Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

Ana Sayfa Siyaset Urfa Vekilide Lozan Anlaşmasına isyan etmiş - belgelerle Lozan gerçeği!

Urfa Vekilide Lozan Anlaşmasına isyan etmiş - belgelerle Lozan gerçeği!

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, "Lozan'ı zafer diye yutturmaya çalıştılar" çıkışından sonra tartışmalar devam ederken tarihi belgelerden ortaya çıkanlar şaşırtıyor. Lozan anlaşmasından sonrası Urfa Milletvekili Yahya Kemal Bey’in Meclis tutanağında yer alan konuşmasında Lozan anlaşmasına adeta isyan ediyor

Giriş Tarihi: 1 Ekim 2016 Cumartesi 09:09
Urfa Vekilide Lozan Anlaşmasına isyan etmiş - belgelerle Lozan gerçeği!

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, "Lozan'ı zafer diye yutturmaya çalıştılar" çıkışından sonra tartışmalar devam ederken tarihi belgelerden ortaya çıkanlar şaşırtıyor. Lozan anlaşmasından sonrası Urfa Milletvekili Yahya Kemal Bey’in Meclis tutanağında yer alan konuşmasında Lozan anlaşmasına adeta isyan ediyor

1923-1926 arasında Urfa milletvekili olarak görev yapan Yahya Kemal bayatlı lozan anlaşması sonrasında mecliste şunları dile getiriyor: "Efendiler, ben de betahsis cenup hududumuzdan bahsede­ceğim. Demin söz alan Mersin Mebusu Niyazi Bey vatanın, Cenup Türklerinin dertleriyle muztarip, bir âşık gibi okadar dûrüdiraz bahsetti­ler ki bana, onu yalnız teyid etmek kalıyor."

ERDOĞAN NE DEMİŞTİ:

 "Tarihte bize ne yaptılar. 1920'de bize Sevr'i gösterdiler, 1923'te Lozan'a bizi razı ettiler. Birileri de Lozan'ı zafer diye yutturmaya çalıştı. Her şey ortada.

"İşte şu an Ege'yi görüyorsunuz değil mi? Bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan'da verdik. Zafer bu mu?

"Oralar bizimdi. Oralarda bizim camilerimiz, mabetlerimiz var ama şu anda hala Ege'de kıta sahanlığı ne olacak, havada, denizde ne olacak bunları konuşuyoruz, hala bunun mücadelesini veriyoruz.

Niye? İşte o anlaşmada masaya oturanlar sebebiyle. O masaya oturanlar, o anlaşmanın hakkını vermediler. Veremedikleri için şimdi onun sıkıntısını biz yaşıyoruz."

İŞTE TARİHİ GERÇEKLERLE LOZAN ANLAŞMASI:

Lozan Antlaşmasını haklı olarak tenkid ettiğimizde, kemalist laik cenah tarafından vatan haini ilan ediliyoruz. Halbuki M. Kemal’in Ankara’da dualarla açtığı Birinci Meclis’in vekilleri de Lozan’a karşıydı.

Nitekim Izmit Milletvekili Sırrı Bey Musul’un Lozan’da (konferans harici) bırakılması üzerine Meclis’te şunları söylüyordu:

“Lozan’da Misak-ı Milli’den feragat ettiler… Arazi meselesinin hiçbir noktası temin olunamadı ve binaenaleyh milletin senelerden beri etrafında dönüp dolaştığı ve aleme ilan edilen Misak-ı Milli çiğnendi, heba edildi, iptal edildi, battal edildi…”[1]

Birinci Meclisin Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey ise şöyle haykırıyordu:

“Mehmetçiğin süngüsü ile kazanılan muazzam zafer, Lozan’da heba edilmiştir.”[2]

Mecliste sert tartışmalar yaşanıyordu. Birinci Meclis’in, yani Milli Mücadele taraftarlarından oluşan Meclis’in Lozan’ı onaylamayacağı anlaşılınca, M. Kemal ve avenesi tabiri caizse Meclis’e darbe yaptı ve buna “Meclis kendini feshetti” dendi.[3] Sonra Lozan’ı onaylatmak için kendi adamlarından oluşan Ikinci Meclis’i kurdu.

Bu durumu Istanbul’daki Ingiliz Yüksek Komiseri Sir Rumbold’un 3 Nisan 1923 tarihli raporunda da görmek münkündür. Sir Rumbold gönderdiği raporda, Lord Curzon’a; “barış için çok istekli bulunan M. Kemal, kendi programını destekleyen bir Meclis oluşturabilirse bunun barış şansını artıracağını” bildirmişti.[4]

Birinci Meclis’te “Ikinci Grup” denilen muhaliflerden Ikinci Meclis’e tek kişi bile aday olamadı ve bu yeni Meclis sadece M. Kemal’in onayladığı isimlerden oluştu. Bu konuyla ilgili dönemin gazetecilerinden Ismail Habip Sevük, M. Kemal’in kendisine “Kız gibi bir meclis yapacağım” dediğini aktarmaktadır.[5]

II. Meclis, 11 Ağustos 1923’te toplandı. Lozan antlaşması ise 24 Temmuz 1923’te imzalandı, yani Meclis’in olmadığı bir zamanda. 11 Ağustos’ta toplanan Meclis, ilk iş olarak 21 Ağustos’ta Lozan antlaşması müzakerelerine başladı ve antlaşma, 23 Ağustos’ta oylandı. Oylamaya 107 milletvekili katılmadı. Toplam 334 milletvekilinden 227 milletvekili katıldı. 213 kabul, 14 red oyu kullanıldı.[6] 227 olumlu oya karşılık toplamda 121 milletvekili, yani üye tamsayısının üçte birinden fazlası oylamaya katılmayarak ya da katılıp olumsuz oy kullanarak antlaşmayı bir şekilde reddetmiştir… Üstelik I. Meclise darbe yapılmış, II. Meclis’e giren milletvekillerinin de M. Kemal’in onayından geçmiş olmasına rağmen. Zira bu antlaşma, Misak-ı Milli’yi açıkça ihlal ediyordu.[7]

Lozan Antlaşması Ikinci Meclis’te ağır bir şekilde tenkid edildi.

Buyrun Meclis tutanaklarından okuyalım… (Tenkidlerin tamamını aktarma imkanımız yok)

*

Mersin Milletvekili Niyazi Bey

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

lozan anlasmasi mecliste tenkid edildi niyazi bey tutanak

Niyazi Bey’in Meclis tutanağında yer alan konuşmasından bir bölüm

***

NİYAZİ B. (Mersin) — Efendiler! Tarihî bir gün yaşıyoruz. Ben isterdim ki bugün ta­rihimizin dönüm yerinde olduğumuzu daha faz­la bir suretle hissedelim. Önümüzde bir muahe­dename vardır. Zannediliyor mu ki bu Muahedename amali milliyemizi tamamen tatmin ediyor? Zannedili­yor mu ki bu Muahedename Millî hudutlarımız dâhilinde bu devlete bir istiklâli tam veriyor?

NECİB B. — (Mardin) — Hayır, vermemiş­tir.

NİYAZİ B. (Devamla) — Herhangi bir şe­yi, her hangi bir eseri bütün fevaidi ve bütün mehaziri ile beraber tetkik edelim. Zannederim ki, arkadaşlarımızın bir kısmı sırf Muahedenamenin heyeti umumiyesiyle meşgul oldukların­dan ve Sevr projesiyle mukayese ettiklerinden dolayı fazla alkışlıyorlar.

Sizinle beraber müsaadenizle, bu Muahede­nin bâzı noktalarına temas edelim. Bilhassa um­de ittihaz ettiğimiz iktisadî hakimiyet ve istiklâlin millî hudutları ihtiva etmesi lâzımgeleceğini hiç unutmıyalım. Bir muahedename tasavvur edilsin ki, mülkün bir kısmında bir çok efradı milleti güldürüyor, yine hududu Millînin di­ğer bir kısmında birçoklarını ağlatıyor. O mua­hede heyeti umumiyesiyle nakıstır, tam değil­dir.

ESAD Ef. (Menteşe) — Antakya, Trakya kan ağlıyor.

NECİB B. (Mardin) — Cenub hudutları ke­za.

Niyazi B. (Devamla) — Efendiler, Lozan Muahedenamesi şanlı büyük bir imparatorluğun hesabının tasfiyesini tazammun ediyor. Bu Muahedenamenin ahkâmı siyasiyesinde bizim Mısır ve Sudan’dan, Kıbrıs’tan, Adalardan, Trablusgarp’tan ve bütün kıtaat üzerindeki hukuku­muzdan, unvanlarımızdan feragat ettiğimizi ifade ediyor. Siz ki, efendiler! Bunlar için çok defa çırpındınız, siz ki Mısır için, Kıbrıs için kaç defalar didindiniz. Mısır dediniz, Kıbrıs de­diniz, dedeleriniz, atalarınız bunlar için ne ka­dar uğraştı ? Efendiler! Yalnız bu kadar da de­ğil; Muahedename dünkü bir İmparatorluğun tasfiyesini de ihtiva ediyor. Filistinden – Musul haricolmak üzere- Irak’tan, Suriye’den ve bü­tün Arabistan kıtasından el çekmemizi tazammun ediyor. Evet istiyerek, istemiyerek -bu­nun esbabını, mahiyetini artık tarih teşrih et­sin- biz Harbi Umumiye girdik. Maatteessüf o Harbi Umumide kaybettik. Ondan sonra bize bir ceza tahmil edilmeye kalkışıldı. Lâkin her şeyin bir haddi, bir hududu var, ve hepsinin bir düstura, bir esasa raptı lâzımdır. Devletler, de­miyorlar mıydı ki -Başta Amerika olduğu hal­de- milletler kendi mukadderatına hâkim ola­cak? Demiyorlar mıydı ki, Türkiye’den, ayrılacak aksamı memalikinde mukadderatı, ahalisi­nin iradesine tevfikan halledilecek? Bizimde umde ittihaz ettiğimiz ve her gün yirmi defa tekrarladığımız, bağırdığımız, çağırdığımız, âle­me ilân ettiğimiz Misakı Millînin başlıca noktası bu değil miydi? Biz Cemiyeti Akvam Nizamna­mesini, onun mandaya dair ahkâmını kabul edi­yor muyuz?… (Hayır sesleri) Ve bizzat bu işi idare eden Heyeti Murahhasa Reisi İsmet Paşa Hazretleri ki Fransa Hükümeti tarafından ahi­ren neşredilmiş bulunan (Sarı kitap) daki zabıt­namelerde münderiçti. Birinci Lozan Konferansının 23 Kânunusani 1923 tarihli Celsesinde bu­yurmamışlar mı idi ki, «Eski Osmanlı imparatorluğunun her hangi bir kısmı üzerinde hiçbir Devletin mandasını tanımıyoruz?» Halbuki efen­diler! Muahedenamenin 16’ncı maddesi beni dü­şündürüyor: «Türkiye işbu Muahedede musarrah hudutlar haricinde kâin bilcümle arazi üze­rinde ve bu araziye mütaallik işbu muahede ile üzerlerinde kendi hakkı hâkimiyeti tanınmış olan adalardan gayri cezireler üzerinde -ki bu arazi ve cezirelerin mukadderatı alâkadarlar tarafından tâyin edilmiş veya edilecektir- her ne mahiyette olursa olsun haiz olduğu bilcümle hukuk ve müstenidatından feragat ettiğini be­yan eyler. Ben, şimdiye kadar ilân ettiğimiz prensibe sadık kalarak, hak ve adalet düsturunda ısrar ederek diyorum ki, bu yanlıştır ve ka­tiyen kabul edemem. Bizden ayrılan memleket­ler kendi mukadderatını serbestçe kendi iradeleriyle tâyin edecektir.

Sonra efendiler; bu Muahedename bizden İmparatorluğumuzun yalnız gayri Türk aksa­mının ayrıldığını göstermiyor. Bu Muahedename; Bilhassa kemali teessürle söylerim ki aynı zamanda oldukça mühim miktarda, öz Türk memleketlerinin de mukadderatını tehlikeye ilka ediyor.

***

Niyazi Bey, bundan sonra maddi ve manevi kayıplarımız hakkında uzunca malumat verdikten sonra bu muahedeyi kabul etmeyeceğini şöyle ilân ediyordu:

Efendim, fazla söz söylemeye tahammülüm kalmadı, yalnız bir şey diyeceğim. Bu muahedename bu şekli ile bence gayrikabili kabuldür. Hepinizin hissiyatı­na ve teessürlerine vâkıfım. Hepiniz de benim hissiyatıma iştirak edersiniz. Benimle hemhissiniz. Hemdertsiniz, ben teessürümün izalesini bu muahedenin tamamiyle reddinde buluyorum. Siz teessürünüzü ne şekilde iblâğ ederseniz edi­niz.[8]

***

Urfa Milletvekili Yahya Kemal

lozan anlasmasi mecliste tenkid edildi yahya kemal bey tutanak

Yahya Kemal Bey’in Meclis tutanağında yer alan konuşmasından bir bölüm

***

YAHYA KEMAL B.  (Urfa)

 Efendiler, ben de betahsis cenup hududumuzdan bahsede­ceğim. Demin söz alan Mersin Mebusu Niyazi Bey vatanın, Cenup Türklerinin dertleriyle muztarip, bir âşık gibi okadar dûrüdiraz bahsetti­ler ki bana, onu yalnız teyid etmek kalıyor.[9]

***

Menteşe Milletvekili Şükrü Kaya

lozan anlasmasi mecliste tenkid edildi sükrü kaya bey tutanak

Şükrü Kaya Bey’in Meclis tutanağında yer alan konuşmasından bir bölüm

***

ŞÜKRÜ KAYA B. (Menteşe)

Şükrü Kaya ise Lozan heyeti hakkında “maatteessüf beklenilen neticeyi elde edemedi.” diyordu.[10]

Muahedeyle ilgili söylediklerinden de bir bölüm aktaralım:

“Efendiler, Lozan Muahedesinin hudutlar safhasında Türklere gösterdiği insaf­sızlık bundan ibaret değildir. Boğazlara hâkim olan yerlerde bâzı adalar vardır. Meselâ, bun­lardan bir kısmı İmroz ve Bozcaada’dır. Bunlar bize bâzı kuyut ve şurutla iade olunuyor. Fakat aynı derecede Boğazlara hâkim Semendirek, Limni vardır. Bunlar unutuluyor. Herkesin malûmudur ki, Boğazlara karşı olan tasallutlar, taarruzlar Limni, Mondros limanında ihzar olu­nur. Niçin bu memleketler, bu adalar Türkiye’ye iade olunmuyor? Benim fikrimce bu itibarla ve daha birçok itibarlarla Lozan Konferansının doğurduğu bu Muahedename nâkıstır, nâtamamdır ve pek çok tehlikeli mevaddı havidir. Boğazlar­dan sonra Midilli, Sakız ve Sisam adaları vardır. Rica ederim benimle beraber tekrar haritayı göz önüne getiriniz. Bu adalar Anadolu’dan kopmuş güzel birer parçadır. Ben bu adaların güzelliğinden, servetinden, oradaki Türk haya­tının yaşattığı âbidattan bahsetmiyeceğim. Rica ederim bir kere daha haritaya bakınız. Bu ada­lar yabancı ellerde bulundukça bizim sahillerde yaşamak imkânı var mıdır? (Yok sesleri) Sa­hillerimizin temini asayişi için edeceğimiz mütevali fedakârlıklar bu adaların zabıt ve raptından daha ziyade güç olacaktır. Bugün bile Bo­ğazlardan tutunuz da İçel sahiline kadar İzmir, Menteşe, Çeşme, Kuşadası, Antalya sahilleri orada ihzar olunan çetelerle izacedilmektedir ve bugün sahildeki çiftlikler muattal bir halde kalmaktadır. Evet, görüyorsunuz ki, Muahedede bu adaların şöyle böyle gayriaskerî bir şekle konacağına dair bir kayıt vardır. Fakat efendi­ler ! Bu kayıtlar haddizatında adaların ne mak­satla Yunanistan’a verildiğini bize ihbar eden bir işarettir. Adalar Anadolu’ya denizden gele­cek istilâ kuvvetlerini durduracak birer kale idi, tâbirimi mazur görünüz, ben bunlara birer sabit, donanma diyeceğim. Bu adalar sırf Ana­dolu’nun müdafaası için yaratılmıştır. Halbuki müdafaa ise en haklı, en meşru bir haktır. Halbuki Yunanistan’ın elindeki bu adalar, Anado­lu’ya vâki olacak, taarruzun, tasallutun, hücumun ilk karakollarıdır. Bu Muahede tarruz hakkını tesbit eden, meşru göstermek istiyen bir vesikadır. Muahedeye mâkuldür, münsiftir diyebilmek için bu adaları muhtar bir şekle sokmak icabederdi. O bile yapılmamıştır. Efen­diler ! Yunanistan’a bahşedilen Sisam adasından aşağıya doğru gidecek olursak daha birtakım adalara tesadüf ederiz. Bunlar bizim vaktiyle Cezairi Bahrisefid vilâyetimizin birer cüzü fer­di idi. İtalya Muharebesinden sonra diplomasi lisanında bunlara 12 adalar diyorlar. Bunlar içerisinde Rodos gibi, Istanköy, Meyis gibi Anadolu’ya bitişik ve Türklerle meskûn kıymetli adalar vardır. (…) Efendiler! Adaların Anadolu’ya olan müna­sebetini diğer adalarda söylemiştim. Bu ada­larda da o münasebat ve alâka maaziyadetin vardır. Bugün Kuşada’dan tutunuz da ta Mer­sin’e kadar bütün sahillerimiz bu adalarda toplanan iktisadî çetelerin mâruzu i’tisafı olmak­tadır. Harb senelerindeki gümrük varidatımıza sulh senelerimizdeki gümrük varidatımızı mukayese edecek olursak o hudutlarımızı bek­lemek için vücuda getirdiğimiz teşkilâtın bize neye malolduğu tezahür eder. Adalar, bence İtalyanların elinde Anadolu’ya doğru uyanacak bir isti’mar ve istismar siyasetinin bir mukaddemesidir. (…) Binaen­aleyh, bu tehlikeleri ben gözönünde tutarak bu Muahedeyi reddetmek mecburiyetindeyim.”[11]

***.

Tekirdağ Milletvekili Faik Bey

lozan anlasmasi mecliste tenkid edildi faik bey tutanak

Faik Bey’in Meclis tutanağında yer alan konuşmasından bir bölüm

***

FAİK B. (Tekirdağ)

Efendiler; milleti­mizin bu kadar yüksek kahramanlıklarla dört senedir idame ettiği mücahedenin neticesinde tertibedilen Muahede buraya gelip mevzuubahs olduğu zamanda çok arzu ederdim ki, bu kürsüden yapacağım iş takdir ve tebrik ve kabu­lünden ibaret olsun. Fakat, çok, pek çok teessüf ederim ki, bu anda ben bu vazifeyi yapmak imkân ve iktidarını haiz değilim. Çünkü, efendi­ler ! Muahedenin ihtiva ettiği mevad arasında hukuku esasiyemizi, hakkı bakâmızı, hukuku meşruamızı, bir kısım ırkdaşlarımızın hayat ve huzurunu tehdit ve ihlâl eden birçok mevad vardır. Çok arzu ederdim ki, her türlü vesait­ten mahrum olarak, her şeyi yoktan var ederek, azim ve himmetle işe başlıyarak büyüklü kü­çüklü, erkekli kadınlı, heyeti mecmuası ile bü­tün milletin kuvasını sarf ederek dört seneden beri devam eden mücadele bize yalnız Mondros Mutarekesinde vâdedilen şeyleri hattâ kısmen getirmiş olmakla iktifa etmiş olmasın. Çok is­terdim ki, Mondros Mütarekenamesiyle ve o meşhur beyannamelerle, meşhur nutuklarla vâd­edilen milliyet istiklâl, bâkâ ve muhtariyet gibi hukuku esasiye ve mukaddeseyi tanımaktan ibaret olan vaitlerden başka ayrıca bu kıymetli mücahedatının hissesini de beraber getirsin. Fakat çok şayanı teessüftür ki, bizim elimizde bulunan Muahede bunlardan mahrumdur. (…)

Efendiler! Bu, (Gar­bi – Trakya) tâbiri birtakım vakayii meşume neticesi doğmuş ve maalesef o sebeple istimale zaruret hâsıl olmuştur. Bu, hiçbir vakit ay­rılığı ifade edecek mahiyeti hakikıyeyi haiz, değildir. Trakya Türk vatanının nâkabiliterk ve taksim ve cüz’ü aslisi olarak öteden beri milletçe kabul edilmiş bir esas olmak itibariyledir ki, Misaki Millîmizde Garbi – Trakya’nın mukadderatı kendi evlâdının kemali serbesti ile verecekleri âranın neticesine tâlik edilmişti. Muahedenamemiz maalesef Misakı Millîmizi hiçbir suretle memnun edecek derecede olmadığı gibi maalesef ona dair bir kelimeyi de muhtevi değildir. (…)

Efendiler! Biz burada Ana Vatanı kurtar­mak için, istiklâlimizi, hürriyetimizi, şerefimizi kurtarmak için uğraştığımız zaman Trakyalılar da aynı gaye uğrunda ve aynı maksatla dağla­rında uğraşıyorlar, çarpışıyorlar ve kan dökü­yorlardı. Efendiler! Bizim Millî mücâhedatımızda da hiçbir zaman hatırımızdan çıkmaması lâzım gelen hidemat ifa ettiler. Ben zannediyorum ki, bize düşen borç, onları kurtarmaktı. Fakat bu yapılamamış olsa bile imhalarına mâni ola­cak esbap temin edilebilirdi. Maalesef ve tek­rar maalesef arz ediyorum ki, hiçbir şey yapıl­mamış, hiçbir kayıt istihsal edilememiştir. Ben bu şekilde, bu şerait altında gelen Muahedeyi bir taraftan bu vatanın menafiine muhalif gör­düğümden, diğer taraftan da biraz vefasız bul­duğum için maalesef kabul edemiyeceğim. (…)

Efendiler! Arkadaşlarım Müahedenamenin şa­yanı kabul olmıyan nıkatını kâfi miktarda izah et­tiler. Bendeniz de hayli tasdiatta bulundum. Zannederim ki maksadımı izah da ettim. Artık vicdanlarınıza ve sizin kalblerinize ve sizin, takdirlerinize aittir. Ben kendi hesabıma söylüyo­rum ki, milletin yaptığı fedakârlıkla mütenasib olmıyan bu Muahedeye verilecek benden kırmı­zıdan başka hiçbir şey yoktur.[12]

***

Ertesin gün Meclis’te, Lozan muahedenamesinin tenkidi devam etmiştir…

*

İzmir Milletvekili Mustafa Necati Bey

lozan anlasmasi mecliste tenkid edildi mustafa necati bey tutanak

Mustafa Necati Bey’in Meclis tutanağında yer alan konuşmasından bir bölüm

***

MUSTAFA NECATİ B. (İzmir)

Efendiler! Muahede nâtamamdır, katî de­ğildir. Efendiler! Biz böyle nâtamam bir Mua­hede karşısında bilâkaydüşart rey (oy) veremeyiz. Çünkü kuponlar meselesi hallolunmamıştır. Mu­ahede nâtamamdır. Çünkü bizden ayrılması im­kân dâhilinde olmıyan Musul kıtası için heyet daha bir karar vermemiştir. Musul kıtası, Türk’tür ve ilelebet Türk kalacaktır. Bütün dünya bilsin ki; Musul’dan kendileri için bir şey kazanmış olmıyacaklardır. Musul kıtası da­imî surette Türklüğe merbuttur ve bu kıtai asileden biz hiçbir vakitte hiçbir kuvvetle ayrılmıyacağız ve bu Kürsii Muallâdân tekrar arz ediyorum ayrılmıyacağız!. (Alkışlar) Efendiler! Bu Muahedede iktisadı millîmiz temin olunmamıştır. Muahede bu hususta da sakat­tır. (…)

Efendiler! Bu Muahede nasıl oluyor da kabul ediliyor ve nasıl kabul edebiliriz? Efen­diler! Bu Muahedede eşhasın ve cemiyetlerin hukukuna da taarruz vardır. Bu Muahede efradın ve cemiyetin hukukunu tanımamıştır. Elli sekizinci maddede 1914 senesinde harb se­finelerine mukabil terk edilen parayı bağışla­mış bulunuyoruz. Efendiler! Bu para kimin parasıdır? Bu para Türk Milletinin parasıdır, Türk kadınının, Türk çocuklarının gerdanından kopardığı elmaslarının parasıdır, Türklerin denizlerde gezdireceği donanmasının parasıdır. Bunu ne hakla terk ediyoruz? (…)

Sonra efendiler! Hicaz demiryolu var­dır; bu Hicaz demiryolu bütün Osmanlı İmparatorluğuna mensup efradın ianeleriyle ya­pılmıştır. Efendiler! Hicaz demiryoluna ait Mu­ahedemizde bahis yoktur. Bize aid olan hisse­yi bize terk etmelidir veyahut bir Şirketi Islâmiye halinde bırakılmalı, bizim hissemizde bulunmalıdır. Nasıl olur da efradın ianesiyle yapılan bir müessese, şunun bunun eline terk olunabiliyor? (…)

Efendiler! Bu Muahedede kapitülâsyon ko­kusu vardır. Kapitülâsyonu Türk Milleti bun­dan yedi sekiz sene evvel lâğvetmiştir. Efendi­ler ! Bilirisiniz ki, kapitülâsyon ecdadımızın ecnebilere bahşettiği bir lûtuftur. Vahidüttaraf bir mukaveledir. Bunu istediğimiz zaman kaldı­rabiliriz, binaenaleyh, bu Muahedede bir kapi­tülâsyon kokusu kokması beni ürkütüyor, korkutuyor. Efendiler! Muahedenin 16’ncı maddesine bakınız ! Bu Muahedede Harbi Umumide düveli ecnebiye tebaası gibi muamele görenlerin zararlarını kabul etmişiz. Yani mahmiliği kabul etmişizdir. Biz düveli ecnebiye tebeası gibi muamele gören Rumların zararlarını da tazmin etmeye mecbur kalıyoruz. Bu kapitülâsyon değil de nedir?

Sonra daha garip bir şey vardır. Türk dok­torları Avrupa doktorlarına müsavidir. Onlar­dan hiç geri kalmamıştır, öyle zamanlar gelmiştir ki, Avrupa’daki hastaları Türk doktor­ları tedavi etmiştir, öyleyken efendiler! Muahedemizde sıhhiye müşavirlerini de kabul etmi­şiz. Sonra efendiler! Adlî müşavirler de vardır.

Yani adliyemizde müşavir kabul etmişiz ve şa­yanı dikkat olan bu noktayı bilhassa nazarı dikkatlerine arz ederim. Bu müşavirler kavanin komisyonlarında bulunacaklar; bu ne için ve neden? Bunun esbabını sarahatle ve katiyetle öğrenmek isteriz ve bilmek isteriz. Efendi­ler ! Müsavatı mütekabile temin etmiyen bir muahede karşısında bulunuyoruz. Malûmuâlinizdir ki, daima devletler müsavatı mütekabile ile muamele ederler. Maatteessüf bu mütekabil değildir ve temin etmiyor. Bilhassa adliye mesa­ilinde bu gözümüze çarpar. Adliye mesaili muh­telif fasıllardan mürekkeptir. Bu fasılların bi­rinci faslında, birinci maddesinde şu kayıt var­dır. Deniyor ki, işbu fasıldaki şerait, şeraiti mütesaviyeye tâbi tutulmuştur. Şu halde diğer kısım hariç kalmıştır. Şeraiti mütesaviyeye, mütekabileye tâbi tutulan kısım, mevaddı adli­yenin birinci faslını teşkil eden kısımdır. Diğer fasıllar tamamiyle şeraiti mütekabileye tâbi değildir. Bunlar içerisinde şayanı dikkat bâzı noktalar vardır. Billhassa ikinci faslın 16’ncı maddesi şayanı dikkattir. Burada deniliyor ki, Düveli Âkıde, Türkiye’de mukim olan ve orada bulunan tebeai gayrimüslimeye mütaallik, ah­kâmı şahsiye mesailinde, yani nikâh ve saire ahkâmında bizim tebeamız onların mahkeme­sinde muhakeme olacaktır. Yani bizim tebeamız doğrudan doğruya onların muhakemesine tâbidir. Binaenaleyh, şeraiti mütekabile yoktur ve muahedemiz tam mânasiyle kapitülâsyondan kurtulmamıştır. Sonra 18’nci maddesinde me­vaddı adliyenin şayanı kayıt bir noktası daha vardır. Deniyor ki, Türkiye ile Düveli Âkıde beynindeki münasebatta ve buna mümasil me­sailde devletlerle ayrıca mukavele akdedeceğiz. Buna neden lüzum hâsıl olmuş ve neden böyle bir kayıt konmuştur? Bunlar, malûmuâliniz hukuku düvel mucibince muayyen olan mevaddır. Ayrıca ilâmatın icrası için mevadda mukaveleye ne lüzum vardır ?

Sonra asıl bu Muahedenin en şayanı dikkat olan ve bizi en ziyade korkutan ciheti; ticaretimize mütaallik olan kısımdır. Ticaretimiz beş sene müddetle hali atalette kalmıştır. Biz efendiler! Yükselmek istiyoruz, teali etmek istiyoruz, kendi memleketimizde kuvvetli olmak istiyoruz, kendi memleketimizde efendi olmak istiyoruz. (…)

Efendiler! Bu Muahedede daha garip bir cihet var. Arazimizde mezarlıklara tasarruf salâhiyetini Düveli Âkıdeye terkediyoruz. Türk milleti kadar mezarlara, âbidata karşı hür­metkar olan bir milleti cihan tarihi kaydetmiş midir? Efendiler! Sorarım bizim milletimizden başka dünyada âbidata, maneviyata, mezarlara karşı hürmetkar olan bir millet var mıdır? Efen­diler! bizi mezarlara hürmetkar bırakma­ya sevkeden esbap nedir? Efendiler! Türk milletinin kefaleti mâneviyesi altında burada top­raklar altında ölüler yatabilir. Nitekim bi­zim ölülerimiz onların topraklarında ken­dilerinin kefaleti altında bırakılmıştır. Ayrıca bir madde koymakta ne mâna var? Boğazların ke­narında koca bir kıtai arz üzerinde tasarruf iddia etmekten ne kasdetmişlerdir? Bu da şayanı dikkattir. Efendiler! Bilhassa nazarı dikkatinizi celbederim.

Efendiler! Bir de boğazlar meselesi var. As­ker olmadığım için bu mesele hakkında uzun uzadıya arzı malûmat edemiyeceğim. Bir maddesi beni çok ürkütmüştür. (18) nci maddesinde deni­liyor ki: Eğer serbestii mürura müteallik ahkâ­ma ika edilen bir tecavüz nâyihanî bir taarruz ve­yahut her hangi bir fiilî harb veya tehdidi harb Boğazlar’da seyrüseferin serbestîsini veya gayriaskerî mıntakaların emniyetini tehlikeye koyacak olursa Tarafeyni Âkıdeyn bu hususta Cemiyeti Akvamın karar vereceği bütün vesaitle onları müştereken menedeceklerdir. Bu madde efendiler! Bilhassa baştaraftaki (Eğer serbestîi mürura mâ­ni bir tecavüz) kimin tarafından vâki olacak­tır ? Lâlettayin her hangi bir taraftan tecavüz vâki olursa bütün vesaitiyle Düveli Müttefika, Düveli Âkıde istediği şekilde, istediği gibi ha­rekâtta serbest kalacaktır. Kimin karariyle? Cemiyeti Akvamın karariyle olacaktır. Efendi­ler ! Cemiyeti Akvam ellerinde bir alettir. Her hangi bir surette serbestîi mürura bir tecavüz vâki olursa o zaman onlara, boğazlarımıza istedikleri kadar tecavüz salâhiyeti vermiş oluyor. Bu madde beni ürkütüyor. Bu madde hakkında, Heyeti Murahhasadan katî ve sarih malû­mat isterim. (…)

Efendiler! Muahedenin en acı safhasına girmiş oluyoruz. Muahedenin kalbleri karartan, gözleri yaşartan acı bir safhası var. Efendiler. Bu safha Muahedenin (59) ncu maddesinde mukayyetdir. Deniyor ki, Türkiye harbin temadisinden ve onun netayicinden mütevellit Yunanistan’ın buhranı malîsini nazarı dikkate alarak tamirat meselesinde Yunanistan’a karşı her türlü metalibinden sureti katiyede feragat eder. Efendiler! Yerleri, yurtları yakılmış milyonlarca halkın hakkını cüretkârane bir surette bağışlayan bu Muahedenin bu maddesini yangın olan bir yerin Mebusu olmak itibariyle katiyen kabul edemem. Efendiler! Düşmanların bilhassa Düveli Âkıdenin emri katîsiyle Akdeniz kıyılarına çıkan ve oradan Anadolu içerlerine kadar gelen Yunan ordusu, memleketin içerlerine gelmiş, harmanları yakmış, şehirleri yakmış, memlekette insan namına ne varsa kesmiş, doğramış bir câni sürüsüdür. Efendiler! Doğrudan doğruya Düveli Müttefikanın ve Düveli Âkıdenin emri katîsiyle hareket eden bu ordunun icraatından yalnız Yunanistan mesul değildir. O orduyu oraya sevkeden, o orduya emir verenler mesuldür. Heyeti Murahhasamız Konferansta doğrudan doğruya onlara hitabedecekti ve Türk milletinin hakkını Düveli Âkıdeden istiyecekti; Yunanistan’dan değil. (Bravo sesleri) Yunanistan’ın parasız bir hükümet olduğunu biliyorum. Bu metalibi terketmek ne demektir? Bu doğrudan doğruya Düveli Âkıdeden istenecek bir hakkımızdır. Sonra efendiler! Zarar ve ziyanın miktarı Heyeti Murahhasamızca 4 milyar altın frank olarak tesbit edilmiştir. Bu dört milyar frank hibe edilmiştir. Efendiler! Hiç olmazsa Yunanistan’ın parası yoksa efendiler bizden alıp götürdüğü mevaşinin aynen iadesini isteselerdi; bunlar küçük şeyler değildir. Elli, altmış milyon liralık bir şeydir. Bunu aynen istemek hakkımız değil midir? Bu istenmemiştir; istenmiş ise de verilmemiştir. Sonra efendiler! Buna karar verecek hâkimler kimdir? Bu hâkimler bugün tamirat bedeli almak için ordularını başka memleketlere gönderen hâkimleridir. Fransa Hükümeti tamirat be­deli almak için Almanya üzerine yürüyor. Onlar bize hüküm verecektir. Nasıl olur da Türk milleti üç milyon insanın hakkını feda ede­bilir? Razıysanız evlerinden mehçur kalmış, babaları kesilmiş, valideleri kesilmiş, evlâtların ah ve figanı kulaklarınıza gelmiyorsa, eğer efen­diler dul kalmış annelerin kalblerinden kopan ah ve figanları vicdanlarınızı sızlatmıyorsa, ev­leri yanmış, ocakları sönmüş eski ocakzadelerin feryadı ruhlarınıza kadar gelmiyorsa bu mua­hedeyi kabul edebilirsiniz. Yoksa efendiler! Ora­da üç milyon halk yersiz, yurtsuz, aç kalmış feryad ederken imdat ve muavenet bulamıyan bu halkın feryadını dinlemezseniz bunlar ölecektir, aç kalacaktır. Türkiye milletinin bütçesi buna kâfi değildir. Avrupalılarda insaniyet varsa aç, biilâç bıraktıkları, sefil bıraktıkları insan­lara acısınlar. Muhakkak bir surette Düveli Müttefikadan bunu almak hakkımızdır. Bunu terk edemeyiz. Çünkü efendiler! Gözlerimle gördüm ve gözlerimle şahid oldum; geçen sene binlerce kardeşlerimiz yokluktan, sefaletten öl­müşlerdir. Binaenaleyh doğrudan doğruya He­yeti Murahhasamızın tamirat meselesinde gös­terdiği lütufkârlığa karşı ben hiçbir vakitte bu milletin bir evlâdı olmak itibariyle beyaz rey veremem. Benim buna vereceğim rey Sulh Mu­ahedesini saran bu kırmızı kâğıttan başka bir şey değildir.[13]

***

İstanbul Milletvekili Süleyman Sırrı Bey

SÜLEYMAN SIRRI B. (İstanbul)

(Lozan Muahedenamesi’ndeki) Garp hudutları için «hakikaten tamamiyle kabul ede­bileceğimiz bir şekildedir» demek imkânı yoktur.[14]

***

Lozan ile ilgili bazı paylaşımlarımız;

Lozan Andlaşmasının 58. maddesi tam bir rezalet

Lozan ve boşuna dökülen kanlar

“ATA’mıza kimse birşey dikte edemez” diyen laiklere Lozan anlaşmasından delil (Lozan 37. madde)

Mısır ve Sudan’ı, Lozan’da “verdik” – Lozan’a zafer diyenlere ithaf olunur (17. madde)

Yabancı Gözüyle Lozan ve Neticesi

Lozan’da Ruhumuzu Sattılar

Hasta Adam, Misak-ı Milli, Kurtuluş Savaşı, M. Kemal Atatürk ve Kemalizm afyonu

Kuran ve Lozan

Osmanlı’nın Borçları – Osmanlı Devleti’nin ne kadar borcu vardı?

M. Kemal Atatürk’ün Ingiliz Istihbaratı ile gizli ilişkisi deşifre oldu

Bursa, M. Kemal Atatürk’ün emriyle çarpışılmadan boşaltıldı – Venizelos Osman Gazi’nin sandukasını tekmeledi

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Doç. Dr. Mustafa Budak, Idealden Gerçeğe, Misak-ı Milli’den Lozan’a Dış Politika, Küre Yayınları, Istanbul 2002, sayfa 383, 384.

[2] (Atatürk’ün sınıf arkadaşı) Ali Fuad Cebesoy’un Siyasi Hatıraları, Istanbul 1957, sayfa 281.

[3] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 1, sayfa 727, 728.

Ayrıca bakınız;

Fethi Okyar, Üç Devirde Bir Adam, (Hazırlayan: Cemal Kutay), Tercüman Yayınları, Istanbul 1980, sayfa 100.

[4] Bilal Şimşir, Ingiliz Belgelerinde Atatürk, Türk Tarih Kurumu, 6 ciltlik eser: Ankara 1992 – 2005, cild 5, sayfa 166 – 172.

[5] Ismail Habip Sevük, Atatürk Için, cild 1, sayfa 274. Aktaran: Ahmet Cemil Ertunç, Cumhuriyetin Tarihi / Yaşadıklarımızın Dünü Bugünü, Pınar Yayınları, Istanbul 2005.

[6] Mustafa Taşyürek, Lozan’a Hayır Diyenler, Istanbul 1995, sayfa 372.

[7] Cemal Fedayi, Imparatorluk Nasıl Yıkıldı, 2. Baskı, Kadim Yayınları, Ankara 2013, sayfa 185.

[8] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 7, cild 1, 21 Ağustos 1339 (1923), sayfa 223 – 233.

[9] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 7, cild 1, 21 Ağustos 1339 (1923), sayfa 233.

[10] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 7, cild 1, 21 Ağustos 1339 (1923), sayfa 236.

[11] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 7, cild 1, 21 Ağustos 1339 (1923), sayfa 237, 238.

[12] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 7, cild 1, 21 Ağustos 1339 (1923), sayfa 238 – 241.

[13] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 8, cild 1, 22 Ağustos 1339 (1923), sayfa 246 – 249.

[14] TBMM Zabıt Ceridesi, Içtima 8, cild 1, 22 Ağustos 1339 (1923), sayfa 253.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Bu habere de bakabilirsiniz

Referandum ne zaman yapılacak?

Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com