Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

Ana Sayfa Kültür Sanat Ölmedim, sazımla sözümle döneceğim

Ölmedim, sazımla sözümle döneceğim

Tanser tedavisi görürken ‘baş sağlığı’ mesajı bile alan Neşet Ertaş ölmeden mezara konulmaktan kırgın.

Giriş Tarihi: 9 Eylül 2012 Pazar 12:45
Ölmedim, sazımla sözümle döneceğim

Kırşehir’in bir köyünde beş yaşında keman ve saz çalmaya başladı. Parasını ‘Saz çalarak’ ödediği otobüs biletiyle geldiği İstanbul’da 15 yaşında ilk plağını doldurdu. Neredesin Sen gibi onlarca hit olmuş türküye imza attı. Parmakları felç oldu, aç kaldı, UNESCO da değerini anladı ama kanser tedavisi görürken ‘baş sağlığı’ bile mesajı aldı. Neşet Ertaş şimdi ölmeden mezara konulmaktan kırgın.

DOĞDUĞU gün sazı göbeğine koydular. Muharrem Usta’ya haber saldılar: “Bir oğlun oldu, gel ona saz çal.” Dedesi zurnacı Ahmet ve ataları Anadolu’nun hemen her yerinde müzisyen olarak çalışan Abdal Aşireti’ndendi. Muharrem Usta sazı dayısı Bulduk ve Yusuf ustalardan, oğlu Neşet ise kendisinden öğrenmişti. 1943’te Kırşehir’in eski adı Abdallar olan Gırtıllar Köyü’nde doğan Neşet Ertaş ileride büyük bir saz ustası olsa da babasının yanında hiç saz çalmamasının nedenini “Babamın yanında saz çalamazdım. Yani babamın bozlaklara verdiği feryadı ben veremezdim” diye açıklayacaktı.

Yedi kardeşli Neşat Ertaş, beş yaşında keman ve saz çalmaya başlamıştı. Babası Muharrem Ertaş sazına kemanıyla eşlik etmiş, sekiz yıl boyunca köy köy  düğünlerde çalmışlardı: “Babam Anadolu’nun köylerini sazı omzunda gezmiş, her yerde türküler, avazlar bırakmış. Gittiği yere beni de götürürdü. Geçimimiz de verilen bahşişlerden olurdu.”

KARIN TOKLUĞUNA İŞ BULAMADI

Henüz çocuk yaşta annesi Döndü Hanım’ı kaybetmişti. ‘Gurbete’ İstanbul’a gitmek istiyordu. Ama elindeki para sadece yolun yarısına yetecek kadardı: “Kırşehir’den 2 buçuk liraydı Ankara’ya otobüs. Bir 2 buçuk liram vardı, Ankara’ya kadar geldim. Duraktaki çığırtkana ‘İstanbul’a gideceğim ama param yok’ dedim. Yanımda kısa bir sazım vardı. ‘Saz çal’ dedi. Otobüste ayakta yolculuk karşılığı öğleden gece geç vakte kadar o çığırtkanlık yaptı, ben de saz çaldım. Sirkeci’de bir otele sazımı koydum, karın tokluğuna iş bulamadım.”

BOZLAĞIYLA ŞENÇALAR’I AĞLATTI

Kendi deyimiyle “Kıtlık zamanı çocuğu” olarak açlığa dayanıklıydı ama o da bir yere kadar. Akşam vakti Doğu İşhanı’nda Şençalar Plak’ın tabelasını  görmüş, sabah elinde sazı ümitle oraya gitmişti: “Dediler ‘Niçin geldin?’ Dedim ‘Saz çalarım’. ‘Çal dinleyelim’ dedi, İsmail Şençalar imiş. Ben bozlak havalandırınca bir kağıt getirip ‘Her plak başına 25 kuruş vereceğiz, şurayı imzala’ dedi. 25’i ya da 30’u düşünecek değilim, açım. Kadri Şençalar da gelip baktı, ‘Çalar bu’ dedi. ‘Neden garip garip ötersin bülbül’  diye babamın bir bozlağıydı. Dinlerken Kadri Şençalar ağladı, beni Beyoğlu Saz’a götürdü. Müdürle konuşmuş, öğle ve akşam yemeğimi orada yiyeceğim, saz çalacağım, 7 buçuk lira para verilecek.” Böylece 15 yaşındaki Neşet Ertaş, 1957’de ilk plağını çıkarmış olacaktı.

GARİP OZAN’IN DOĞUŞU

Babası Muharrem Usta’nın çok sayıda Bozlak türküsü olsa da hiçbirinde imzası yoktu. Bir gün nedenini sorduğunda, kendisinin de takma isim kullanmasına yol açan yanıtı alacaktı: “Ah oğlum, söylenecek söz çok ama sarf edecek yer yok” Sonra “Birşeyler söylemek istiyorum (İsim), ne diyeyim sonunda?” dedim. Anladı rahmetlik. ‘Bize garipler derler, oğlum’ dedi. Onun için türkülerimin son bölümünde ‘garip’ sözcüğü yer alır... Bu bizim yaşamımızdaki baskılardan, şuuraltındaki aşağılanmışlıktan ve eziklikten.”

BABA VE OĞULUN ‘LEYLA TÜRKÜLERİ’

Bir yıl sonra Ankara’ya gitmiş ve Kazablanka Gazinosu’nda tanıştığı Leyla Hanım ile babası karşı çıksa da evlenmiş, üç çocukları olmuştu. 1962’de gittiği askerlik dönüşü ayrılsa da yeniden evlenecek ama bir süre sonra Leyla Hanım ile ayrı yaşamaya başlayacaktı. Üzgün baba Muharrem Ertaş, oğluna türküyle seslenmişti: “Evvelde tutmadın Neşet sözümü/ Öksüz koydun yavruları kuzunu/ Almasaydın Boluların kızını/ Son pişmanlık fayda vermez evladım.” Bu sözlerden rahatsız olan Neşet Ertaş’ın yanıtı da türkülü olur: “..Ulu arıyorsan analar ulu/ Sevmişiz gönülden olmuşuz kulu/ Analar insandır biz insanoğlu/ Aslı bozuk deme gel şu insana.”

PARMAKLARIM SAHNEDE DURDU

Sayısız plağa imzasını atmış, hiç değer vermese de şöhret olmuştu. 25 yıl boyunca ‘Kırşehirli’ mahalli sanatçı’ olarak anons edildiği TRT’den istediği gibi okumasına izin verilmediği için ayrılmıştı. 1977’de ise parmakları felç olmuştu: “Düğünlerde çok içirirlerdi. Bir türküyü bitiremez olmuştum, uyuşan parmaklarım sahnede durdu. Almanya’ya gittim, cereyan tedavileri uyguladılar. Sonra üç çocuğumu yanıma aldım. Ekmeklerini ellerine alınca ‘Bana müsaade edin’ deyip Türkiye’ye döndüm. Oğlum Hüseyin Ertaş iki üniversite bitirdi ama komple müzisyen. Berlin’de orkestrası var.”

SON SAVAŞI KANSERE KARŞI

2000 yılında İstanbul konseriyle sahnelere geri döndü. Okuyamadı ama Türkiye’nin en büyük saz ustalarından biri olarak İTܒden fahri doktara aldı. Gurbeti yenmiş, çocuklarını büyütmüş ve her şey yolunda giderken bu defa kansere yakalandı. Hala tedavisi sürerken, yakınlarına gelen “Başsağlığı’ mesajıyla üzüldü: “Hayat budur, dünyaya çocuk olarak geliyor, orta yaş oluyor sonra ölüyorsun. Beni şimdiden öldürmüşler. Almanya’dayken TRT de “Rahmetli Neşet Ertaş’tan türküler’ dinletmişti. Ölmedim. İyileşip sazımla, sözümle döneceğim.”

‘NEREDESİN SEN’İN OZANI

Anadolu’daki Abdallık geleneğinin son temsilcilerinden olduğu için 2010’da UNESCO tarafından Yaşayan İnsan Hazinesi seçilen Neşet Ertaş, bugün kanserle mücadele ediyor. Usta hikayeci Mustafa Kutlu’nun tavsiyesiyle aradığımız Neşat Ertaş’ı, Şişli Etfal Hastanesi’nde yoğun bir tedavi uygulanırken buluyoruz. Sağlık durumu nedeniyle kısa bir görüşme yapıyor, onu hiç yalnız bırakmayan menajeri Gülsüm Sarıkaya aracılığıyla bazı sorularımıza yanıt alıyoruz. 40 yıl önce karşılıksız bir aşka yazdığı Dane Dane türküsünün esin kaynağı Seyhan Büyükvardar’ın da büyük bir tesadüfle yanında olduğunu öğreniyoruz. Neredesin Sen’in, Acem Kızı’nın, Gitme Leylam’ın, Hapishanelerde Güneş Doğmuyor gibi ölümsüz aşk türkülerinin ozanı Ertaş, aşkı arayışın hiç bitmediğini söylüyor. Halkın sanatçısı olarak ‘devlet sanatçılığı’nı kabul etmeyen Ertaş, iyi işler yapıldığı sürece halk müziğinin ölümsüz olduğunu düşünüyor. Ama “Neşet Ertaş ölmüş, başınız sağolsun” mesajlarına kırgın. Bu kırgınlığını internet sitesinde paylaştıktan dakikalar sonra binlerce “Geçmiş olsun” mesajı gelmesi de Ertaş’ın ne kadar büyük bir hayran kitlesi olduğunun başka kanıtı gibi.

BOZKIRIN TEZENESİ

HAYRANLARI tarafından ‘türkü baba’ diye anılan Ertaş’ın unvanlarının ilginç öyküsü var:“1968 yılında Almanya dönüşü yaptığım kaza nedeniyle Yugoslavya'da hapis yattım. Yaşar Kemal’den bir kitap geldi. ‘Bozkırın Tezenesi'ne geçmiş olsun' notu vardı üstünde. ‘Hapishane güneş doğmuyor’ türküsünü o zaman havalandırdım." Peki “Bozlak” neydi? Ustasından açıklama geliyor: “Bir feryattır. Derdini haykırmaktır. Avazı çıktığınca bağırır ya bozlak okuyan,  notası yok. İçinden nasıl geliyorsa öyle çığırır bozlak okuyan." Bu bozlak, Avrupa’da ilgi görmüştü: "Belçika, Almanya ve Hollanda’da çoğu müzisyen yabancılara mikrofonsuz 10 bozlak konseri verdim. . Gözlerini kırpmadan dinlediler, sonra gelip tebrik ettiler.”

‘DANE DANE’ SEYHAN HANIM

SON halk ozanlarından Neşet Ertaş yoksulluğa isyan eden dizelerinin yanı sıra aşk dolu türküleriyle de ünlendi. Dillerden düşmeyen Neredesin Sen’i bir trafik kazası sonrası, üç ay hapis yattığı sırada çaresizlikten tükürükle ıslattığı kibritin barutunu kullanarak sigara kağıdının arkasına yazmıştı. Acem Kızı, kendisi gibi bir ozanın  ‘Acem Kızı’ takma isimli bir dansöze olan aşkını yazdığı türkünün düzenlenmiş haliydi. Gitme Leylam da eski eşi için söylenmişti ama türkülerindeki Leyla aslında bütün kadınlara yönelik bir aşk ifadesiydi. Dane Dane türküsünün arkasındaysa apayrı bir hikaye ve mutlu son vardı. Yaklaşık 40 yıl önce bir kıza aşık olan Neşet Ertaş, kızın nişanlı ve evlenmek üzere olduğunu öğrendiğinde aşkını o kızın yüzündeki benlerinden esinlenerek şu dizelere dökmüştü: “Dane dane benleri var yüzünde yüzünde yüzünde/ Can alıcı bakışları gözünde gözünde gözünde/ Binbir dat var edasında nazında nazında nazında.” Kader, o dizelerdeki genç kızı 40 yıl sonra bir hastane odasında ona çocuk gibi sevgiyle bakarken bulacaktı. Eşini kaybeden Seyhan Hanım, bir tesadüfle bir araya geldiği Neşet Ertaş’ı hayatının en zor günlerinde, hastanede kanser tedavisi görürken hiç yalnız bırakmayacaktı.
SELİM EFE ERDEM / STAR

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com