Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

Ana Sayfa Medya Peygamberler şehrinde bir gün

Peygamberler şehrinde bir gün

Giriş Tarihi: 14 Temmuz 2011 Perşembe 17:27
Peygamberler şehrinde bir gün

Ülke Tv Ana haber spikeri ve Radyo 7 Haber sunucusu Selda Atalay “Uluslar arası Urfa-Kerkük Kültür-Sanat Günleri” etkinlikleri için Şanlıurfa’ya geldi.

Şanlıurfa’da iki gün kalan Selda Atalay gözlemlerini yazdı. İşte o yazı;

 

 ATEŞTEN GÜLE URFA’DA 24 SAAT…

Kulağımda henüz arkamda bıraktım uçağın gittikçe yavaşlayan motor sesi, yüzümde çok erken bir saat olmasına rağmen güneşin tanımadığım bir coğrafyadan yansıyan ilk yakıcı sıcaklığı… biraz ürkek ama nedenini bilmediğim de bir gururla adım atıyorum modern görünümlü tertemiz GAP Şanlıurfa havaalanının apronunda…. Saat henüz 09 bile olmamış ama termometre 31 dereceyi gösteriyor, günden bana ne kalacak diye düşünüyorum?

 

Şanlıurfa’nın en bilinen ve büyük aşiretlerinden Beski aşiretinin davetlisiyim. Ülke TV’yi temsilen Uluslar arası Urfa-Kerkük Dostluk Platformu’nun düzenlediği etkinliğe katılacağım.

 

Burası Mezopotamya

 

Alandan şehir merkezine doğru giderken küçük bir kız çocuğunun heyecanıyla soruyorum “Reşit bey o ağaçlardaki şeyler ne?” Cevap beni çok daha heyecanlandırıyor… “Onlar fıstık” diyor Büyükfırat ailesinden Reşit.

 

Benden ikinci soru geliyor en masumane halimle “Aa fıstık böyle üzüm gibi ağaçta mı yetişiyor?” Başlıyor anlatmaya: Buralarda bu gördüğünüz bütün ağaçlar fıstık ağacıdır ufak göründüklerine bakmayın 10-15 yaşında vardır hepsi. Zamanı geliyor… Ağustos’ta dalından yersiniz. Aralarda gördükleriniz de üzüm bağlarıdır” diyor.

 

Toprağın güzelliği, güneşin sıcaklığı ilk anda etkiliyor beni. Adım adım şehre yaklaşırken tek isteğimin güzel bir çay içmek olduğunu söyleyince Dr. Reşit tebessüm ederek veriyor cevabımı “buralarda en güzel çayı içersiniz”.. Organizasyonun fikir babası, sponsoru Hüseyin Büyükfırat karşılıyor; gitmemiz lazım diyor Balıklıgöl’e.. Alnımda boncuk boncuk ter birikmeye başlamışken hadi o zaman diyorum ‘gidelim’. Benim için kendimi keşif de işte o an başlıyor.

 

24 Saatlik Urfa yolculuğunun günler öncesinde başlayan işlerin aksi gitme silsilesi, öfke ve hüzün duygularını da yanına katarak her şeyi bırakıp gitme isteğiyle ruhumu sarmış ve daraltmıştı. Bilmedik bir diyara gitmeyi istiyor ama basiretim bağlanmış gibi koskabından çıkamıyordum bir türlü..Ta ki buraya gelene kadar!

 

Pek de aşinâ olmadığım yakınlıkla kaplar dolusu yemi balıklara verdikten sonra, gölün kıyısında bir masaya oturuyor gelecek ‘kaçak’ çayı içmenin hayalini kuruyorum. Malum ne havaalanlarında ne de uçaklarda demleme çay bulunmuyor; haşlanmış kağıt kokusuna karışan yalancı çaylar benim gibi tiryakileri de pek kesmiyor! Bir bardak…bir bardak daha… ve bir bardak daha… Büyükfıratlar tebessüm ediyor benim çayla samimiyetime. Bu samimiyete taze çıtır simit de katılınca keyif başkalaşıyor. 7-8 yaşlarında bir erkek çocuk getiriyor simitleri parasını alıyor geri geri giderek saygıyla yanımızdan uzaklaşıyor, gözlerime bakmadan. Çocuktaki tavıra bakarak işte diyorum aşiret yapısıyla ünlenen bu şehirde ilk gözlemim! Herkes çok saygılı. En küçükten en büyüğe kadar.

 

BU ŞEHİR BOŞUNA ‘PEYGAMBERLER ŞEHRİ” DEĞİL

Çayları içip sıra sohbete gelince poşum satıcı tarafından büyük bir ustalıkla bağlanıveriyor başıma, atıveriyorum bir ucunu omzumdan aşağı.. Büyükfırat’lar anlatırlarken bu şehrin ehemniyetini ben sol yanımda yükselen tepeye gözümü dikmiş bakıyorum.. Çayımdan bir yudum alıyorum.. yutamıyorum.. tarifi zor bir duygu tüm ruhumu ve bedenimi sarıyor. Gözümü o tepelikten alamıyorum, yaşlar süzülürken kendimi durduramıyorum..dakikalarca akan yaşlarla içim aydınlanıyor. Ağzımdan çıkan sözcükler ev sahiplerini çok mutlu ediyor.. “Başka, burası çok başka”.

 

URFA ÇARŞISI, TAKICILAR, BAHARATÇILAR VE… CİĞER

Otelde diğer misafirlerle tanışıp gün içinde yapılacakları ve akşamki programı netleştirdikten sonra başlıyor şehir gezim.. İlk adımda gittiğim yer Hz. İbrahim a.s’ın doğduğu mağara, öyküsünü beni televizyondan tanıdığını söyleyen şivesi nedeniyle dediğini anlamakta zaman zaman zorlandığım 6-7 yaşlarındaki çocuktan dinleyip anlamaya çalışıyorum.

 

Mübarek mekanı ziyaret ettikten sonra kulağımda her yerden yükselen İbrahim Tatlıses’in sesi eşliğinde meşhur çarşıya adım atıyorum. Demlenen çay kokusuna karışan baharat kokusu mistik bir hava veriyor.. Takıcılar, baharatçılar, kumaşçılar, türlü türlü ev aletleri satan dükkanlar, açıkta torbalarda satılan tütünler bana film karelerini hatırlatıyor.

 

Bu gezide bana eşlik eden yine aynı aileden bu defa yeğen Hasan ve küçük Sait’le epeyce yorulup susadıktan ve alış veriş yaptıktan sonra bir ciğercinin önündeki küçük ahşap tabureye adeta çökercesine oturuyorum. Başımdaki poşunun omzumdan aşağı sarkan ucuyla ara ara alnımdaki teri siliyorum. Tereddütlüyüm bu sıcakta bu saatte bu ciğer yenir mi acep diyorum. Yenirmiş.. üstelik tadı da damakta kalırmış!

 

Yorgunluk ve sıcaktan bunalmış vaziyette otele vardığımda biraz dinlenip akşamüstü açılışı yapılacak sergiye ve Urfa-Kerkük mutfağının tanımadığım lezzetlerine kendimi teslime karar veriyorum.

 

Birbirinden değerli ve güzel tablolar sergilenirken, ortalıkta dolaşan insanlar biraz ürkek ama hep aynı saygıyla bakıyorlar bana. Organizasyonun Kerkük ayağından sorumlu olan Kerküklü yazar Şemsettin Küzeci’nin eşi yemek işinin başında. Çevrem bir anda Halil İbrahim sofrasına dönüyor, herkes bir şeyler getiriyor ve ben kendimi az biraz da hanım ağa gibi sanmaya başlıyorum!. Yemekler muhteşem, ama daha muhteşemi onları sevgiyle imece usulüyle yapan kadınların elleri. Her dakika daha çok seviyorum bu şehri, her dakika içimdeki kasvetten kurtuluyor, iyiki de geldim diyorum.

 

Akşam sahneye çıkacak Urfalı ve Kerküklü yerel sanatçıları ve onların okuyacakları türkü-gazel, hoyratları merak ediyorum. Kendimi hazırlamak için de için için mırıldanıyorum “altın hızma mülayim seni Hak’tan dileyim, yaz günü Temmuz’da sen terle ben sileyim”.. Açılış bitiyor henüz akşama vakit var, aklım boğazımın düğüm düğüm olduğu yerde Balıklıgöl’de o tepede…

 

Dr. Reşit’in eşi Banu arkadaşlık ediyor bana varıyoruz aynı mekana.. başlıyoruz koyu bir sohbete ama kalpten kalbe, gözden göze.. çevirip başımı bakıyorum sol yanımda yükselen tepeye akıyor yaşlar hiç sormadan ve durmadan dakikalarca.. Soluğum neredeyse kesilmiş halde ruhumu saran iklimden bir an sıyrılıp Allah aşkına ne var bu toprakta o tepede diyorum.

 

Başlıyor Banu kardeş anlatmaya, “orası diyor Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı yer ve orası diyor Cebrail a.s’nin o mübarek soruyu sorduğu yer ve diyor orası ateşin gül bahçesine döndüğü yer. Sükunetle akan yaşlar coşuyor.. çevremin bakışlarına aldırmadan ağladıkça ağlıyor, şükrediyorum.

 

Ağır ağır ama hiç istemeden ayrılırken oradan anlamaya başlıyorum buraya neden geldiğimi.

 

Hoyratlar, gazeller, türkülerle Sıra Gecesi

Sıra gecesinin coşkusu yerini gözlerden adeta akan uykuya bıraktığında Dr. Reşit görmeniz gereken bir yer daha var diyor.

 

Hz. Eyyub’un sabır makamı. Saat gece yarısını çoktan geçmiş. Yavaş yavaş Urfa caddelerinden geçiyor ve gecenin karanlığında nurlu bir ışıkla aydınlanan Camiye geliyoruz.

 

Her taraf yemyeşil, her taraf gül bahçesi her tarafta su var… kanallarda oynaşan balıklar serin sular şadırvanlar bana peygamberler şehrinde olmanın ne demek olduğunu hissettiriyor.

 

YÂ SABIR.. SABIR..SABIR…

Hafif ürpererek Hz. Eyyûb’un Sabır Makamı’na iniyorum. Daracık ahşap merdivenin basamaklarına çıplak ayaklarım adeta yapışıyor. Tek başımayım. Bir kaya oyuğu, bir mağara.. daracık, alçak ve küçük.. elimde tespih sabır çekiyorum, dua ediyorum.

 

Şifalı sudan içip elimi yüzümü yıkıyorum. Banu’yla vedalaşıyorum “bir şimşek gibi çaktın hayatımıza” diyor. Kuş gibi hafiflemiş bir halde otele gelince, bir başıma avluya çıkıyorum. Saat epeyce geç, yıldızlar yakın, hava sıcak biraz da nem var.

 

Taş avluda masama konulan mumun ışığında iki elimi çenemin altında kavuşturup başlıyorum içimden konuşmaya beni Yaradan’la.. Anladım diyorum; neden beni buraya gönderdiğini anladım.

 

Diyorsun ki; sadece bana güven tıpkı İbrahim gibi, diyorsun ki sabretmeyi öğren tıpkı Eyyûb gibi. Ben ateşi gül bahçesine döndüren ben ayağını vur dediğim yerden şifalı suları asırlardır size sunanım. Korkma hiçbir şeyden!

 

Şükrediyorum, hep yanımda olduğu için. Şükrediyorum görebildiğim duyabildiğim hissedip yaşayabildiğim için.

Selda Atalay - Haber 7

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com