Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

Ana Sayfa Röportaj Urfa'daki bu ailenin madde bağımlılığı dramı...

Urfa'daki bu ailenin madde bağımlılığı dramı...

Son yıllarda özellikle gençlerde tehlikeli bir boyuta ulaşan madde bağımlılığı konusunda yeterli çalışmaların yapılmadığından şikâyetçi olan aileler, tüm çevrelerin bu konuda daha duyarlı olması çağrısında bulunuyor.

Giriş Tarihi: 3 Haziran 2016 Cuma 19:38
Urfa'daki bu ailenin madde bağımlılığı dramı...



Gün geçtikçe toplumu etkisi altına alan madde bağımlılığı, aileleri tehdit etmeye devam ediyor. Özellikle gençliği tehdit eden uyuşturucu bağımlılığı konusunda yeterli önlemlerin alınmadığından şikâyetçi olan aileler, başta yetkililer olmak üzere tüm çevrelerin bu konuda daha duyarlı olmaları gerektiğini söylüyorlar.

Bazı kurumların madde bağımlılığı konusunda yaptığı çalışmalarda sorunu çözmek yerine reklam amaçlı hareket ettiklerine dikkat çeken aileler, yaşanan duyarsızlığa tepki gösteriyor.

Çocukları uyuşturucuya müptela olan bir aile, oğullarının kimi çeteler tarafından bilinçli ve organize olarak maddeye bulaştırıldığını belirterek, yaşadıkları mağduriyeti ve bunu engellemek için verdikleri mücadeleyi İLKHA’ya anlattı.

Sokak aralarında uyuşturucu madde satan şahısları defalarca şikâyet etmesine rağmen polisin bu konuda duyarsız davrandığını ileri süren mağdur aile, belediyelerin ve emniyetin satıcıların mekânı haline gelen internet kafeleri yeterince denetlemediğini belirtti.

Çocuğunun madde bağımlısı olduğunu yıllar sonra ortaya koyduğu davranışlardan öğrendiğini belirten H.B, şöyle konuştu: “Çocuğumun nerede ve nasıl uyuşturucuya bulaştığını halen kestirebilmiş değilim. Benim bulunduğum çevre öyle kötü şeylerden uzak ki, çocuğumun böyle şeylere müptela olacağı aklımın ucundan bile geçmiyordu. Biz çocuğumuzun madde bağımlısı olduğunu 5-6 yıl sonra sergilediği davranışlardan fark ettik. Zararın neresinden dönülürse kardır düşüncesiyle çocuğumuzu doktorlara, psikologlara götürmeye çalıştık. Çocuğumuzu bu çirkefliğin içinden kurtarmaya çalıştık. Biz onu ne kadar kurtarmaya çalışsak da o ise sürekli kötü ortamlara doğru gitmeye çalıştı.  Artık öyle bir duruma geldik ki çocuğumuzu evde bağlamaya karar verdik. Başka yapacak bir şey kalmamıştı. Onu evde aylarca zincirlerle bağlamaya başladık. Bu süre bazen üç bazen de beş ayı buluyordu. Bu şekilde biraz kendine geliyordu. Biz tamamen bu ortamdan arındırıldı diye düşündük ve biraz itimat ederek dışarı bıraktık. Fakat dışarı ne kadar güvenlidir ki, 5 dakika içinde bu illeti bulabiliyorsun.”

“Telefon açtım ama aradan saatler geçmesine rağmen kimse ilgilenmiyordu”

Mahallede uyuşturucu satanları defalarca ihbar ettiği halde herhangi bir gelişme olmadığını söyleyen H.B,  “Hatta takriben aramızda 35 metre gibi bir mesafe bile yok. Orada gençleri uyuşturucuya alıştıran, satıcı olduğundan yüzde yüz emin olduğum bir kişiyi ihbar ettim. Fakat aradan saatler geçmesine rağmen kimse ilgilenmedi. Demek ki o ihbarım kale alınmıyordu. Tekrar aramak zorunda kalıyordum. Ama ben anladım ki emniyet de bu konuda doğru ve dürüst davranmıyor. Emniyetin de vazifesini yerine getirmediğini ifade etmek istiyorum. Resmi araçlarıyla ya da sivil araçlarıyla olsun bu taraflara geldiklerini şahsım olarak görmüş değilim. Şunu demek istiyorum; göz göre göre satılan uyuşturucudan kurtulmak kolay değildir.” diye konuştu.

“Emniyet bana ‘memleketi terk etseniz daha iyi olur’ dedi”

Polisi telefonla aramasının işe yaramadığını görünce emniyete gidip şikâyette bulunduğunu ifade eden H.B, yaşadıklarını anlatmaya şu sözlerle devam etti: “Emniyet, bana hangi mahallede oturduğumu sordu. Eyyübiye ilçesinde oturduğumu söyleyince de ‘orası zaten bozulmuş, hepsi madde bağımlısı olmuş’ dediler. Peki, ne yapmalıyız, memleketi terk etmemiz mi gerekiyor diye sorduğumda ise ‘evet memleketi terk etseniz daha iyi olur’ dediler. Biz de değişiklik olsun diye çocuğumuzu Urfa’dan çıkarıp başka bir şehre gönderdik. Aradan 3 ay gibi bir süre geçti diyaloğumuz kesildi. Biz anladık ki bu çocuğun başına bir olay gelmiş. Bende kalktım Antalya’ya gittim ve çocuğumu aramaya başladım. O dönemde ameliyat da geçirmiştim. O ameliyatlı halimle çocuğumu arıyordum. Birçok yere gidip soruşturdum. Sonunda izini tespit ettim. Orada Zeytinli denilen bir köy vardı. Bu köy tamamen uyuşturucu satan bir köymüş, oraya oğlumu aramaya gittim. Orada yüzlerce ev var ve tamamına yakını bu işi yapıyor. Tespit ettiğim binanın önüne giderek beklemeye başladım. Oradan geçen bir vatandaş benim beklediğimi görünce neden beklediğimi sordu. Ben de oğlumu bekliyorum deyince o şahıs bana ‘sen deli misin seni görürlerse öldürürler. Buraya polisler dahi giremiyorken sen nasıl girdin’ demişti. Ben 2 gün boyunca orada kaldım. Gerçekten de polisler giremiyorlardı. Hatta gençler köyden içeri girip 3-5 kişiyle halka oluşturup o maddeyi içiyorlarken polisler de onları izliyordu.  Emniyetin çok ciddi bir şekilde bu köyün üzerinde durması lazımdır.”

“İnternet kafelerde satıcılar kendileri için içici, terör düşüncesinde olanlar da örgütleri için eleman bulabiliyor”

Toplumdaki gençlerin vicdan ve merhameti olmayanlar birileri tarafından bilinçli ve organizeli olarak ifsat edilmeye çalışıldığına dikkat çeken H.B, “Bunlarda çocukları bu topluma çekmek için yaş sınırı yok. Kimi bulurlarsa müşteri yapmak için hedeflerine koyuyorlar ve bunlara ulaşmak için belirli mekânlar seçiyorlar. Tabi gençleri daha iyi çekmek ve taraflarına çektikleri gençlere hızlı bir şekilde madde yetiştirmek için internet kafeleri seçiyorlar. Bu mekânlar aynı zamanda terör amaçlı faaliyetler içinde olanlara da bir imkân sağlıyor. Satıcılar kendileri için içici, terör düşüncesinde olanlar da örgütleri için eleman bulabiliyor. Bugün dışarıya çıkan bir gencin uğrayacağı en öncelikli yer internet kafedir. Benim ikamet ettiğim sokakta 5-6 tane internet kafe var. Bazen oradan geçiyorum da her kafede birkaç çocuk ancak görüyorum. Acaba o kadar bilgisayarı içeriye koyan bu adamlar ne kazanıyorlar. Demek ki bu adamlar bu iş dışında başka şeyler de yapıyorlar. Yoksa bu yerin bu şartlarda işletilmesi mümkün değildir.” şeklinde konuştu.

Emniyet ve belediyeler gerekli denetlemeleri yapmıyor

Bu tür yerlerin denetlenmesi için hem belediyelere hem de emniyete çok görev düştüğünü ifade eden H.B, sözlerine şöyle devam etti: “Öncelikle belediyenin bu yerleri denetlemesi gerekir. Açılış ruhsatı konusunda ya da işyerinin uygunluğu konusunda… Yeni yasa ile cami avlusunda bile sigara içemiyorsun. Ama internet kafeye gittiğin zaman sigara dumanından içeride duramıyorsun. Şimdi 5-6 yaşındaki bir çocuğun burada kaldığını düşünürsek bu çocuklardan ne bekleyebilirsin. İnsanlar evinin iki odasını kırıyor sonra da internet yapıyor böyle olur mu? Bildiğim kadarıyla iki fırın arasında en az 500 metre olmalı ki ruhsat alınabilsin. Ama bu hassasiyet internet kafeler için uygulanmıyor. Benim sokağımda 30-40 metre aralıklarla internet kafeler var, onlara neden izin veriliyor? Bazen gece 01.00 hatta 02.00’ye kadar açık yerler biliyorum. Bunların bu saatlere kadar açık kalması yasal mıdır? Bu konu da emniyet de gerekli denetlemeleri yapmalıdır.”

Tüm topluma çağrıda bulunan H.B, bu tehdit karşısında toplumun üzerine düşeni yapmaması durumunda herkesin bu tehditle karşı karşıya kalma ihtimalinin olduğunu söyledi.

“Seminerde reklam yaptılar, birbirlerine plaket verip dağıldılar”

Madde bağımlığıyla mücadele konusunda yapılan çalışmaları yetersiz bularak eleştiren H.B, yaşadığı bir olayı ise şöyle anlattı: “Geçtiğimiz günlerde madde bağımlılığıyla ilgili bir seminer verileceğini duymuştum. Bende bunu dikkate alarak çevreme, benim gibi mağdur olan vatandaşlara söyledim ve seminerin verileceği yere gittik. İlk etapta sevinmiştik. Çünkü madde bağımlılığıyla alakalı bir program yapılıyor. Yaramıza bir nebze de olsa merhem olacak düşüncesiyle bu amaç ve şevkle gittik. Seminer başladığında bir madde bağımlısının fiziki hareketleri, yüzündeki belirtiler gibi şeyleri anlatmaya çalıştılar. Biz zaten bu merhaleden geçmişiz. Davranışları anlatmanız yerine bu çocuğu nasıl kurtarabiliriz, nasıl yardımcı olunması gerektiğini söylemeleri gerekirken maalesef kendileri için reklam yapıyorlar. Yaklaşık iki saat bekledik. Eyyübiye Belediyesi AMATEM’den bahsederek projelerinin olduğunu söyledi. Kim bilir ne zaman bu proje uygulamaya geçecek belli değil. Tamam, tedavi için bu gerekli bir adım ama öncelikle bu illete giden yolları kapatmamız gerekmez mi? Yani öyle bir çalışma yapılmalı ki bu çocuklarımız AMATEM’e ihtiyaç duymasınlar. Seminere gelince; biz herhalde soru yöneltirler, derdiniz nedir biraz anlatın, size nasıl yardımcı oluruz demelerini bekledik. Ama maalesef öyle bir şey olmadı. Reklam yaptılar, birbirlerine plaket verip dağıldılar.”

“Bugün yaşanan bu sorunlar 90’lı yıllardaki cami derslerinin yasaklanmasının bir sonucudur”

Toplumun bugün geldiği noktanın 90’lı yıllarda camilerdeki Kur’an-ı Kerim derslerinin yasaklanıp camilerde ders veren dindar insanların cezaevlerine atılmasının bir sonucu olmasına bağlayan H.B, “O dönemde ben kendim de gece-gündüz, yağmur-çamur demeden çocuklara Kur’an-ı Kerim dersi veriyordum. Hatta o dönemde Kur’an-ı Kerim okumak o kadar halk arasında yayılmıştı ki toplumda ‘çingene’ diye bilinen davulcu-zurnacı insanlar ve çocukları dahi camiye gelmeye başlamışlardı. O gün tüm bunları çocuklarımız bu duruma düşmesin ıslah olsunlar diye yapmıştık. Ama buna karşılık birileri de çocuklarımız camiye gitmesin; Allah’ı, Peygamberi bilmesin diye bize engel çıkarmaya çalıştılar. Bir taraftan devlet diğer taraftan o dönemdeki bazı imamlar, camide ders yapmamamız için bizi tehdit ettiler. Hatta bazı imamlar, akrabalarını toplayarak bizi dövdüler. Silah sıkıp bizi bıçakladılar. En son binlerce insan sırf Kur’an-ı Kerim dersi verdiği için cezaevlerine atıldı. Aralarında 20 yıl ceza yiyenler oldu. Oluşan bu boşluğu değerlendiren çeteler de toplumumuzu ve çocuklarımızı bu hale getirdiler.” diye belirtti.

“Gece gündüz gözlerimden yaş akıyor”

Yaşadıkları mahallede uyuşturucu satışının adeta sebze-meyve gibi yapıldığını belirten anne A.B. ise şunları dile getirdi: “Oğlumuz maddeye bulaşmış. Ne yaptık ettik kurtaramadık. Defalarca odaya kapattık ama dışarı çıktığında yeniden başlıyor. Çevre bozulmuş, her tarafta madde satılıyor. 25 yaşına gelmiş askere gitmiyor, evlenmiyor, çalışmıyor. Günde 100 TL bizden para istiyor. Babasının gündeliği 40 TL nasıl 100 TL verebilirim. Bizde para olmadığı zamanlar camları, pencereleri kırıyor, bizi dövüyor. Madem her şeye çözüm var neden buna çözüm bulunmuyor. Devlet bu maddeyi ortadan kaldırmayana kadar, kalıcı tedavi etmeyene kadar boştur. Gece gündüz gözlerimden yaş akıyor. Gece gündüz ağıtlarımız kulakları sağır etti. En küçük çocuklarımız bile bu derdi biliyor. Bu yüzden huzurumuz kalmadı artık.” (Osman Gülebak, Mustafa Gül-İLKHA)

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com