Advert
Advert
Advert
Ölüm Metaforu
Osman Aslan

Ölüm Metaforu

 

Ölüm; meşakkatli dünya hayatından kurtulmanın, eskimiş bedeni olan cismini toprak altında bırakıp sonsuz bir hayata bedenen ve ruhen göç etmektir. Bütün sevdiklerine bir daha ayrılmamacasına kavuşmanın adıdır. Fena âleminden sonsuzluk âlemine sevkiyattır. Ehli iman için vazife paydosundan sonsuz cennet saraylarında Allah’ın has bir misafiri olarak ağırlanmaktır. Müminlerin, dünya zindanından bostan-ı cinâna kavuşturmasıdır. Kal-u beladan(Ruhlar âleminden) başlayan, rahmı maderden(Anne Rahmi), dünya, kabir, berzah, ve ahiret meydanı, cennet(veya cehennem) ve en son huzur-u Rahmân’da bitecek olan bir yolculuktur.

Maalesef günümüzde “Ölüm” olayı, gerçeğine uygun bir biçimde bilinmemekte, genelde ölümün bir “son” olduğu düşünülmektedir!..

Oysa ölüm, hem bir sondur hem de bir başlangıçtır. “Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra ancak bize döndürüleceksiniz.”(Ankebut-57) yani ölüm haktır. Bütün mahlûkat bunu yaşayacaktır.

Hem; ölüm öyle bir hakikattir ki; İnsanın anne karnında eli, yüzü, ayağı ve bütün uzuvları vardır. Ancak orada bunları kullanamaz. Daha güzel ve geniş bir diyar için onlar verilmiştir. Bedensel özelliklerini ancak o uzuvlara uygun bir ortamda kullanılabilir. Ki burası dünyadır. Bu da bize gösteriyor ki insan anne karnın da kalmak için yaratılmamıştır. Çünkü orası dar ve hareket alanı yok hükmünde.

            İşte insan anne karnında ölür ancak daha geniş ve bütün uzuvlarını kullanabileceği dünya cennetinde doğar. O bebeğin anne karnında ölüp dünyaya doğması gibi ölüm hakikati, imtihan dünyasında olan insana hitap eder ve der ki; “Hazırlanınız; başka, daimî bir memlekete gideceksiniz.  Öyle bir memleket ki,  bu memleket ona nispeten bir zindan hükmündedir.” (Sözler sh: 58)

Aynen bunun gibi de insan bu dünya şehrinden ahiret şehrine göç etmek için ölüm kapısından geçer. İnsana verilen kabiliyetler ve kendisine yüklenen özellikler ahiretin varlığını gerektirir. Şöyle ki;

Sevgi, akıl vb. kabiliyetleri sonsuz ve nihayetsiz geniştir. Dünyada bu sonsuz özellikteki kabiliyetlerini doyuramaz. Mesela burada aklının yüzde ikisini kullanır. Geri kalan yüzde doksan sekizi başka bir memlekette kullanılmalıdır. Aksi halde israf olacaktır. Kâinatın hiçbir yanında israf yokken böyle bir müsriflik düşünülemez. Sevmek arzusu ise sonsuzdur. Annesini severken hiç ayrılmak istemez. Bir hayvanı sevdiği gibi bütün akraba ve arkadaşlarını sever ve onlardan ayrılmak istemez. Bu kabiliyet sonsuzdur. Bu dünya ise geçicidir, fanidir. Ancak baki bir memlekette bu istidat ve kabiliyetlerini kullanabilir. O memleket ise ahiret diyarıdır.

Hem; ahiretin varlığını ise; yüz yirmi dört bin Peygamber(as) ve bütün semavi Kitaplar insanlara Allah’ı anlattıktan sonra Ahiretin varlığını anlatmışlardır. "öldükten sonra dirilme hakikatini işlemişlerdir." ve bunda ittifak etmişlerdir.

            Cenabı Allah hikmeti gereğince, dünya hayatında ölümü yarattığını bildirmektedir. Buradan da dünya hayatının da ölümün de hikmetli(sebeplere dayalı) olduğu; abes ve gayesiz olarak meydana gelmediği anlaşılmaktadır. Dünya teklif ve amel; ahiret ise hesap ve mükâfat yeridir. Zira Allah Teâlâ hikmetli kitabı Kur'an-ı Azimüşşanda; "O ki hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır..."(Mülk, 67/2)buyurmuştur.

            Ölümün mahiyetinin bilinmemesi, insanların ondan korkmasına sebebiyet vermiştir. Hâlbuki ölümün mahiyetini idrak eden Yunus Emre gibi zatlar ölüme müştak olmuşlar. Çünkü Sultanlar Sultanına kavuşma sevdası benliğine işlemiştir. Şu mısralar bunu kanıtlamaktadır.

“Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri

İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni”

Ölümü bu kadar dehşetli yapan sebep ise; insanın istek ve emellerine gerçekleştirme imkânı vermemesi ve onu sevdiklerinden ayırmasıdır.

Hem; dirilten ve öldürenin kendisi olduğunu belirten Cenab-ı Hak, herkesin ecelinin yazılı olduğunu ve herkesin ölümünün Onun iznine bağlı olduğunu bildirmektedir. Hiç kimse abes olarak, boş yere yaratılmadığı gibi kimse ölümden kaçamayacaktır. Allah (c.c.) bunu, "De ki, kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır..."(Cuma, 62/8)  ilahi mesajıyla bildirmektedir.

Hem; hayatı kim vermiş ise ölümü de onun yaratması büyük bir nimettir hem de aynı hakikattir. Şu dünyamızda ölümle ilgili her an gözümüzün önünde numuneler görünmektedir. Her gün yeni doğumlar ve aynı zamanda yüzbinlerce vefiyatlar müşahede etmekteyiz. Bahar mevsiminde çeşit çeşit bitkiler rengârenk ve değişik kokularla yaratılmaktadır. Bunların şekilleri ve özellikleri farklı olduğu halde hepsi koru topraktan yaratılmaktadır. Sonrasında o koru topraktan yaratılan bütün canlılar tekrar ölüp toprağa karışmaktadırlar. Bu hakikat bize gösteriyor ki koru topraktan dirilten kim ise öldüren de odur.

Hem ehli iman için ölüm nimettir. Çünkü eğer diriltmek bir elden öldürmek başka elden olsaydı elbette ki bir düzenin olması beklenemezdi. Diriliş ve vefiyatın tek elden olması düzen ve tertibi sağlar. Ayrıca Cenabı Hakk vaatte bulunmuş. Bütün ehli imanı cennete koyacağım demiş Semavi Kitaplarla. Âlemleri Yaratan tekrar insanı diriltmeye gücü kuvveti yeter. Evet Cenabı Allah “Kadirdir”, gücü her şeye yeter. Her sene ölmüş korumuş ağaçları otları bahar mevsiminde yaratması insanı da tekrar ahirette yaratacağını göstermektedir. Yani o bir şeye ol dedi mi o şey hemen oluverir.

Cenabı Allah “sadikul va'dül emin”dir. Yani O vaat ve sözünde emindir. Evet o bir şeyi vaat etti mi o vaadinden dönmez.. Sözünde ve vaadinde durmamak ancak aciz ve zelil olanların şiarıdır; Allah Haşa böyle bir acizlik ve zelillikten münezzeh ve mukaddestir.

Zira Kur’an’ı Azümüşşanda: “İman edip salih ameller işleyenler var ya, elbette onları altlarından ırmaklar akan Cennetteki yüksek makamlara yerleştireceğiz. Orada ebedî olarak kalıcıdırlar. (Böyle salih)amel işleyenlerin mükâfatı, ne güzeldir!”(29/Ankebût-58) vaat etmiştir. Ve bunun gibi Allah Azze ve Celle bütün Semavi Kitaplarında vaat etmiş olduğu sonsuz hayatı insana verecektir. Bunun önünde hiçbir engel yoktur. Madem vaad etmiş; yapacaktır.

 

Bir diğer önemli hakikat de ölümü fikren yaşamak; yani ölmeden evvel ölmek, yani lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikretmekle; ubudiyetin ruhu olan ihlâs kazanılır. Zira Peygamberimiz(sav) hadisi Şeriflerinde;"Lezzetleri yok eden ölümü çok hatırlayınız. " (Tirmizî, Zühd: 4) buyurmuştur.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri de ahirete hazırlanmak için ölüm metaforunu düşünmenin bize kazandırdıklarını şu ifadelerle izah etmiştir: Nefsin desiselerinden ve riyadan kurtulup, dünyanın ve insanın fani olduğu idrak edilir; bu sayede insan; hubb-u dünyadan kurtulur, ahiretine ciddi çalışır, “ahiretini dünyaya feda etmez, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmaz, malayani şeylerle ömrünü telef etmez, kendini misafir telakki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket ederek, kabir kapısını kendi hakkında saadet-i ebediyeye çevirir.”( Mesnevi-i Nuriye 210)

Hem; insanın ölümden ürküp kabirden korkup yüzünü çevirmesi çare değildir. Bilakis,  mertçe kabre bakacak ve dinleyecek acaba ne talep eder? Böylece hakiki manada kabrin arkası için çalışabilir ve hazırlanabilir.

Herkesin hakiki saadet ve lezzet olan kabrin arkası için çalışarak, güzel bir ölüm yaşaması için tam bir iman-ı kâmil kazanıp, hüsn-ü hatimeye mazhar olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Başkan Çiftçi, Her buluş ve her icat bir eserdir
Başkan Çiftçi, Her buluş ve her icat bir eserdir
Erdoğan Katıldığı TRT World Forum'da önemli açıklamalarda bulundu
Erdoğan Katıldığı TRT World Forum'da önemli açıklamalarda bulundu