmesinden kuşkulanan ittihat ve Terakki hükümeti yanlış veya doğru olduğunu ancak tarihin tayin edebileceği bir kararla, en ziya¬de tehlikeye maruz yerlerdeki Ermenileri tehcire başladığı zaman bu yerlerden biri olan Urfa’da da Mutasarrıf olarak Nusret Bey bulunuyordu.

Nusret Beyin bütün talihsizliği de işte bu tehcir esnasında orada bulunuşundan ibaretti: Zira bir yanda müthiş bir harp cereyan eder ve cephe gerilerinde yerli halk yer yer katliamlara uğrarken alelacele yapılan bir tehcir esnasında, vuku bulması tabiî olan kanunsuz hareketler ve taşkınlıkların hakiki mesullerini bulmak zorlaşınca okkanın altına götürülebilecek kurban olarak bölgenin en büyük idare âmiridir diye Nusret Bey yakalanmış ve bütün siyasetin günahı onun omuzlarına yüklenerek cezası da ona çektirilmiştir.

Osmanlı orduları mağlup olup ta mütareke imzalandığı zaman Urfa’da Mutasarrıf bulunan Nusret Bey, İstanbul’da iş başına gelen Hürriyet ve İtilâf Fırkası hükümetinin dahiliye nazırı Artin lakabıyla anılan Cemal Bey tarafından azledilerek tahtelhıfz İstanbul’a getirilmişti.

O sırada İstanbul’da kuru an Hurşit Paşa divan harbince isticvap muhakeme edilerek, hiç bir günah ve kabahati olmadığı anlaşılınca, serbest 'bırakılan Nusret Bey, Eren köyündeki evine çekilmiş refikası ve çocukları ile beraber yaşamağa başlamıştı.

Fakat devir öyle bir devirdi ki. hiç bir suçu olmadan kendi halinde, sükûn içinde yaşayanların bile, beklenmedik bir kaza ve belâya uğramaları her an için mümkün ve muhtemeldi. Nitekim Nusret Bey de Hurşit Paşa Divanı Harbinden beraat kararını alışının altıncı ayı, tekrar aranmağa başlanmıştı.

Bir gün kendisi Eren köyde Şaşkınbakkal da bulunurken o civardaki evine gelen iki sivil polis, kapıyı çalıp;

— Nusret Bey evde mi? diye sormuşlar, Bakkalda bulunduğu cevabını alınca da, gidip yakalayarak, doğruca Bekirağa bölüğüne götürmüşler.

Neye uğradığını bilmeyen Nusret Bey ancak bir kaç hafta sonra Nemrut Mustafa Divanı Harbi huzuruna çıkarıldığı zaman, yine vaktiyle beraatla neticelenen dava da bahis mevzuu olan taktil ve tehcir suçu ile' itham edildiğini anlayınca;

— O halde mesele yok tabi öteki dava gibi netice muhakkak ki beraat olacaktır. Zira ortada beni mahkûm ettirebilecek hiç bir suç yok, diyerek geniş bir nefes almıştır.

Bekirağa Bölüğü o günlerde yine böyle evlerinden alınarak, içeri tıkılmış iki yüzden fazla İttihat ve Terakki mensubu münevverlerle dolu idi. Son Sadrazam Sait Halim Pa¬şadan tutun Şükrü Kayalara Tevfik Rüştü, Memduh Şevket, Mithat Şükrü, Ziya Gökalp, Adliye Nazırı İbrahim, Dahiliye Nazırı Hacı Adil, Hüseyin Cahit, İsmail Canbolat, Tevfik Hadi Beylere ve emsaline kadar bütün eski İttihatçılar da burada toplanmış, muhakeme edilecekleri günü bekliyorlar ve böylece burasını bir nevi münevverler kampı haline getirmiş bulunuyorlardı. Nusret Bey de ekserisini eskiden tanıdığı bu dostlar, arkadaşlar arasında beraat edeceği günün bir an evvel gelmesine dua ederek, mahkemeye gidip geliyordu.

Muhakeme çok uzun sürüyordu. Nemrut Mustafa Paşa Nusret Beyi idama mahkûm edebilmek için deliller, şahitler yaratmak istiyor, bulamayınca deliye dönüyor, fakat bez¬miyor, usanmıyordu.

Son muhakemelerinin birinden dönüşünde, Bekirağa Bölüğündeki arkadaşlarıyla görüşürken o gün başına geleni şöyle anlatmıştı:

-Bu herifler, mutlaka beni, hiç olmazsa bir seneye mahkûm edecekler, görecek siniz, yakamı kolay kolay bırakmayacaklar. Bunun üzerine kendisine:

Bir sene göz açıp kapayıncaya kadar geçer, demek kurtuldun gitti birader., diyenlere boynunu bükerek;

  • Nasıl kurtulduk? Ya evdeki karımla çocuklarımı ne yapayım? Daha bir ay burada yatarsam açlıktan ölecekler.

Alçaklar bugün mahkemede on iki yaşın¬da şahit dinlediler. Yaşını sorunuz, dedim, Çocuk (on iki) cevabını verdi. Dedim ki: (Sizin bana isnat ettiğiniz töhmet dört senelik bir vakadır. Şu halde sekiz yaşında şahit nasıl dinliyorsunuz?) Hâlbuki onun arkasından on yaşında bir çocuk daha dinlediler.

Ertesi akşam Bekirağa Bölüğündeki diğer tehcir mevkuflarını birden bire merkez kumandanlığına çağırıyorlar. Artık son muhakemede bitmiş, iş karara kalmış olduğu için, Nusret Bey, Merkez Kumandanlığına gi¬derken, refikasına da şu mektubu yazıyor;

(Tam on aydır mevkuf bulunuyorum. Bu günkü Vakit Gazetesinde garip bir havadis okudum. Minicilerden birinin kurşuna dizileceğinden bahsediliyor. Burada muhakemesi hitam bulmuş bir ben varım. Düşündüm. İkincisi ya biçare Ganiki kardeşi geçenlerde idam edilmiştir veyahut muhakemesi belki bugün sona erecek olan Amasya tehcirinden maznun Mutasarrıf Sırrı ve yahut arkadaşı Hasandır.

Fakat metanetim yerinde, Henüz ihlâl eder bir hal hissetmiyorum. Masum ve bigünah ve bana isnat olunan cürümlerin hiç birisinin faili olmadığım için müsterihim. Buna rağmen beni Mustafa Nemrudu katlederse vatan ve milletim sağ olsun. Elbet de onlar da bir gün kanun ve nizam dairesinde bu zevat¬tan intikamımı alacaklardır. Namuskâr bir vatanperveri, sırf menafiî şahsiyelerinin temini için idam ve katlederlerse bu adamlar katildirler. Eğer öyle olursa, çocuklarımı, kanımı talep ve intikamımı almak için, şimdiden o suretle terbiye etmelisin.

Biçare Hayriyem, bilmem, benim elim halime tahammül edebilecek misin sen?

Daha ertesi günü Merkez Kumandanlığından yalnız dönen Nusret Bey etrafını alan mahbes arkadaşlarına:

-Ben, yarın veya o bir gün asılıyorum diyor ve şunları anlatıyor:

Biliyorsunuz, bizi hep beraber merkez kumandanlığına götürmüşlerdi. Orada Türkçe bilen bir İngiliz yüzbaşısı birer birer ismimizi çağırdı. Kapının önünde bir kamyon duruyordu. İsimleri çağrılanları kamyona bindirirlerken Nemrut Mustafanın geldiğini haber verdiler. İngiliz yüzbaşısı yanımızdan ayrıldı, küçük odaya geçti. Ben konuşmalarına kulak verdim ve kulağımla işittim. Nemrut Mustafa yüzbaşıya diyordu ki: (Hepsini götürünüz. Fakat Divanı Harb namına rica ediyorum. Nusret Beyi burada bırakınız Çünkü idamı tasdike gitti. Yarın veya öbür gün idam edeceğiz.) İngiliz yüzbaşısı bir müddet sustuktan sonra: (Peki onu size bı-rakıyorum) dedi. Arkadaşlar Malta’ya gidiyorlar. Fakat beni asacaklar.."

İşte, Nusret Bey hüküm kendisine tebliğ edilmeden asılacağını böyle haber almış ve yine metanetini kaybetmeden;

Fakat sebep ne ? diye, suçunu öğrenmek için çırpınmıştır. Hakikaten ortada hiç bir suç yoktu. Olsa olsa, Erganide Mutasarrıf iken memleketi yıkacak derecede munzir faaliyetlerinden dolayı (Kürt Muhadenet Cemiyeti) ni lağvetmiş olmasını Kürt Mustafa Paşanın affetmeyişi olabilirdi. Fakat bunun için bir yuva yıkılır bir insan asılabilir mi idi?

Nusret Bey böyle düşüne düşüne mukadderata boyun eğmekten başka çare kalmadığını kabul ederek, vasiyetnamesini ve refikası Hayriye Hanıma da şu son mektubunu yazmıştı :

(Vasiyetnamemi biradere verdim. Senin için cüzdanıma ayrıca bîr vedaname yazdım Elveda karıcığım!... Seni tahayyül ederek öleceğim, Müslümansız elhamdülillah. Ahrette buluşuruz.

Allah için çocukları iyi terbiye et. Sabırlı ve mütahammil ol, Bilki kocan mücrim değil masum ve şehittir. Allah zalimleri kah¬retsin, milletime zeval vermesin!)

Ertesi günü kocasını görmeğe gelen bedbaht zevce, çırpma çırpma ağlıyor:

Astılar... Hainler astılar, amma niçin namusuna dokundular?., diye bağırıyordu.

Çünkü Nusret Beyin göksüne iliştirilen idam fermanında ırz düşmanlığı ve para hırsızlığı isnat edilmişti. İşte öyle bir devirdi ki, insanın yalnız canını almakla kalmaz namusuna da taarruz edecek kadar alçalırdı.

İngilizler elinde bir kukla ve bir uşak menzilesi ne düşen Damad Ferit hükümeti günahsız olarak Nusret beyi idam ederken o yalnız milli tarihimizin yüksek sahifelerinde yer almış kalmayacak, her trükün kalbinde ruhunda saygı ile anılacak ve saklanacak bir Türk vatanperveri ve milliyet perverdir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner4

banner5

banner3