Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

Ana Sayfa Medya MTV'nin ekran yüzünden Nakşibendi'lere övgü

MTV'nin ekran yüzünden Nakşibendi'lere övgü

Işıltılı eğlence dünyasının merkezindeki MTV'nin ekran yüzü ve anchorwoman'i Kristiane Backer, hayatının en önemli içsel yolculuğunu ve Allah'ı tanımasını 'MTV'den Mekke'ye' kitabında anlattı.

Giriş Tarihi: 28 Temmuz 2013 Pazar 13:28
MTV'nin ekran yüzünden Nakşibendi'lere övgü
Birçok gencin merak edip içinde kaybolmak istediği ışıltılı eğlence dünyasının merkez üslerinden biri olan MTV'den Mekke'ye nasıl ulaşılır? Hayatının en önemli içsel yolculuğunuyapan Kristiane Backer, MTV'nin ekran yüzü ve anchorwoman'i iken Allah ile tanışmasını 'MTV'den Mekke'ye' kitabında anlattı.

"MTV'den Mekke'ye" isimli kitabınızdan kısaca bahsedebilir misiniz?

Bu kitabı yazmamın nedeni Avrupa'da İslamofobi'nin giderek yoğunlaşması. 1995'te Müslüman olduğum zaman bunu daha iyi fark ettim. Almanya'da, MTV'de gençlere yönelik programlarsunuyordum. Birçok ödülüm ve iyi bir kariyer hayatım vardı. Ancak, bir gün Müslüman olduğumöğrenildi ve işimden kovuldum. Tüm kariyerim bir günde sona erdi.

Birçok ajans ve yayın kuruluşu bana yıllarca "Eğer tekrar televizyonda çalışmak istiyorsan asla İslam hakkında konuşma!" diyerek tavsiyelerde bulundu. Ben de onları dinledim. O yıllarda, bütün eforumu İslam'ı daha iyi tanımaya ve anlamaya sarf ettim. Tabii bir gazeteci olarak,konuşmak, öğrendiklerimi de paylaşmak istiyordum.

Çünkü medyanın İslam adına çizdiği çerçeve bu güzel dinin anlattıklarından çok farklıydı ve gerçeği yansıtmıyordu. 40 yaşıma gelince hacca gittim. Bu ziyaretimin, Alman basınında yankısı çok olumlu oldu. Bir yayınevi bana "Hayat hikâyeni kitaplaştırmak ister misin?" diye sorduğunda ''Harika!'' dedim. Artık okurların elinden tutup onlara İslam'la ilgili önyargılarımı nasıl yendiğimi ve İslam'ın yüksek değerlerini göstermenin zamanı gelmişti.

Göz alıcı bir işiniz ve pek çok insanın kıskandığı bir yaşam tarzınız vardı. Eksik olan neydi?

Eksik olan o İlahi bağlantıydı. Özetle hayatımda Allah eksikti. Her genç insanın hayal edebileceği şeylere sahiptim: partiler, rock yıldızlarıyla röportajlar... Çalışma arkadaşlarımla gittiğimizyerlerde hep kırmızı halıda karşılanıyorduk ama bu beni gerçekten memnun etmiyordu. Bu hayat tarzından mutlu olmadığımı fark ettim.

Kitabınızda Nakşibendi tarikatından bahsediyorsunuz. Bu tarikatın sizdeki etkilerindenbahseder misiniz?

Nakşibendiler harika bir Sufi grubu. Ağırlıklı olarak Türkiye, Irak ve Orta Asya'da var olan bir tarikat. Onlar ciddi bir grup ve öğretileri çok derin. Orada şeyhten öğrendiklerimden zevk aldım. İslam'la yeni tanıştığımdan dolayı, ihtiyacım olan bilgileri orada edinme fırsatım oldu. İbadetin temelde beni cennete götüren bir araç olduğunu anlattılar. Şeyh, hayatı ruhani bir bakış açısıyladeğerlendirmemi sağladı. Müslüman olduğum dönemde hem işimi ve hem de aşkımı kaybettiğim için hayatım altüst olmuştu. Tasavvuf sayesinde yaşadıklarımı manevî bir bakış açısıyla düşündüm.

Bunca ziyaretleriniz ve İslam araştırmalarınızdan sonra Türkiye'nin İslam felsefesine vekültürüne katkısı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Tasavvuf ve İslam felsefesi Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihî kökleri ve baktığınız zaman bu muazzam bir şey ve nereden bakarsanız 700 yıllık bir tarihten bahsediyoruz. Çok sayıda düşünür, din büyükleri ve alimler İslamî düşünceye katkı sağlamış, bu nedenle inanılmaz zengin bir miras var. Maalesef bildiğimiz gibi Atatürk döneminde tasavvuf yasaklandı. Yine o dönemde, eğer toplu halde ibadet ediyorsanız polisler tarafından yakalanma endişesi vardı. Bu üzüntü verici ama anladığım kadarıyla bu değişiyor artık.

Birçok ünlü sanatçıyla sıkı bağlantılarınız vardı. İnancınız bu insanlar hakkındaki algınızı değiştirdi mi?

İnancım, yeni geliştirdiğim değerler sistemi eşyaya bakışımı değiştirdi, tabii eğlence dünyası da bundan nasibini aldı. İnsanları ise şimdi daha değişik bir gözle görüyorum ve farklı değerlendiriyorum. Bu dinin güzelliği. İnsana, yola koyulurken güç ve kuvvet veriyor. Müslümanlığı keşfetmek uzun bir yolculuk. Bir de üzülerek öğrendim ki ibadetlerini yerine getiren her Müslüman dürüst ve iyi insan olmayabiliyormuş. Onlar ibadet edip oruç tutmakla beraber ömürleri boyunca sahtekârlık yapıp yalan söyleyecekler. Bu durum beni hep şaşırtsa da kendi kendime demek ki onların imanı henüz oturaklaşmamış, diyorum.

Alman medyasındaki negatif yayın anlayışı kendi ülkenize bakışınızı değiştirdi mi?

Bazı güzel sebeplerden dolayı Londra'da yaşıyorum. Burada, insanlar beni olduğum gibi kabul ettiler. Londra'da hareketli, ilginç ve çok katılımlı bir İslami yaşantı hakim. Almanya'da ise konu İslam'a gelince artık çoktan aşılması gereken önyargıların olduğunu ve diyalog eksikliğini görüyorum.

Bir kadın olarak İslam size ne katıyor?

Bana en başta bir saygınlık veriyor, bir insan olarak saygı görüyorum, bir meta olarak görülmüyorum. Örnek olarak, Muslim TV ve Ebru TV kanallarında çalıştığım zaman herkes çok saygılıydı. Müslümanlar kadına daha çok değer veriyor ve hürmet ediyor işte, ben bunu gerçekten seviyorum.

İslam ve Batı ileriye dönük huzur içinde nasıl yaşayabilir?

Ben bu konuda iyimser yaklaşıyorum. Batı'da doğan Müslümanlar, iyi bir eğitim çevresine sahip olup, iyi olan işlerde çalışma hayatına atıldıkları zaman toplumda daha etkili olabilirler. Bu da marjinallikten uzak bir Müslüman toplum yapısıyla mümkün. Sadece kişisel deneyimlerinizle yanlışları izale edebilirsiniz. Bilgi sahibi olmadığınız bir konu hakkında duyduğunuz bir haber sizin fikrinizi değiştiriyor. Bence bulunduğunuz toplumla irtibatta kalmak olumsuz olaylara tepki göstermek kendi konfor bölgenizden çıkmak çok önemli. Ne yazık ki, şu anda Almanya'da bu sorunlar yaşanıyor.

Ramazan ayı ve oruç, hayatınızda nelere vesile oluyor?

Tahammül gücümü artırıyor diyebilirim. Muhatap olduğum herkese her durumda nazik, kibar ve anlayışlı olmaya gayret göstermemi sağlıyor, sadece yeme içmeyi kesmenin dışında dedikodu, gıybet ve kem sözleri de hayatımdan çıkarmamı sağlıyor ve beni fiziksel ve ruhsal manada saflaştırıp temizliyor diye düşünüyorum. Ramazan ayı boyunca her gün okuduğum Kur'an, vakit namazların yanında gece Londra'nın güneyinde gittiğim camide kıldığım teravih ve oruç ibadeti, rahmet ayından istifade etmeme olanak sağlıyor. Efendimiz'in buyurduğu gibi cennetin kapılarının ardına kadar açıldığı ve cehennem kapılarının kapandığı af ve mağfiret ayında yorgunluk ve zahmet gibi görünen ilk günler 30. güne geldiğinde zindelik, müjdelenmiş ve paklığa ermiş gibi bir hissiyata büründürüyor. Yalnız yaşayan bir Müslüman olarak bayram sevincini birlikte kutlayacak insanlar bulmakta zorlansam da 30 günün ardından hissettiğim sürur sonsuza kadar devam etsin istiyorum. Fıtrat ve Fıtr (Eidul Fıtr) kelimeleri arasındaki ilişkiyi çok seviyorum, gerçek bir öze dönüş ve arınma vesilesi bu ay ile irtibatlı diye düşünüyorum.

Kaynak: Zaman

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com