Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

Ana Sayfa Siyaset Prof. Ekinci; Urfa'nın kör nokta veya aydınlık olması Urfalının Elinde VİDEO

Prof. Ekinci; Urfa'nın kör nokta veya aydınlık olması Urfalının Elinde VİDEO

“Dün ile Bugün Arasında Urfa” adlı konferansta konuşan Prof. Dr. Abdullah Ekinci; “Urfa başarılı olmak istiyorsa, kendisiyle uğraşmak yerine tüm birikimlerini kullanmak, ortak akıldan istifade etmek gerekir. Bugün Urfa köşe başına gelmiştir. Bunun kör nokta olması da, aydınlık bir nokta olması da Urfa’nın, Urfalının elindedir” dedi.

Giriş Tarihi: 10 Kasım 2012 Cumartesi 19:14
Prof. Ekinci; Urfa'nın kör nokta veya aydınlık olması Urfalının Elinde VİDEO

AK Parti Şanlıurfa İl Binası Çok Amaçlı Toplantı Salonunda “Dün ile Bugün Arasında Urfa”  adlı konferans veren Harran Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah Ekinci, Milattan önce başlayarak Şanlıurfa’nın bugün nerelere geldiğin anlattı.

 

Konferansa AK Parti İl Başkanı Av. Yusuf Eğilmez, Belediye Meclis üyeleri, STK temsilcileri, Gazeteci-yazarlar, AK Parti yönetim kurulu üyeleri, partililer ve vatandalar hazır bulundular.

 

Konferansın sunuculuğunu AK Parti İl Yönetim Kurulu Üyesi Erkan Sözen yaptığı konuşmada yapılan konferansın önemine dikkat çekti. Sözen; “Bölgemizin üç medeniyetinin yani Kürt-Türk ve Arap medeniyetinin kesiştiği ve bu üç kültürün İslam ümmeti olma şuuruyla ve bereketiyle kaynaştığı, dünyaya örnek bir sevgi ve hoşgörü iklimini yüzlerce yıldır yaşadığı; önümüzdeki yüzyılın Büyük Türkiye’sinin kutlu yıllarında da bu “bölge örnekliğinin” merkez olmaya hak kazanmış bir kenttir Urfa” diyerek “Dün ile Bugün Arasında Urfa”  konferansını verecek olan Prof. Dr. Abdullah Ekinci’yi kürsüye davet etti.

 

Prof. Dr. Abdullah Ekinci, Urfa’nın zirve, patinaj ve kayıp yıllarını anlattı. Zirve yıllarının dinamikleri, patinaj ile kayıp yıllarının nedenlerini anlattı. Prof. Ekinci; “Urfa gibi tarihi kentler sadece günü ve yarını düşünerek değerlendirme yapılamaz. Dün mutlaka ayrıntılı bir tahlile tabi tutulmalıdır. Süreci; siyasi, idari, iktisadi, içtimai ve entelektüel birikimi açısından değerlendirmek istiyoruz. Kentin yerel, ulusal ve uluslararası konumuna dair ipuçlarını bulmaya çalışacağız. Bu yüzden ayrıntılar, semboller, kavramlar önemlidir. Şehirlerin dinamiklerini veren de, bu ip uçlardır.

Şehrin ilk kuruluş hikâyesi de, su gizemine dayanır. Suyun iki yanında yer alan tepeler üzerine kent kurulur. Su, Urfa için her döneminde kutsaldır. Kent adeta suyla şekillenmiştir. Suyun bir kenarında Tell Futur veya Tılfındır Tepesi yer alır. Kale ve Harran Kapının yer aldığı tepe ise Neolitik dönem olduğu tahmin edilmektedir. Bu yüzden Urfa iki tepeli şehirdir.

Neolitiğin çekirdek bölgesi Sina yarımadasından kuzey’de Munzur Dağları, Batı İran’dan Konya Havzasına kadar olan bölgede yoğun bir bilgi, teknoloji ve mal aktarımının olduğu ve hatta gezginci zanaatkârların geniş bir coğrafya içindeki dolaşımı, yepyeni bir sosyal kurgu olarak daha iyi anlaşılmasıdır. Bölgemiz Neolitik kıtanın çekirdeği ya da “altın üçgen” olarak tanımlanmaktadır” dedi.

URFA’DA OSRHOENE KRALLIĞI KURULDU

Urfa’nın önemli merkezlerden oluştuğunu ve bir dönem krallıkla yönetildiğini ifade eden Prof. Dr. Abdullah Ekinci; “Kentimizde bu dönemin izleri sadece Göbekli Tepe’yle sınırlı değildir. Urfa’da şimdilik bilinen Neolitik merkezler: Nevali Çori, Mezraa Teleilat,  Gürcü Tepe,  Hamzan Tepe, Karahan Tepe, Sefer Tepe, Çöplük Tepe ve Balıklı Göl’dür. 12000 yıl önce üreten, çizen, düşünen, toplumsal örgütlenmeyi başarabilen ve en önemlisi tapınmayı bir ihtiyaç olarak gören Urfa’lıların, Göbekli Tepelilerin uygarlık birikimleri; uygarlık tarihi ile ilgili bilgilerin tamamını sarsmıştır. Bu buluntularla, tarihin eksik hatta yanlış olduğunu bıraktıklarıyla ispatlamışlardır. Aynı zamanda uygarlığın merkezi olduğunu haykırmıştır.

Bu dönemde Türkiye’nin batı kesimleri “Neolitik Çekirdek Bölgesi”nin taşrasıdır. Neolitik yaşam bu bölgeden Balkanlara ve Avrupa’ya aktarılmıştır.

Selevkosların bölünmesiyle Yukarı Mezopotamya’nın tamamı ile Kuzey Suriye’nin bir bölümü, savaşan güçler arasında bir “tampon bölge” haline geldi. Bu bölgelerden biri Edessa’da kurulan krallıktır. Osrhoene Krallığı M.ö. 132’den 244’e kadar hüküm sürmüş bir krallıktır. Urfa’nın devlet geleneğine sahip olduğu dönemdir. Bir taraftan Roma diğer taraftan Pers dünyasının arasında yaklaşık 370 yıl ayakta durmayı başarmıştır. Bu dönemde Urfa’da iki dil gelişmiştir. Biri İran’ı diğeri Roma’yı idare eden dildir. Bunu “Tampon Bölge Kültürü” olarak tanımlamak mümkündür. Dönemin zirvesi, Bardaysan Okulu gibi özel öğrenci halkası olan bir yapılanma yer almaktadır. Bar Daysan Edessa Edebiyat devidir. Adı Ahenk olan Bar Daysan’ın oğlu dönemin müzik devidir.

Roma-Bizans Devleti döneminde Hıristiyanlığı kabul edenler, Roma’nın takibinden ve baskısından kurtulmak için dağlarda inziva hayatı yaşamak zorunda kalmışlardır. Özellikle Urfalıların Nemrut’un Tahtı olarak ifade ettiği bölge ilk dönem doğu Hıristiyanlığın kutsal tepeleridir. Urfa’daki Hıristiyanlar iki kökene dayanmaktadır. 1. grup: Yahudi kökenli Hıristiyan bir cemaat. 2.Putperest kökenli kilisenin teolojik görüşleri. 639’da İyad b. Ganem tarafından fethedildi. Hz. Peygamber ve Dört Halife sonrasında oluşan Hicaz (Mekke, Medine);Ehliyet ve liyakat; Şam (Suriye), güç, otorite ve saltanat; Irak (Kufe, Basra ve Bağdat). Urfa ve çevresinin Hz. Ali ve Muaviye çatışmasındaki tavrını, Hz. Ali taraftarı ravilerin hikâyelerinde kolaylıkla çıkarabiliriz. Bu, Muaviye’ye teveccüh gösteren bir bîtaraflıktan ibarettir. Aslında Urfa Şam’ı seçmiştir. Süryani Mihail (Tell Mahreli Dionysios’a atfen) Muaviye’nin Urfa’da vuku bulan bir depremde Urfa’ya yardım eli uzattığını yeniden inşa ettiğini öven bir üslupla ifade eder. Bu dönemde Hz. Abbas’ın torunu İbrahim b. Muhammed Harran’da şehit edilmiştir. Büyük Selçuklu Devleti döneminde Emir Bozan 1086/7’de Urfa fethedilir. Urfa’nın idari, sosyal, kültürel yönlendirmesini yapan 2000 yıllık bir “akil insanlar (12’ler)” vardır. Bunlar  “mahallin yaşlıları ve ileri gelenleri”ne vermiştir.

Urfa’nın Fethi/Urfa’nın İslamlaşmasının tamamlanması Zengiler döneminde gerçekleşmiştir. Bu dönemde Urfa’nın vicdanını temsil etmektedir.  Gökböri, Peygamber Efendimize mevlüt düzenlemiş, garip-guraba için vakıfları öksüz ve yetim çocuklara sütanneleri ve iş sahaları ile eğitimlerini tamamlaması için destek olmuştur. Moğollar 1251’de Ruha ve çevresini yağma etmesi Urfa’nın birikimleri yitirmesine neden olmuştur. Süreç 1393’te Timur’un Elcezire seferi,  Akkoyunlu-Memluklu hâkimiyet mücadelesinde de devam etmiştir. 1517 yılı baharından önce Mardin’in ardından Ruha Osmanlı topraklarına katılır. Osmanlı sancak statüsünde Diyarbakır Eyaletine bağlanır. Osmanlı dönemi Urfa’sını Tanzimat öncesi ve sonrası ayırmak gerekir.

OSMANLI DÖNEM URFA İÇİN ÜÇ DÖNEMDİR

Osmanlı dönemindeki Urfa’yı anlatan Prof. Ekinci; “Osmanlı son döneminde üç farklı dönemi yaşamıştır. Birinci dönemi Tanzimat Dönemi (1839-1876). Tanzimat Fermanı Osmanlı modernleşmesi yolunda atılan önemli adımlardan biridir. Urfa biraz geriden olmakla birlikte Tanzimat’ın getirdiği yenilikleri takip ettiği görülmektedir.

1876 I. Meşrutiyet ile 1918 Mondoros Mütarekesi arasında kalan dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun en buhranlı zamanıdır. Bu dönemi, I. Meşrutiyet (1876) ve II. Meşrutiyet (1908)  ile Abdülhamid devri ve İttihat ve Terakki devri şeklinde iki bölümde ele alınır. Urfa’nın politize olduğu bir dönemdir. Urfa müstakil bir sancak 1910’da olmuştur. Antep’e iltihakı düşünülen Birecik ve Rumkale Kazaları da şimdilik Urfa’da kalmasına karar verilir. Antep ise ancak 20.01.1914’de üçüncü sınıftan bir livaya tahvili ile olmuştur.

1902 tarihinde rüştiye okuluna iki yıl ilave edilerek beş seneye çıkarılmış ve i’dadi yani liseye yükseltilmiştir. Böylece Urfa Lisesi 1902’de açılmış olur. Okulun müdürlüğüne ise 1896’den ikinci Meşrutiyetin ilanına kadar Urfa’da sürgüne gönderilmiş olan, İhsan Şerif Saru müdürlüğüne getirilir. Daha sonra kapanır. Osmanlı Devletinde 1869’da muallimin ve muallimat mektepleri açıldı. Urfa’da 1916’da Darülmuallimin ve 1917’de darülmuallimat mektepleri açıldı. Urfa Tanzimat’ın yenilikleri geriden takip etmiştir. Yarım asır geriden takip edilmiştir. Önemli bir hususta 1895 ile 1924 arasında kentten göç eden gayr-ı Müslim esnafın şehirden ayrılmasıdır. Bunun sonucunda kent “üretim aklını” yitirmiştir.

1916’da Rus Ordusu önünde kaçan Van, Bitlis, Muş ve Erzurum’lu Müslüman siviller Urfa’ya gelmişler ve buradan savaş bölgelerinden uzak bulunan Konta, Teke, Sivas, İçel, Kastamonu’na sevk edilmişlerdir. Bu süreçte ekmek 25 kuruştan 90 kuruşa yükselmiştir. Aralık 1916’da 40 bin mülteci geçici olarak Urfa’da yerleştirilmişti. 1917 sonu itibariyle Mamüratülaziz, Diyarbakır ve Urfa’da 200 bin mülteci birikmiş. 1920’de Urfa’da iskân edilmemiş 48.778 mülteci Müslüman bulunmaktaydı. Urfa, Cumhuriyetin kuruluş dönemi öncesinde Halep gibi önemli bir ekonomi şehrinin hinterlandındadır. I.Dünya Harbi ve Ardından Lozan’la Oluşan Sınırlarla Urfa’nın Kolu Kanadı Kırılmıştır. Doğu dünyasıyla ticarete sınır mani olmuştur. Birçok Urfalı kaçakçılık yapmak zorunda kalmıştır. Birecik Köprüsünün 1955 yılına kadar yapılamamış olması Anadolu’nun batısıyla irtibatımız da kesilmiştir. Doğu ve Batı’da arasında mahpus bir Urfa vardır. 1946 kadar lisesi olmayan bir şehirdir, Urfa. Binlerce Urfalı bu yüzden tahsil yapamamıştır. Tahsil yapmak küçük bir grubun ayrıcalığı olmuştur. Bu dönemde Urfa orta sınıfı ideolojik bir eğitimden geçirmiştir. Bu sürecin adı da Urfa Halkevi’dir. 23 Şubat 1934’te açıldı. Urfa Halkevinde dokuz şube vardı. Her şubenin başında alanında uzman liyakatli öğretmenler vardı. Dönemin bir başka problemi ise temsil problemidir. 1923-1946 arasında Urfa’nın yaklaşık 40 milletvekili olmuştur. Bunun beşi ancak Urfa’yı bilmektedir” dedi.

URFA BAŞARACAK

Urfa’nın şanslı olduğunu belirten Prof. Ekinci; “Sonuç olarak; Tarih boyunca zirve, patinaj ve kayıp yılları, biraz da coğrafi, idari, kültürel ve ekonomik fırsatlara bağlamak gerekir. Urfa başarılı olmak istiyorsa, kendisiyle uğraşmak yerine tüm birikimlerini kullanmak, ortak akıldan istifade etmek gerekir. Bugün Urfa köşe başına gelmiştir.  Bunun kör nokta olması da, aydınlık bir nokta olması da Urfa’nın, Urfalının elindedir” diyerek konferansını bitirdi.

Haber: Ömer ASLAN / www.balikligol.com

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com