Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

Ana Sayfa Röportaj Mustafa çelik hoca ile "LA" üzerine

Mustafa çelik hoca ile "LA" üzerine

Giriş Tarihi: 8 Aralık 2010 Çarşamba 10:30
Mustafa çelik hoca ile

Mustafa Çelik Hoca ile "La" üzerine

 

Vuslat Dergisinin son sayısında Mustafa Çelik Hoca ile “La” üzerine yapmış olduğu güzel röportajı siz okuyucularımızın istifadesine sunuyoruz…

Vuslat: Kelime-i Tevhidin “La” İle Başlamasındaki Hikmetin Ne Olduğunu Düşünüyorsunuz?


Mustafa Çelik : Kelime-i Tevhidin “La” ile başlamasının birçok hikmeti vardır. Kelime-i Tevhidin “La” ile başlamasının ilk hikmeti, Allaha iman etmenin önündeki engelleri ortadan kaldırmaya vesile olmasındandır. Kelime-i Tevhidin başındaki “La” nın önce gelmesi, Allahın dışında ortaya çıkmış ve gelecekte ortaya çıkacak olan tağut hükmündeki bütün batıl ve atıl ilahları reddetmenin Allaha iman etmenin ilk rüknü olmasındandır. Sahte ilahlar, tağutlar, azmanlar ve onların uydurdukları yasalar, anayasalar, sistem ve ideolojiler külliyen red ve inkar edilmedikçe Allaha iman gerçekleşmez. Allahû Teala dışındaki mabutların ilahlık iddiası batıldır. Çünkü Ondan başka hiçbir kimse-hiçbir şey ibadete (dua edilmeye, hukuk belirlemeye, şeriat vazetmeye, koymaya, nizam tespit etmeye) layık değildir. Uluhiyetin başkaları için reddedilmesi, ilahlığı sadece ortağı olmayan Allahû Tealaya ait kılmayı ve Onun yanında ikinci bir ilah edinmemeyi gerektirir.

“Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde kim tağûtu tanımayıp Allaha inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (2/Bakara Sûresi,256) ayetine dikkat edilirse, tağutu inkar, Allaha imanın ilk rüknü olmuştur. Tağut inkar edilmeden Allaha iman gerçekleşmez. Tağut karanlıktır, gecedir. Kelime-i Tevhidin başındaki “La” ile karanlığa, geceye son verilir. Çünkü gece kaybolmadan gündüz olmaz. İnsan kalbi teyp kasetine benzer. Kasetin içindeki eski bilgiler silinmeden yeni bilgiler kaydedilemez.

Kelime-i Tevhidin “La” ile başlamasının hikmetlerinden birisi de, müminlerin İslam ile beşeri rejimleri, ideolojileri birbirine karıştırmamalarıdır. İman safidir; karışıklığı, karmakarışıklığı kaldırmaz. Kelime-i Tevhidin “La” ile başlamasının hikmetlerinden birisi de, İslamın emrettiği imanın tavizsiz ve pazarlıksız olmasıdır. “La” nın bir manası da, imanda tavizkarlık ve pazarlık olmaz. Kelime-i Tevhidin “La” ile başlamasının hikmetlerinden birisi de, imanın seçmeciliği ve sentezciliği kabul etmemesidir. İmanda seçmeci ve sentezci olanlar, Kelime-i Tevhidin başındaki “La” dan vazgeçenlerdir. Günümüzde genelde İslam topraklarında, özelde ülkemizde “Ben hem Müslümanım hem de Demokratım, Ben hem Müslüman hem de Laikim, Ben hem Müslüman hem Liberalistim, Ben hem Müslümanım hem de Sosyalistim” diyenlerin zuhur etmiş olmaları, Kelime-i Tevhidin başındaki “La İlahe” den vazgeçerek iman etmeye kalkıştıklarını gösterir. Oysaki “La İlahe” demeden “İllallah” demek mümkün değildir. Kişi “La İlahe” demeden mücerred sadece “İllallah” demekle mümin olmaz. “La”, seçmeciliğe ve sentezciliğe reddiyedir. Dolayısıyla Kelime-i Tevhidin “La” ile başlamasının hikmeti, İslam imanını noksanlıktan ve fazlalıktan korumak içindir. Kelime-i Tevhidin başındaki “La” olmazsa, iman noksanlıktan ve fazlalıktan hali olmaz. İçinde noksanlık ve fazlalık olan iman, İslamın emrettiği iman değildir ve böyle bir imanın sahibi olanlar, mümin sayılmazlar.

İslam, Allahtan gelmeyen ve Allahtan gelen şeriata dayanmayan, onunla çelişen ve çatışan bütün sistemlere, rejimlere, yasa ve anayasalara “La” der ve kendi müntesiplerinden de bunu ister. Kul kaynaklı beşeri rejimlere, sistemlere “La” demek; imana, İslama girişin ilk şartıdır.

Vuslat: Günümüzdeki Beşeri Fikir Akımlarını “La” Kapsamında Nasıl Değerlendirmeliyiz?

Mustafa Çelik: İslam, Allahtan gelmeyen ve Allahtan gelen şeriata dayanmayan, onunla çelişen ve çatışan bütün sistemlere, rejimlere, yasa ve anayasalara “La” der ve kendi müntesiplerinden de bunu ister. Kul kaynaklı beşeri rejimlere, sistemlere “La” demek; imana, İslama girişin ilk şartıdır. Kelime-i Tevhidin başındaki “La İlahe” den anlıyoruz ki; İslam imanının tertip sırasına göre üç rüknü var: İnkar, tasdik ve ikrar. Birileri tevhidi Allahın varlığını isbat etmekten ibaret olduğunu savunuyor. Çiçeklerde böceklerde, Allahın varlığına delalet eden ayetleri tevhid olarak algılıyor. Birileri şeyhlerin, efendilerin, gavsların, kutupların gölgesinde tevhidi arıyor da yeryüzündeki bütün müstekbirlere ve onların zulüm sistemlerine karşı kıyamı bize emreden Kelime-i Tevhidin başındaki la İlahe hükmünü görmüyor. Yeri geldiği için altını çizerek diyoruz ki; genelde Kelime-i Tevhid, özelde Kelime-i Tevhidin başındaki “La”, Allahû Tealanın hüküm ve hakimiyetine başkaldırmış sahte ilahlara ve onların Allahın şeraiti yerine geçsin diye icad ettikleri bütün sistemelere, kanunlara, yasalara ve anayasalara ve bunlara dayanarak otorite olmuşlara karşı tehdittir. Yani Firavunluk iddiasında bulunanlar için, Allahın şeriatına mukabil ve onun yerine geçmek üzere ortaya atılmış sistemler için tevhid bir tehdit unsurdur. Çünkü iman, firavunların, zorbaların, tiranların, tağutların sistemlerine, otoritelerine inkarla isyanla başlar. Dolayısıyla bütün kul kaynaklı rejimlere, Allahtan gelmiş olan vahyin yerine geçsin diye ileri sürülen fikirlerin, ideolojilerin varlıkları için Kelime-i Tevhidin başındaki “La” bir tehdittir. Kelime-i Tevhidin başındaki “La”; Allahû Tealanın dışında ibadet edilenleri reddeder ve batıl kılar. Yani tağutu red ve Allaha iman etmeyi gerektirir. Tağutu reddetmek, Allahû Tealanın emir ve yasağına ters düşen emirlerde bulunan kişi ve kurumları, hevayı ve şeytanı reddetmektir. La ilahe illallahın manasıyla birlikte gereğini de yerine getirmek, ibadette Allahû Tealayı birleyerek Ona benzer tutulanları terk etmektir.

Vuslat: “La” Bir Red İse Kabullerimiz Neler Olmalı?

Mustafa Çelik: Müslüman olarak bu dünyada reddettiklerimiz, veto ettiklerimiz, isyan ettiklerimiz “La İlahe” nin kapsamına girenlerdir. Sahte ilahları, sahte ilahlarını uydurduklarını ve uyguladıklarını toptan reddediyoruz. Bu reddettiklerimiz, kabul etmemiz gerekenlere ulaşmamız içindir. Yani Müslüman olarak reddettiklerimiz kabul ettiklerimize açılan bir kapıdır. Kabul ettiklerimizin arasında sahte ilahlara, tağutlara, tağutların kurum ve kuruluşlarına ait her hangi bir şey yoktur. Şayet kabullerimizin arasında tağutlara, tağutların, firavunların, azmanların kurum ve kuruluşlarına ait bir şey varsa, “İllallah” deme imkanımız olmaz. Müslüman olarak kabul ettiklerimiz tamamen “İllallah”ın kapsamına girenlerdir. Allahtan gelen her şey kabulümüzdür. Allahın şeriatı ne getirmişse, Allahın şeriatına uygun her ne varsa kabul ve makbuldür. Allahın şeriatı dışında kalan her ne varsa, Allahın şeriatıyla çelişen ve çatışan her ne bulunuyorsa bila şekü şüphe merduddur.

Müslümanların kabullerinin esası ve çerçevesi “İllallah” dır. Müslüman olarak önsözümüz ve son sözümüz Allahı tevhid etmektir. Ön ömrümüzün ve son ömrümüzün tevhidle başlayıp tevhidle bitmesi gerekir. Bunun için de kabullerimizin Şeriatullaha uygun olması şarttır. Yani kabullerimizin kaynağı dinimizdir. Şunu bilelim ki; din Allah ile kul arasındaki bir konudan ibaret değildir. Dinin yapısı ve getirdiği yaptırımlar sonucunda, din toplumsal bir olgudur. Din maddi ve manevi dünyayı düzenleyen kanunlar getirdiği içindir ki Allah ile birey arasında kalamaz. Din bir vicdani özgürlük değildir, ya içinde olup yaşarsınız, ya da dışında kalırsınız. Dini sosyal ve siyasal yaptırımları olan bir otorite haline getiren ise içinde barındırdığı kanunlar ve tartışılmaz kabul edilen emirlerdir, bütün bu toplama ‘Şeriat diyoruz.

1- Şeriatı kulları için Allah koymuştur.
2- Şeriat, dini ve dünyevi hükümlerin tamamıdır.
3- Şeriat, din kelimesiyle eş anlamlıdır.
4- Şeriat kavramının içinde, imani hükümlerin yanında ahlaka, ibadete, siyasete, hukuka, iktisada ve günlük hayattaki bütün işlere dair hükümlerin hepsi vardır. Dolayısıyla Müslüman insanın Şeriatullaha muhalif olan kabulü olmaz. İmanı bütün olan Şeriatullaha muhalif olanı kabul etmez.

Vuslat: Bakara Suresi 256. Ayetinde Allaha İman Edilmeden Önce Tağutun Reddedilmesi İstenmektedir. Bu Hüküm İle “La” Arasındaki Benzerliği Nasıl Anlamalıyız?

Mustafa Çelik : Usûlü Tefsirde “Kuran, Kuranı tefsir eder. Kuran-ı Kerimin en büyük tefsiri, yine Kurandır” diye bir kaide vardır. Bakara suresi 256. ayetinde Allaha iman edilmeden önce tağutun reddedilmesini isteyen ayet ile Kuran-ı Kerimin diğer ayetlerinde yer alan Kelime-i Tevhid arasında bir benzerlik vardır. Müfessirin ulemadan M. Hamdi Yazır (ra) der ki: “Mümini muvahhid olmak için, Allaha imandan evvel küfre tevbe etmek şarttır ve bu tevbenin şartı da Tağutları asla tanımamağa azmeylemektir. Bu suretle Kuran-ı Kerimde yer alan “Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O halde kim tağûtu tanımayıp Allaha inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır.

Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (2/Bakara,256) ayeti “La İlahe İllallah” kelime-i tevhidinin bir tefsiri demektir.” (Hak Dini Kuran Dili/M. Hamdi Yazır, C:2, Sh: 871, İst/1971) La İlahe İllallah nefiy (red/inkar) ve ispat (kabul) olmak üzere iki kısımdan meydana gelmektedir. “La İlahe”, ilahlığı canlı cansız ne varsa her şeyden çekip almak, “İllallah” ise, uluhiyete (ilahlığa) ait ne varsa sadece ve sadece Allahu Tealaya tahsis etmektir. Hiç şüphesiz ki “La İlahe” kelimesinin başında bulunan “La” tevhid ve şirk denizleri arasında bir settir. Burada kısaca tağut kavramı hakkında bilgi vermekte fayda vardır: Arapça bir kelime olan bu tağut kelimesi, “teğa,yetgi,tuğyanen” kelimelerinden türetilmiştir. Lugatta haddini aşmak, azgınlaşmak anlamına gelmektedir. Lisanül Arapta bu kelime hakkında şu bilgiler yer almaktadır : “Tağut; küfürde haddini aşan manasına da gelmektedir. Allahtan başka ibadet edilen her şey tağuttur. Tağut, putlardan olabildiği gibi cin ve insanlardan da olabilir. İmam-ı Muhammed İbn-i Cerir EtTaberi tağut kelimesi hakkında şöyle demektedir: “Tağut; Allaha karşı isyankar olup zorla veya gönül rızasıyla kendisine tapınılıp mabud tutulan, gerek insan, gerek şeytan, gerek put, gerek dikili taş ve gerekse diğer herhangi bir şey demektir. Bunun tefsirinde şeytan veya sihirbaz, yahut kahin ya da insanların ve cinlerin, inat edip büyüklük taslayanları veya Allaha karşı mabut tanınıp buna razı olan Firavun ve Nemrud gibiler veya putlar diye çeşitli rivayetlere rastlanır.”

Müfessirlerden Kurtubi ise bu kavram hakkında şunları söylemektedir: “Tağutu reddedin demek, şeytan, kahin, put, ve bunlar gibi Allahtan başka ibadet edilen ve sapıklığa çağıran her şeyi terk edin demektir.”

Yine tağut kavramı hakkında Mücahid şunları demektedir: “Tağut kendisine muhakeme oldukları ve emirlerine itaat ettikleri insan görünümündeki şeytanlardır.”

İbn-i Kayyim ElCevziyye ise şunları söylemektedir: “Tağut; kendisine ibadet edilme, bağlanılma ve itaat edilme noktasında haddini aşan kul demektir. İnsanların tağutu, Allah ve Resulünün kanunlarıyla hükmetmeyen, Allahtan başka kendisine muhakeme olunan, ibadet edilen ve Allahın emrine dayanmaksızın, Allaha itaat etmeksizin kendisine tabii olunanlardır. Bunları düşünür ve insanların durumlarına bakarsan, insanların çoğunun Allaha değil tağutlara ibadet ettiğini, Allah ve Resulünün hükümlerine değil tağutların hükümlerine muhakeme olduklarını, Allah ve Resulüne değil, tağuta itaat edip tabii olduklarını görürsün.”

Şehid Seyyid Kutubta tevhid kelimesi “La İlahe İlallah”ın manasına dair şöyle demektedir:

“İslam, Allahtan başka ilah olmadığına şahitlik etmektir. Allahtan başka ilah bulunmadığına şahitlik ise, yüce Allahın tek başına evrenin yaratıcısı olduğuna ve orada dilediği gibi tasarrufta bulunduğuna, kulların ibadet kastı taşıyan davranışlarını ve hayatla ilgili eylemlerini sadece Ona sunacaklarına, kulların yasalarını sadece ondan edineceklerine, hayatlarına ilişkin konularda tek başına Onun hükümlerine boyun eğeceklerine inanmakla somutlaşmaktadır. Kim -bu anlamda- Allahdan başka ilah bulunmadığına şahitlik etmezse, hiçbir zaman şehadet getirmemiş ve İslama girmemiş demektir. Adı, lakabı ve soyu ne olursa olsun... Hangi bölgede -bu anlamda- Allahdan başka ilah bulunmadığına şahitlik etme gerçeği gerçekleşmezse, o bölge hiçbir zaman Allahın dinini din edinmemiş ve asla İslama girmemiş demektir.”

Yine İbn-i Recep el-Hanbeli tevhid kelimesini şöyle tanımlamaktadır: “Kulun La İlahe İllallah demesi, onun için Allahtan başka ibadete layık bir ilahın olmamasını gerektirmektedir. İlah ise; kendisine dua edilen, kendisinden istenilen, kendisine tevekkül edilen, umulan, korkulan, sevilen, yüceliğinden sakınılan, isyan edilmeyen, itaat edilen demektir. Bunlar ilahlığın özelliklerindendir. Bunların Allahtan başkasına verilmesi caiz değildir. Her kim ilahlığın özelliklerinden birisini bir yaratılmışa vererek Allaha şirk koşarsa La ilahe İllallah sözündeki ihlasını bozmuş olur ve tevhidini gerçekleştirmemiş olur.”

La İlahe İllallah tağuti özellik taşıyan her şeyi red ve inkar etmektir. Şunu bilelim Allahın indirdiği hükümlere mukabil olmak ve onların yerine geçmek üzere hükümler icad eden her varlık ve kurum tagûttur. Bugün dünyada; vahyi inkar ederek, insanların çoğunluğunun rızasına göre kurulduğu iddia olunan bütün demokratik sistemler, Allah (cc)ın hükümlerine mukabil ve onların yerine geçmek üzere hükümler icad etmektedirler. Dolayısıyla bütün demokratik sistemler, bu noktada tagûtî özellikler taşırlar. Bu bir anlamda bütün ideolojik sistemler için geçerlidir. Daha genel bir ifade ile İslam dışındaki bütün sistemler, tagûtîdir. Tagûtların hükümlerine göre yönetilen bütün yerler de darul-harp durumundadır. Şunu bilelim ki; “La İlahe” Darul Harbe, İllallah Darul İslama tekabül eder. Tağûtların hükümlerine göre yönetilen beldelerde yaşayan müminlerin Allah (cc)ın indirdiği hükümlerin galip gelmesi uğruna cihad etmeleri farz-ı ayndır. Şurası unutulmamalıdır ki, tagûtun hükümlerine evet diyenler, Allahû Teala (cc)nın dinine küfretmek durumundadırlar. Netice olarak bir kimse “La İlahe” diyerek ilahlığa ait tüm bu hususiyetleri canlı cansız ne varsa her şeyden çekip almalı, “İllallah” diyerek ilahlığa ait tüm bu hususiyetleri sadece Allahû Tealaya tahsis etmelidir. Tağûtu inkar edip Allaha iman etmek, tağûtların hükümlerini, hakimiyetlerini, otoritelerini reddederek hüküm ve hakimiyeti sadece ve sadece Allahû Tealaya tahsis etmeyi gerektirir.

Ne yazık ki asrımızda İslam Yahudi ve Hıristiyanlara Cennette yer aramaya çalışan bazı itikadı bozuk hocalar, ilahiyatçı Prof. lar bir kişinin Müslüman olması için Muhammedun Rasulullah demenin gerekmediğini iddia edecek kadar çıldırmış bulunmaktadırlar. Bu görüşü, yani Müslüman olmak için Kelime- i Tevhid in ilk bölümü olan La İlahe İllallah demek kafidir, Muhammedunrasulullah denilmese de olur diyenler, tevhidden nasibini alamamış çok ilahlı kimselerdir.

Vuslat: Dinlerarası Diyalog Tartışmaları Kapsamında Gündeme Gelen Hz Muhammed(sav)Siz Bir “La” İnancı Oluşturulmaya Çalışılıyor. Siz Bu Konu Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?

Mustafa Çelik : “Dinlerarası Diyalog” projesi, Vatikanın inisiyatifinde insanlığa yeni müşterek bir din bulma arayışıdır. Dinlerarası Diyalogun Amentüsü, İslamın amentüsüne aykırıdır. Çünkü Dinlerarası Diyalog, “La” sı olmayan bir din arayışıdır. “La” sı olmayan bir din Allahın dini değildir. Müslüman olan bir kimse, Dinlerarası Diyalog” ve bu diyalogun beraberinde getirdiği amentüye itibar etmez. İslam aleminde buna itibar edenler, Dinlerarası Diyalog” İçin Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmayı kabul edenlerdir. Tabii ki, Kelime-i Tevhid üzerinde sabit kalanlar, buna itibar etmezler. Kelime-i Tevhid, İslamın değişmez çağrısıdır. İslam herkesi Kelime-i Tevhidi kabul etmeye çağırır.

Allahû Teala buyuruyor : De ki: Ey Ehl-i Kitab (Yahudi ve Hıristiyanlar)! Bizim ve sizin aranızda eşit olan bir kelimeye gelin: Yalnız Allaha tapalım, O na hiçbir şeyi ortak koşmayalım; birimiz, diğerini Allah tan başka ilah edinmesin. (3/Âl-i İmran, 64) Bu ayet-i kerime de geçen müsavi/eşit kelimesinden maksadın Kelime-i Tevhid olduğu hususunda İslam uleması müttefiktir. Yine İslam ümmeti, Kelime-i Tevhid in La İlahe İllallah Muhammedun Rasulallah olduğu ve bu kelimeye bir bütün olarak inanmayanların mümin olmayacakları hususunda icma etmiştir.

Kelime-i Tevhid bir bütündür; bölünmeyi, parçalanmayı asla ve kat a kabul etmez. Kelime-i Tevhid in bir kısmına inanıp bir kısmına inanmamak küfürdür. Bir bütün olarak Kelime-i Tevhid in kaynağı Kur an dır. Kelime-i Tevhid e bir bütün olarak inanmayan bir kimse, Kur ana a inanmış sayılmaz.

Allahû Teala buyuruyor: Bil ki, La İlahe İllallah ( Allah tan başka hiçbir ilah yoktur ). Hem kendi günahın için, hem de mü min erkekler ve mü min kadınlar için Allah tan bağışlanma dilenme. Allah, sizin gezip dolaştığınız yeri de, duracağınız yeri de bilir. (47/Muhammed / 19)

Muhammedun Rasulullah ( Muhammed Allah ın elçisidir ). Onun yanında bulunanlar da kafirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. (48/Fetih, 29)

Dikkat edilirse, birinci ayette Kelime-i Tevhid in ilk bolümü olan La İlahe İllallah yer almaktadır. İkinci ayette ise Muhammedun Rasulullah geçmektedir.

Bunların herhangi birine inanmayan kafirdir. Ama ne yazık ki asrımızda İslam Yahudi ve Hıristiyanlara Cennette yer aramaya çalışan bazı itikadı bozuk hocalar, ilahiyatçı Prof. lar bir kişinin Müslüman olması için Muhammedun Rasulullah demenin gerekmediğini iddia edecek kadar çıldırmış bulunmaktadırlar. Bu görüşü, yani Müslüman olmak için Kelime- i Tevhid in ilk bölümü olan La İlahe İllallah demek kafidir, Muhammedunrasulullah denilmese de olur diyenler, tevhidden nasibini alamamış çok ilahlı kimselerdir.

Hangi nedenle olursa olsun, Allah in dinini Yahudilere, Hristiyanlara, kafirlere peşkeş çekenler, Allahın dışında kendilerine birtakım sahte ilahlar edinmiş olanlardır. Allahın Kitabında olan bir şeyi devreden çıkarıyorsanız, gereksiz görüyorsanız, bu durumda sizin iltifat ettiğiniz, Allah dışındaki başka birtakım ilahlardır. Allahın dini Allahtan alınır. Allahın dininden olmayanı Allahın dinine sokmak veya Allahın dininden olanı Allahın dininden çıkarmaya kalkışmak, tugyankarlıktır. Yukarıdaki ayet-i kerimelerin beyanlar gayet açık ve herkes tarafından anlaşılabilecek netliktedir. Bugünkü Hıristiyanlar da Hz. İsayı Allahın oğlu ve aynı zamanda ilah kabul ettiklerine göre, bu ayetlerin hükmü, aynen onlar için de geçerlidir. Allahû Teala buyuruyor:

“Ey İman Edenler! Yahudi ve Hıristiyanları veli edinmeyin. Onlar birbirinin velisidirler. Sizden her kim onları veli edinirse, o da onlardandanır. Şüpheiz ki, Allah zalimler topluluğuna hidayet vermez.” (5/Maide /51)

Bu ayet-i kerimenin tefsirinde Muhammed b. Cerir et- Taberi (ra) der ki: “Yani kim müminleri bırakıp Yahudi ve Hıristiyanları veli edinirse, şüphesiz ki, o da onlardandır. Her kim de bu Yahudi ve Hıristiyanları sever, müminlere karşı onlara yardımcı olursa, o da dinine mensup ve onların dininden bir kimse olur. Hiç kimse bir başkasını onun durumuna, onun dinine, üzerinde bulunduğu hale razı olmadığı sürece veli edinmez. Onu ve dinini beğenecek, ona razı olacak olursa bu sefer ona muhalefet eden ve onu kızdıran şeye de düşmanlık eder, böylelikle onun hükmü veli edindiği kimsenin hükmüyle aynı olur.” (el- Camiul Beyan Fi tevil Kuran, C:6/ 179) Dolayısıyla Dinlerarası Diyalog adı altında Yahudi ve Hıristiyanlara dost olan ve onlara dost bulanlar, Kelime-i Tevhidin başındaki “La” ya ihanet etmiş olurlar. Kelime-i Tevhidin başındaki “La” aynı zamanda Yahudilerin. Hıristiyanların ve Müşriklerin dostluğuna, idareciliğine reddiyedir. Yahudilerin, Hıristiyanların ve Müşriklerin cehennemlik olduklarını söyleyen Allahû Tealadır.

Rabbu l - Alemin in kafir ve Cehennemlik olarak ilan ettiklerini Cennete sokma yetkisini kim kendinde görebiir? Kimin merhameti Allah in rahmet ve merhametinden daha üstün olabilir? Yoksa bizim bilmediğimiz yeni ilahlar mı türedi? Çağdaş Hosgörü ilahları! Kelime- i Tevhid in başındaki “La”, hem bu sahte ilahların başına ve hem de yalancı Peygamberlik iddiasında bulunanların başına inen bir balyozdur. Hz. Muhammed (sav) in son ve cihanşümul bir Peygamber olduğuna iman etmeyenler, Kur an-i Kerime de iman etmiş olmazlar. Çünkü Kur an-i Kerim, Hz. Muhammed (sav) e vahyolunmuştur. Dolayısıyla Allah a inanıp Peygambere inanmamak küfürdür. Allahû Teala buyuruyor : Onlar, Allah ı ve Peygamberlerini inkar ederler, Allah ile Peygamberlerinin arasını ayırmak isterler. Kimine inanırız, kimini inkar ederiz derler. Bu ikisinin ( imanla küfrün ) arasında bir yol bulmak isterler. İşte onlar gerçek kafirlerdir. Biz de kafirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. (5/Nisa, 150-152)

Dikkat edilirse, Allah a inanıp Peygamberine inanmamak hakiki kafirliktir. La İlahe İllallah diyen mutlaka Muhammedun Rasulullah i da söylemelidir. Muhammedun Rasulullah söylenmediği taktirde iman meydana gelmez. Altını çizerek diyoruz ki ; “Muhammedun Rasulullah” ibaresi, tevhid levhasını tamamlar. Müslüman Olmak İçin Muhammedun Rasulullah Gerekmez diyen bir kimse, hoca da olsa, şeyh de olsa, molla da olsa, Prof. Da olsa, allame-i cihan da olsa, şeksiz ve şüphesiz küfrü boylar. Bunu Kelime-i Tevhidin başındaki “La” bize öğretiyor. Kelime-i Tevhidin başındaki “La” dan anlıyoruz ki; İslam beşeri düzenlere, sistemlere kapalı bir dindir. İslamın eksiği yok ki tamamlasın, fazlası yok ki atsın. İslam kamil ve şamil bir nizam olup alemşümuldur.

Cahiliyye düzenlerine, cahiliye kanunlarına karşı genelde insanları, özelde müminleri harekete geçirmenin yolu kendilerine yeniden Kelime-i Tevhidin başındaki “La” yı öğretmektir. Kelime-i Tevhidin başındaki “La”, Hz. Adem (as)dan beri Allahın emri üzere Peygamberlerin eliyle kurulmuş imanın ilk mektebidir. Bu mektepten geçmeyenler, iman inkılabını gerçekleştiremezler.

Vuslat: İlk Dönem Müslümanlarını Mevcut Cahiliyeye Karşı Ayağa Kaldıran “La” Neden Günümüzdeki Müslümanlar İçin Aynı Etkiyi Uyandır Mıyor? La Mı Doğru Anlaşılmıyor?

Mustafa Çelik : İlk dönem Müslümanları Kelime-i Tevhidin başındaki “La” yı sahte ilahlara ve sahte ilahların düzmelerine karşı bir inkılap, bir devrim olarak öğrenmişlerdir. Hz. Peygamber (sav) döneminde “La İlahe İllallah Muhammedurrasulüllah” diyenler put veya heykel dikmiyorlar, put ve heykellerden medet ummuyorlar, aksine başka yüreklerindeki putları kırarak hayatlarında ve çevrelerindeki putları temizlemeye çalışıyorlardı. İlk dönem Müslümanları Allahın hüküm ve hakimiyetiyle çelişen bütün hükümleri, hakimiyet çeşitlerini ve bunların hayata yansımalarını puttan sayıyorlardır.

Kelime-i Tevhid”in başındaki “La” , bir iman hareketidir, iman eylemdir.

Sahte ilahlara, tağutlara, firavunlara “La” demeyi öğrenmemiş veya unutmuş veya kendilerine unutturulmuş olanlar, cahiliye düzenlerine, kanunlarına, kriterlerine karşı harekete geçemezler. Şunu bilelim ki; “La ilahe İllallah Muhammedun Resulüllah” : İki bölümden oluşan Kelime-i Tevhidin “Muhammed Allahın Rasalüdür” anlamına gelen “Muhammedun Resulüllah” kısmını bir başka yazımıza bırakacak, burada “Allahtan başka ilah yoktur” anlamına gelen “La İlahe İllallah” kısmı üzerinde duracağız.

“Hükümranlık ve hakimiyet kayıtsız ve şartsız Allahındır” şeklinde de açıklayabileceğimiz bu kelime iki bölümden oluşmaktadır. Birincisi Allahtan başka mabut ve ilah olarak kabul edilen her varlığı, sistem, rejim ve ideolojileri, Allahın hükmüne rağmen kendilerini ilah yerine koyarak millet adına hareket ettiklerini ileri süren tüm kuruluş, kurum ve kuruluşları reddetmektedir ki, bu husus “La ilahe” ile gündeme getirilmektedir. İkinci bölüm ise, bu gücün yani hüküm koyma yetkisinin yalnızca Allaha ait olduğunun kabulünü gerektirmekte ve farz kılmaktadır. Bu da “İllallah” ile ifade edilmiştir. İlk dönem Müslümanları bunun şuurundaydılar. Onları Mekkedeki Darun Nedve ile kavgalı hale getiren, Kelime-i Tevhidin başındaki “La” idi. “La İlahe” diyenler, Allahın indirdiği hükümlere karşı ayaklanıp hüküm ve sistem icad edenlere karşı sessiz, tepkisiz kalmaları mümkün değildir. Kainatta muazzam bir düzen vardır. Öyleyse bütün kainata hükmeden ilah tekdir ki, O da Allahtır. Bütün evren, içindeki varlıklarla birlikte, gücü her şeye yeten, bilgisi her şeye ulaşan bir İlahın kontrolündedir. İnsanlar bu İlaha yönelirler, Ona dua ederler. Korkuları bu İlahtandır, güvenleri de bu İlahadır. Bu İlaha her şeyiyle bağlıdırlar, Onu her şeyden çok severler. Elbette bu ilah alemlerin Rabbi olan Allahtır. La ilahe illallah kelimesinde belirtildiği gibi, Allahtan başka hiç bir ilah yoktur.

İlahlık vasıflarının en önemlisi, Allahın hayatımız için kanun koyan, nizam ve hukuk belirleyen olmasıdır. Eğer kanun koyma, insanlar için hukuk belirleme Allahtan başkalarına verilirse, bu onlara ilahlık vasıflarını da vermek olur ki, bu da şirktir. Bu manada kanun koyucu olarak ilahlık taslayan tağutlar tarih boyunca çıkmıştır ve çıkacaktır. Günümüzde ve tarihte en çok görülen şirk çeşidi budur. Dolayısıyla Cahiliyye düzenlerine, cahiliye kanunlarına karşı genelde insanları, özelde müminleri harekete geçirmenin yolu kendilerine yeniden Kelime-i Tevhidin başındaki “La” yı öğretmektir.

Kelime-i Tevhidin başındaki “La”, Hz. Adem (as)dan beri Allahın emri üzere Peygamberlerin eliyle kurulmuş imanın ilk mektebidir. Bu mektepten geçmeyenler, iman inkılabını gerçekleştiremezler. Kelime-i Tevhidin başındaki “La”, kapanması mümkün olmayan bir mekteptir. “La”, tıpkı kalp gibidir o durduğu anda Müslüman insanın müminlik kalbi durmuş olur. Kelime-i Tevhidin başındaki “La”, Mekkî toplumlarda yaşayanlar için bir hürriyet kapısıdır. Kelime-i Tevhidin başındaki “La”,nın geniş mana ve mahiyetini Yenda Yayınlarında çıkan bu hafta 42. baskısı yapılan “La” adlı kitabımızda izah etmişiz. “La” kitabım hepimizin müşterekidir. Daha çok yüreğe ulaştırma gayreti içinde olalım. Kelim-i Tevhidin başındaki “La” anlaşılmadan iman anlaşılmaz ve sahte ilahların hegemonyası son bulmaz.

MUSTAFA ÇELİK KİMDİR?

1960da Ş.Urfanın Bozova ilçesinin Boztepe köyünde doğdu. İlk tahsilini Boztepe Köyü ikokulunda tamamladı. 1973-74 öğretim yılında Urfa İmam-Hatip Lisesine kaydoldu. Orta kısmı Ş. Urfa İmam-Hatip Lisesinde, liseyi de 1980-81 tarihinde Bitlis İmam-Hatip Lisesinde tamamladı. Yazı hayatına ortaokul yıllarında başladı. “İslami Hareket Fıkıhı” isimli eserinden dolayı 2 yıl ceza aldı.

Yazarın bugüne Kadar: Ölçü, Yenda, Misak, Fütüvvet Yayınlarından 120nin üzerinde eseri yayınlandı. Vahdet Gazetesi Ribat Dergisinde birçok yazısı yayınlandı. Halen Vakit Gazetesinde Ve Misak Dergisinde Yazmakta olup, konferans ve sohbetlerine devam etmektedir.

VUSLAT DERGİSİ

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com