Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

Ana Sayfa Röportaj Metin Erksan'ın Filmleri Türkiyede Çığır Açtı

Metin Erksan'ın Filmleri Türkiyede Çığır Açtı

“SİNEMA KÜLTÜRDÜR” diyerek yola çıkan ve unutulmaz filmlere imza atan Rejisor Metin Erksan Hakkın rahmetine kavuştu.

Giriş Tarihi: 5 Ağustos 2012 Pazar 23:34
Metin Erksan'ın Filmleri Türkiyede Çığır Açtı

Ülkemizi uluslararası arenaya başarıyla taşıyan ilk sinemacı-yönetmen Metin Erksan’ı dostu, mesai arkadaşı (kendisi gibi yönetmen olan) Sosyolog-Yazar Ömer Faruk Mençikyılmaz ile konuştuk.

Eminim “Susuz Yaz, Sevmek Zamanı, Acı Hayat, Suçlular Aramızda, Feride, Şeytan, Kuyu, Yılanların Öcü, Yol Palas Cinayeti, Dokuz Dağın Efesi, Hicran Yarası, Gecelerin Ötesi, Şoför Nebahat, Kadın Hamlet” film adları hepimizin hafızasında derin izler bırakmıştır. İşte gün bu filmlerin yetim kaldığı gündür. Tarih, 4 Ağustos 2012 akşam saatleri. Ajanslar Türk Sinema tarihinde bir çınarın daha aramızdan ayrıldığı haberini düşmüştür. Ünlü yönetmen “böbrek yetmezliği” sebebiyle on gündür yatmakta olduğu İstanbul Bahçelievler Medical Park Hastanesi’nde 83 yaşında hayata gözlerini yumdu.

GÜZEL ELLERİNDEN BİR KEZ DAHA ÖPMEK İSTERDİM
Röportaj: Neslihan Sultan PALA

Neslihan Sultan PALA- Öncelikle size ve ülkemize başsağlığı dileyerek söyleşiye başlamak isterim. Biz bir üstadı kaybetmenin acısını yaşıyoruz ancak siz bunun yanısıra bir ağabeyinizi, bir arkadaşınızı ebediyete yolculamanın hüznü içindesiniz.

Ömer Faruk MENÇİKYILMAZ- Teşekkür ederim. Metin Erksan kendileri ile tanışmak onuruna da erdiğim Halit Refiğ, Ömer Lütfi Akad ve Atıf Yılmaz gibi bize nice unutulmaz filmler bırakarak gitti öte dünyaya. Gurur kaynağımız usta yönetmen Prof. Dr. Metin Erksan kendisini sevenlerinin de onun filmlerini izleyenlerin de yanında değil artık. Üzüntümüz büyüktür. Çok sevdiği Türk Ulusunun da Türk gençlerinin de başı sağ olsun.

Neslihan Sultan PALA- Bilenler üstadı ve filmlerini biliyor. Ancak biz yeni nesile Metin Erksan’ı sizin sözlerinizle tanıtmak istiyoruz. Metin Erksan kimdir?

Ömer Faruk MENÇİKYILMAZ- Elbette. 1929’da Çanakkale'de doğan Metin Erksan 11 Ekim 2009 günü yitirdiğimiz Halit Refiğ’le birlikte ülkemizdeki Ulusal Sinema kuramının ve uygulamalarının kurucusudur. Bugün Mimar Sinan Üniversitesi çatısı altına bulunan Türk Sinema Arşivi ile İletişim Fakültesinin kuruluşunda da O’nun katkıları büyüktür. Bu yüzden olsa gerek yıllar önce Mimar Sinan Üniversitesi’nce haklı olarak kendisine verilen ‘profesörlük’ ünvanı da O’na çok yakışmıştı.

Ancak daha detaylı olarak şunları aktarabilirim. Kendisinden de dinlediğim gibi Metin Erksan’ın Karaman kökenli ataları yüzyıllar önce Midilli’ye göçmüş. Midillili Barbaros Hayrettin Paşa'nın da uzaktan akrabası olduğunu söylemişti 1981'de. Ayrıca 1922-1995 yılları arasında yaşamış olan ağabeyi Çetin Karamanbey de 1944’te sinemaya atılan bir yönetmendi. Atalarının Karaman Beyliği dönemine kadar uzandığını bildiğinden Karamanbey soyadını aldığını Ankara’da bulunduğu sırada kendisinden dinlemiştim. Metin Erksan 1929’da Çanakkale’de doğmuş, Pertevniyal Lisesi'nden sonra 1952’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi bölümünü bitirdikten sonra sinema çalışmalarına başlamıştır. 1964 yılında Susuz Yaz adlı sinema filmi ile Berlin’de Altın Ayı ödülü alan Metin Erksan ayrıca Sevmek Zamanı, Acı Hayat, Suçlular Aramızda, Feride, Şeytan, Kuyu, Yılanların Öcü, Yol Palas Cinayeti, Dokuz Dağın Efesi, Hicran Yarası, Gecelerin Ötesi, Şoför Nebahat, Kadın Hamlet gibi Türk sinemasının unutulmaz filmlerini yönetmişti.

Karaman Beyliği’nden Midilli’ye uzanan göç yolu Özgün senaryosunu kendisinin yazmış olduğu Preveze Öncesi 1538 adlı dört bölümlük TV dizisi için İstanbul’da bir yıl kadar birlikte çalışmıştık. Ayrıca İbiş’in Rüyası dizisinde birlikte çalıştığım kız kardeşinin oğlu Mengü Yeğin usta bir kameramandı. Rahmeti Çetin Beyin kızı Tulip Karamanbey de sinema yönetmendir. 1980 sonunda Ankara’ya geldiğinde Preveze Öncesi 1538 dizisi için kendisine başrol oynaması için önerdiğim Süha Tuna ile Stad Otel’deki görüşmesinde onun da Midilli kökenli olduğunu öğrendiğinde ne kadar sevindiğini anlatamam.

PREVEZE ÖNCESİ 1538, O’nun için çok önem taşırdı. Özgün senaryosunu en az dört kere değiştirdiğini söyleyebilirim. Senaryosunu büyük, deri kaplı, çizgili beyaz bir deftere yazardı kurşun kalemle. Bu değişiklik bazı konuşmaların eklenmesi ile bazı leventlerin getirdiği bilgiler yanında Barbaros’un diğer kaptan arkadaşları ile değişik içerikli tartışmalara kalkıştığı anları kapsıyordu. Eğer İstanbul’a gittiğimde kendisi ile görüşebilseydim o dizinin senaryosunun bir kopyasını isteyecektim yeniden okumak için.

Neslihan Sultan PALA- Kendisiyle en son ne zaman görüşme fırsatınız olmuştu?

Ömer Faruk Mençikyılmaz- Onunla en son 2007, 2008 ve 2009’da konuşmuştuk. Onun ‘Ömerciğim’ deyişi kadar güzel bir deyiş olamazdı benim için. Son olarak Işık Üniversitesi’nde Sinema Dersleri verdiğini öğrenmiştim cep telefonuna ulaşamayınca 2010’da. Evinde yalnız olmadığında telefonunu ya evindeki bir arkadaşına ya da kendisi ile bir tez ya da bir dergi için konuşmaya gelenlere verirdi, arayanın kim olduğunu öğrenmek için. Anladığım kadarı ile birileri aradığında okuma gözlüğünü takıp da bakmayı sevmiyordu.

Haziran başında İstanbul’a gittiğimde ilk ve son en büyük ustam Metin Ağabeyimi de görmeyi istiyordum. Üç yıldan beri ulaşamadığım cep telefonu yüzünden bir türlü konuşamamıştık. Gerçekte O’nu hasta yatağında görmek gibi bir durumla karşılaşmak da beni uyuşturmuştu. Bir yılı aşkın bir süre birlikte sohbetlere daldığımız, puro tüttürdüğümüz o kendine güvenli Dev Usta’yı bir yatakta görmek, sanırm beni göz yaşlarına boğabilirdi. Benzeri durumu çok az yaşamış olsam da böylesi bir karşılaşmadan korktuğum için sora sora O’nun evini bulmak isteğim de kor bir ateş gibi söndü usul usul. Belki kendisine telefonla ulaştığımda ya da kapısına dayandığımda O da rahmetli Tarık BUĞRA Ağabeyim gibi, ‘Ömerciğim yataktayım. Zor kalkıyorum. Seni görmek isterdim. İyileşeyim bir. O zaman gelirsin. Üzülme, kırılma’ diye dertlenirdi sanırım. 1980’lerde en geç iki ayda bir olsa da 1990’larda yılda üç beş kez 2000’lerde ise ancak yılda bir kez konuşurduk. Rahmetli uuzn konuşmayı severdi. Güzel konuşurdu. Öyle bir anlatışı vardı ki O’nun dinlemek O’nun yanında imişcesine, çakılıp kalmak zorunda hissederdiniz kendisini. 1981 bir konuşmamız sırasında kendisine; bir ara oluşuveren sessizliğimiz anında annemle yaşıt olduğunu söylediğimde çok şaşırmış, ‘Bu da nerden çıktı Hazreti Ömer!’ deyivermişti. Benim yüzüm pancar gibi olurken O da o unutulmaz güzel kahkahalarından birini patlatmıştı.

Neslihan Sultan PALA- Bize onun sinema kariyerinden bahsedebilir misiniz? Ya da şöyle sorayım onun sinema yolculuğunun tanımlamada bize yol gösterebilir misiniz?

Ömer Faruk MENÇİKYILMAZ- İstanbul Üniversitesi’nde Sanat Tarihi okuyan Metin Erksan 1947'de İstanbul’da yayınlanan bazı gazetelere sinema tanıtımları ve eleştiriler yazarak sinema sanatına yönelmişti. Onun bu çabasında Ağabeyi Çetin Beyin katkılarının olduğu da unutulamaz. 1950'de henüz öğrenci iken Atlas Film için, Yusuf Ziya Ortaç'ın “Binnaz” adlı filmini senaryolaştırarak sinema çevresinde adını duyurmaya başlamıştı.

1952'de Sanat Tarihi Bölümü'nden mezun olan Erksan, aynı yıl Dünya gazetesinde film eleştirileri yazmaya başlamıştı. 1952'de senaryosunu Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun yazdığı “Karanlık Dünya: Aşık Veysel'in Hayatı” rejisörlüğünü üstlendiği ilk filmidir.

Neslihan Sultan PALA- Sizin yazılarınızda vurguladığınız üzere, “Metin Erksan yönetmen kelimesini pek sevmez, yaptığı işin karşılığının rejisörlük olduğunu vurgulardı”.  Bu ayrımı niçin yapardı?

Ona göre sinema sanatına damgasını vuran ya da bir teknisyen olmaktan öte işinde sanat kaygıları taşıyan kişi ‘rejisör’ olarak anılmalıdır. Ancak sinema kavramlarının Türkçeleştirilmesi de gerektiği için kendisi de ister istemez ‘yönetmen’ kelimesini de kullanırdı. Bir gün TRT’de bu işi üstlenen görevlilere ‘yönetmen’ denilebileceğini, oysa sinemada sinema filmi çeken kişilere de ‘rejisör’ denilmesi gerektiğini söylemişti. 1958’de Dünya Havacıları Türkiye'de 1959’da ise Büyük Menderes Vadisi adlı iki belgesel film ile ülkemizde bu konuda ilk eser veren rejisör olur.

Neslihan Sultan PALA- Türk sinemasının ilk uluslararası ödülü nasıl alındı?

Ömer Faruk MENÇİKYILMAZ- Tük Sinemasını tiyatro oyunları biçiminden kurtararak 7. Sanat biçimine kavuşturan Metin Erksan’dır. O Halit Refiğ, Atıf Yılmaz ve Ömer Lütfi Akad’la birlikte sinemamızın dört büyük ustasından biridir. Metin Erksan, 1964 Berlin Film Şenliği'nde Susuz Yaz adlı siyah beyaz filmi ile Altın Ayı Büyük Ödülü'nü, 1966’da Yılanların Öcü filmi ile Tunus’ta düzenlenen Kartaca Film Şenliğinde birincilik ödülünü almıştır. Ayrıca 1969’da görüntü yönetmenliğini en verimli yaşında yitirdiğimiz yeğeni Mengü Yeğin’in üstlendiği Kuyu filmi ile 1. Adana Film Şenliği'nde de birincilik ödülüne layık görülmüştü. Necati Cumalı'nın Susuz Yaz adlı öyküsünden uyarladığı filmi ile Metin Erksan 1964 yılında Türk Sinemasının ilk uluslararası yönetmeni olmaya hak kazanmıştı. Berlin’de kazanmış olduğu Altın Ayı ödülü o yıllarda dünya sineması için Oscar’dan sonra gelen en önemli ödüldür.

İlk ödülün hikayesine gelince şöyle ki; Türk Sineması özellikle 1940’lardan sonra büyük bir Devlet Sansürü altında inliyordu. Bu yüzden Metin Erksan Türkiye’de ilk gösterime İçişleri Bakanlığı’nın Sansür Heyeti’nin kırpmaları ile giren Susuz Yaz 1964’ün başında ‘sansürlenmemiş’ bir biçimde özgün kurgusu ile götürür Berlin’e. O günlerde neler yaşamış olduğunu kendi ağzından dinlemiş olduğum için bugün özellikle sinema filmi çekmek konusundaki bazı kolaylıkların sağlanmasında Metin Ersan’ın da payı olduğunu düşünüyorum.

METİN ERKSAN FİLMLERİ VE DÜŞÜNCELERİ İLE TÜRKİYE’DE ÇIĞIR AÇMIŞTIR

Neslihan Sultan PALA- Metin Erksan’ın sinemaya bakış açısı nasıldı?

Ömer Faruk MENÇİKYILMAZ- Metin Erksan ticaret için her şeyin tek çıkar yol olarak görüldüğü Yeşilçam Sineması’nın içine sürüklendiği bataktan kurtulması için Halit Refiğ ile birlikte toplum bilimsel yaklaşımları ve tarih bilinci içerikli düşünce özleri bakımından savundukları Ulusal Sinema anlayışının temsilcisi olarak Türk Sinemasının ilk iki ustasıdır. Bugün onların izinde yürümekte olan onlarca sinema yönetmenimiz ile ne kadar övünsek azdır.

Metin Erksan sinemayı bütün sanatların ve bütün bilimlerin bir bileşkesi olarak görürdü. Bu konuda yazmış olduğu Sinema Kültürdür adlı makalesi dünyada örneği bulunmayan içerikte bir düşünce ürünüdür bence. Ona göre “On dokuzuncu yılın sonunda doğan 7. Sanat sinemanın oluşmasında da bütün sanatlar vardır.”

Metin Erksan özgün senaryolardan yana olsa da Batı’da da olduğu gibi sinemanın edebiyattan da yararlanması gerektiğine inanırdı. Tek sorun senaryo yazarı ile senaryoya kafa yorması gereken yönetmenin çok seçici ve çok titiz olması gerekmektedir. Bu amaçla Metin Erksan özgün senaryolu filmlerinden başka kendisine göre önemli bulduğu Türk Edebiyatının bazı eserlerini de sinemaya aktarmaya yönelmiştir. Bu amaçla “Türkiye’de çığır açmıştır” da diyebiliriz onun için.

Neslihan Sultan PALA- O yalnızca bir film yönetmeni değil, usta bir televizyoncuydu. TRT için çektiği diziler hakkında neler söylemek istersiniz?

Ömer Faruk MENÇİKYILMAZ- 1975'te TRT Kurumu içine siyah beyaz olarak çektiği Sabahattin Ali'nin Hanende Melek, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Geçmiş Zaman Elbiseleri, Samet Ağaoğlu'nun Bir İntihar, Sait Faik Abasıyanık'ın Müthiş Bir Tren ve Kenan Hulusi Koray'ın Sazlık adlı filmleri Türk Sinema Arşivi için çok önemli örnek çalışmalardan sayılmalıdır. En büyük isteği A. Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Estitüsü ile araştırmalarına göre özgün senaryosunu yazmayı tasarladığı Fahrettin Paşa ile askerlerinin 1918’deki Medine Müdafaası konusundaki direnişini anlatmaktı. Ona göre eser sayısı az olsa bile Türk Edebiyatı kendisine eğilecekler için çok önemli bir sinema kaynağı idi. Ancak bu konuda yazılacak olan özgün uyarlamalarda her bir yönetmen de kendi yaratıcılığı ile sinema sanatını yükseltebilirdi.

YÜREĞİMİZ YANIYOR

Neslihan Sultan PALA- Metin Erksan’la çalışmak onunla yol arkadaşı olmak nasıl bir duyguydu sizin için?

Ömer Faruk MENÇİKYILMAZ- Metin Erksan ile 1980'de TRT Kurumuna sunduğu Preveze Öncesi 1538 adlı dört bölümlük TV Dizisinin yapımcılığını kabul ettikten sonra tanışmıştım ikinci kez. Çünkü kendisi ile 1973 Ekim ayı başında Türk Sinema Arşivi'nin Harbiye'deki ilk yönetim yerinde verdiği iki saatlik dersin sonunda tanışmıştım ilk olarak.

Metin Erksan ile çalışmak, Metin Erksan Kimdir ya da Türk Sineması neden gelişemedi, Halit Refiğ gönlümüzde anılarımızda yaşayacak, Çok gizli ya da hayda vira ile Türk Sineması kimin umurunda başlıklı yazılarımda ilgilenenler için bazı bilgiler vardır sanırım. Bu yazılarım milliyetblog’da yer almaktadır. Ayrıca onunla yıllar boyu çalışan sanatçıların dün itibarıyla yaptıkları açıklamalar dikkat çekicidir. Onların da vurguladığı gibi; “Yüreğimiz yanıyor”.

Onun ölümü ile birlikte Hülya Koçyiğit’in, ‘Duyduğumdan beri yüreğim yanıyor. Atıf Yılmaz, Halit Refiğ, Ömer Lüffi Akat ve şimdi de Metin Erksan. Ulusal sinemamızın temellerini kuran gerçek kahramanlar... Kendi yaşamlarından ödün vererek çok başarılı işleri imza attılar. Benim ilk öğretmenim aslında, yeteneğimi keşfeden kişi. Dediğim gibi yüreğim yanıyor’ sözleri Metin Erksan’ın önemini anlamamızı sağlayacak bir açıklamadır.

Ayrıca büyük sinema ustamız Metin Erksan için Fatma Girik’in, ‘Eyvah o da mı gitti? Türk sinemasına hayatını adayanlar bir bir gidiyor. Değeri bilindi mi bilmiyorum? Ama onlar sinemamızı çok sevdiler. Sinemaya hayatlarını adadılar. Eminin eski ve yeni jenarasyon oyuncular Atıf Yılmaz, Halit Refiğ, Ömer Lüffi Akat ve Metin Erksan'ı hiç unutmayacak, unutmamalıdırlar’ açıklaması da O’nun değerini anlatan özlü sözler olarak anılacaktır diye düşünüyorum.

Neslihan Sultan PALA- Son olarak okuyucularımıza Metin Erksan’ın anısı için neler söylemek istersiniz?

Ömer Faruk MENÇİKYILMAZ- Son olarak Işık Üniversitesi’nde Sinema Dersleri verdiğini öğrenmiştim cep telefonuna ulaşamayınca 2010’da. 1990’larda kendisine Mimar Sinan Üniversitesi’nce haklı olarak verilen profesörlük ünvanı ile Işık Üniversitesi’nde Türk Sinemasının bir ‘gurur kaynağı’ olarak ders vermesi büyük bir değerbilirlik örneği olmuştur. Kendisi kuruluşunda Prof. Dr. Sami Şekeroğlu ile birlikte büyük emeği geçen Türk Film Arşivi’nin düzenlediği kurslardan başka kurulan Sinema Televizyon Enstitüsü’nde de yıllarca hocalık yapmıştır. Ne yazık ki bugün O’nun sinema ve televizyon alanında çalışan eski öğrencileri O’na gerektiği gibi yaklaşmamışlardır, diyorum.

Artık ne desek boş. Bize düşen yeri geldiğinde O’nu anmak ve çalışmalarından kendimize göre güzel dersler çıkartmaya çalışmaktır. Çok sevdiği Türk Ulusunun da Türk gençlerinin de başı sağ olsun. Nur içinde uyu Metin Ağabeyim. O güzel ellerinden bir kez daha öpmek isterdim... Ne desem boş Metin Ağabeyim. Dualarım seninledir. Takdir-i İlahi böyle imiş...

Neslihan Sultan PALA- Bu acı gününüzü bizimle paylaştığınız ve bize Metin Erksan’ı farklı bir pencereden tanıttığınız için çok teşekkür ederiz.

Ömer Faruk MENÇİKYILMAZ- Ben teşekkür ederim.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Şanlıurfa organize sanayi müdürlüğü, yatırım için herşey hazır
Bu habere de bakabilirsiniz

Üzerinden iki tank geçen gazi Harran'lı çıktı

Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com