banner2

 

 

Her toplumda ekonomi vazgeçilmez bir unsurdur. Yiyecek ekmeğe muhtaç olan, aç insanlar, yalınkılıç bir şekilde herkese saldırmaya hazır vaziyette olarak toplumsal yerlerini alan ve toplumun zararına olan asalaklar olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Ama bunların işleri olsa, ekmekleri çıksa, fakirlik onların seviyesini düşürmez.

            Kendilerine ait olan değer yargıları ile oluşturdukları yaşam biçimi ile hem kendilerini hem başkalarını şekillendiren bir yapı ile etrafı anlamaya ve korumaya çalışmaktalar. Kendi sınırları olmasa bile hep başkalarına ait olan bir yapı oluşturmaya çalışırlar. Bunlar dışlanan insanlar olarak kendilerini görürken aslında topluma zarar veren durumları ile herkese zarar verdikleri gibi kendilerine daha çok zarar vermekteler.

            Ebu Zer gibi insanlar zenginlikten ve güçten dolayı ayrıcalıklı bir sınıfın kabul edilemeyeceği bir görüntü toplumda oluşturmaya çalışırken, tembelliği ve bana yeter, günlük yiyecek gibi anlayışlarla insanların zenginleşmesinin, kendisine yetmesinin yanında başkalarına da yetecek bir yaşantının oluşmasına engel koymuş olmaktadır.

            İslam dini olaylara ekonomik, siyasi ve dini bir ayırım ortaya koymaz. Hepsine bir bütün olarak yaklaşır ve insanların hayatı, doğumundan önce başlatıp, cennet ve cehennem hayatını içine alan ahiret alemini kapsayacak şekilde bir bütün olarak ele alır.

            Hayatı ancak ahiret alemini kazandırdığı zaman bir anlam ifade edebilecek bir görünüş olarak kendini göstermektedir. Kendi sınırlarını kişisel olmaktan çok insani olan değerlendirmelerle ele alır. Sınıfsal bir yapının sınırlarını çizerken, hayatın anlamını ortaya koymaya çalışmaktadır. Bilincin oluşumunu sınıfın kendine ait yapısını ortaya koymakla eş değer saymaktadır. Fakir olan ile zengin olanın yaklaşımını ve değerlendirmesini, kendilerini iyi bir kul olarak ortaya koydukları gibi, iyi bir insan olarak da ortaya koymaya çalıştıklarını göstermektedirler.

            Çünkü herkes onun aşkından sorumludur. Ebu Zer, İslam’da ayrıcalıklı bir sınıf kabul etmez.  İslam tüm insanların dinidir. Bu din, aynı zaman da bütün sınıflara amansız bir mücadele emreder. Müşriklerle mücadele etmeyi emrettiği gibi mal ile de mücadele etmeyi emrettiğini söyler ve bu konuda kendisine ait bu fikirlerinin insanlar tarafından anlaşılmadığı dile getirir.

 Hatta İslam'ın bu konudaki açıklamalarını da kendine ait bir değerlendirme olarak ortaya koyar. Arasında çok fakir olan insanlar olduğu gibi gerçekten güçlü olan insanların da olduğunu görmekteyiz ve bunların arasında herhangi bir uçurum da bulunmamaktaydı. Bunlar aynı safta namaz kıldıkları gibi beraber ve aynı mücadeleyi de yapmaktaydılar.

Peygamberin uygulamasına baktığımızda insana değer vermekte, ayrıcalıklı bir sınıf kabul etmemekte, fakat insanların zenginleşmesine, güçlenmesine de engel koymamaktadır. Kendisine ait bir değerlendirme kuralı oymasına sınırlama getirmemektedir. Sadece bu tür bir yaşam biçimini değerlendirirken, İslam’ın vazgeçilmez kurallarına uygun olarak davranılmasını emretmektedir.

Din sınıfı, din adamı sınıfı gibi kavramlar oluşturulmamıştır. Sadece bu işe tamamıyla kendini verenlerin geçimini temin edecek bir miktarda mal ve maaş almalarına izin verilmektedir. Ruhban sınıf kabul edilmemiş, fakat dinini özelde fazladan yaşamak isterken, ibadet yapmasına, çok namaz kılmasına, sürekli oruç tutmasına engel koymuştur. Hatta bu şekilde davrananların kendisini örnek almalarını istemiştir.

Müslüman hem insani hem dini yaşantıyı bir bütün olarak bir arada yapacaktır. Kendisini sürekli bir uzlet hayatına kaptırmasına engel koymuştur. Böyle davranmak toplumun içerisinde kişinin ekonomik durumdan gerilemesine, hatta fakirlikle mücadele etme girdabına atacaktır.

Yine İslam feodal bir yapıyı kabul etmemektedir. Karın tokluğuna çalışılmayı, ekonomik kaymağı birilerinin yemesini doğru bulmamaktadır. Doğu kültüründe ağalık gibi yanlış uygulamalar, İslam’ın kabul etmediği, insanların birbirlerini yönetmek, birbirlerine zarar vermek için kullandıkları yöntemlerdir. Amaç birilerinin ekmeğini yemektir.

Küçük çaplı sömürgeciliğin uygulanmasıdır. Emperyalizmin gücü ile orantılı olarak uygulamış olduğu bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Güçlü devletler, zayıf devletleri ezmek, onların zenginliklerinden faydalanmak amacıyla oluşmuş bir yönetim anlayışıdır.

Ayrıcalıklı sınıf anlayışı, İslam’ın özünde olmayan bir anlayıştır. Üstünlük sadece takvayla, Allah’ın emirlerini yerine getirme ve yasaklarından kaçınmayla orantılı olduğu görülmektedir. Allah’ın emirlerini gözetmeyen, sadece sınıfsal farklılıklar ile değerlendirilen yaklaşımlar kabul edilemez.

Maddi anlamda zengin olanların kendilerini üstün görmesi, başkalarını gütme hakkını kendilerinde görmesi, farklı bir sınıf oluşturmaya çalışmaları kabul edilecek bir anlayış değildir. Çünkü insani değerler, ekonomik değerlerden farklıdır.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner4

banner5

banner3