Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

Ana Sayfa Medya Hilvan'da 1979'da Başladı Ankara'da 2016'da son buldu

Hilvan'da 1979'da Başladı Ankara'da 2016'da son buldu

PKK'nın Hilvan'da başladığı eylemler Ankara'da son buldu

Giriş Tarihi: 17 Mart 2016 Perşembe 10:58
Hilvan'da 1979'da Başladı Ankara'da 2016'da son buldu

Yenişafak Gazetesi yazarı Ünal Aydın bugün Ankara'da ki saldırıyı kaleme aldı. İşte O yazı. ...

PKK, ilk silahlı eylemini 1979 yılında Şanlıurfa'nın Hilvan ilçesinde gerçekleştirdi. Cemil Bayık, PKK'nın Öcalan'dan sonra gelen 2. adamı olarak bu saldırının bizzat içindeydi. Hilvan'da PKK, CHP'li Paydaş Aşireti'nin yanında durarak, Süleymanlar Aşireti'ne saldırdı.
Hilvan saldırısının hemen ardından Siverek eylemi geldi. Bu kez Bucak aşireti hedef seçildi. AP Milletvekili Celal Bucak'a pusu kuruldu ancak Bucak yaralı kurtuldu.
O ana kadar “Apocular” olarak bilinen örgüt, bu 2 eylemden sonra PKK adını tüm Türkiye'ye duyurdu.
Bu eylemler, Kürtleri çok şaşırtmıştı. Süleymanlar Aşireti de, Bucak Aşireti de, asla dokunulmayacak, asla mücadele edilemeyecek, adeta devlet içinde devlet olan örgütlerdi. Ama Apocu gençler çıkmış, bu aşiretlere dokunmuştu.
Aynı dönemde PKK, bölgede ne kadar Kürt örgüt ve solcu örgüt varsa tasfiye etti. Suikastlerle, infazlarla, içinde ve dışındaki farklı tüm sesleri bastırdı.
12 Eylül darbesi ve ardından gelen Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi günleri PKK'ya hayalini bile kuramadığı bir fırsat, bir zemin verdi. Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran komutasında, sağcı, solcu, İslamcı herkes insanlık dışı işkenceden geçirildi.
TBMM'de, Diyarbakır Cezaevi Araştırma Komisyonu'nda tanık olarak dinlediğimiz, Çocuk Koğuşu'nda çok ağır işkencelerden geçen Abdürrahim Semavi şu çarpıcı anısını anlatmıştı: “Cezaevinden tahliye olunca babam, boynu yerde, 'dağa mı?' diye sordu. 'Hayır, okula' diye cevap verdim. Çok şaşırdı.”
PKK, Diyarbakır Cezaevi'nde, tam da ihtiyaç duyduğu mağduriyet ve “meşruiyet” hikayesini oluşturmuş oldu. Cezaevinden kaçanların ya da tahliye olanların önemli bir kısmının adresi artık doğrudan Kandil'di. Daha da kötüsü, Diyarbakır Cezaevi'nde yaşananlar, çok sayıda Kürt'ün de artık PKK'ya içten içe sempati duymasını sağlamıştı.
90'lı yılların hukuk dışı mücadele yöntemleri Kürtlerle PKK arasındaki mesafeyi daha da daralttı. Devlet var gücüyle şiddet uygularken, PKK'nın Kürtlere yönelik propagandasını ıskaladı ve yaptığı hatalarla PKK'ya daha fazla alan açtı. AK Parti Van eski Milletvekili Gülşen Orhan anlatmıştı: “Bahçesaray ilçesinin PKK'ya en küçük sempatisi dahi yoktu. Bir gün 2 terörist öldürüldü. Cesetleri gün boyunca ilçe merkezinde araçların arkasına bağlanmış şekilde caddenin bir ucundan diğer ucuna sürüklendi. Terörist de olsa ölüye yapılan bu muamele, Bahçesaray'ın duygularını alt üst etti.”
1999'da Öcalan yakalandıktan sonra örgüt, silahlı eylemlerle birlikte propagandaya ağırlık verdi. Seküler bir Kürt ulusalcılığı inşa etmeye yoğunlaştı; bu anlamda dünyanın tüm sol örgütlerinden ve elbette Avrupa'dan büyük destek aldı, sempati topladı.
AK Parti'nin 2002 sonrasında terörle mücadelenin yanına demokratikleşmeyi koyması, örgütün 1979'dan sonra karşılaştığı en büyük tehdit oldu. Kürtlerin yoğun şekilde AK Parti'ye oy vermesi, Recep Tayyip Erdoğan'ı samimi bulması ve güvenmesi örgütü ve onu kullanan çevreleri ciddi şekilde rahatsız etti. İçerde çetelere ve vesayete karşı verilen mücadele tamamlanınca, 2009 yılında Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi, 2013 yılında da Çözüm Süreci başlatıldı. Bir yandan da Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da hızlı bir imar ve inşa faaliyetine başlandı. Sadece yollar, köprüler, hastaneler, okullar, havalimanları değil, Kürtlerin gönülleri de yapıldı.
İşte tam bu anda, mesele artık çözülürken, silah sorgulanırken, Kürtler huzurun tadına varırken, PKK, yok olacağı korkusuyla, aklı, mantığı, stratejiyi tamamen bir kenara koyarak, en kanlı çatışma sürecini başlattı; daha doğrusu, bir varlık yokluk mücadelesinin içine girdi.
PKK'nın yok olacağı korkusunu elbette sadece PKK'lılar taşımıyordu. 1984'den itibaren Türkiye siyasetine doğrudan etki eden, iktidarları yıpratan, muhalefet partilerini iktidara taşıyan, iç ve dış politikaya eksen çizen PKK, bu işlevini kaybetmesin diye, Avrupa ülkeleri başta olmak üzere Türkiye'yi rakip gören bir çok ülkeden destek almaya başladı.
Sandıkta kazanamayacağını anlayan elitler, Geziciler, PKK'nın kardeş örgütü FETÖ'cüler, yıldızı sönmüş gazeteciler, AK Parti'yle meselesi olan medya, işadamları, tek iktidar imkanı darbeler olan CHP, akademisyenler ve daha nicesi aleni şekilde PKK'ya destek vermeye başladı.
Bugün, Cemil Bayık, FETÖ, Kılıçdaroğlu dahil herkes, ortak bir dille, kanlı saldırıların hemen ardından faturayı Recep Tayyip Erdoğan'a, AK Parti'ye kesmek istiyorlar.
Ankara'da otobüs durağında daha kan kurumadan, daha ceset parçaları toplanmadan, önce sosyal medyada, ardından CHP ve HDP açıklamalarında Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti itham edilmeye başlandı.
Sakın ola ki hedef Recep Tayyip Erdoğan ya da AK Parti sanılmasın. Hedef bal gibi Türkiye.
Teslim olursak, PKK kazanacak, Fetullah Gülen kazanacak, Esed, Rusya, ve daha nicesi kazanacak. Geziciler, sandığa, milli iradeye inanmayan faşistler kazanacak. Boyun eğmezsek, dik durursak, direnirsek Türkiye kazanacak.
Ankara'da patlayan bomba, PKK'nın 1979'da Hilvan'da başlattığı Kürtleri kandırma eylemlerinin de sonu oldu. Güçlü aşiretlere dokunduğu için sempati toplayan, devletin hatalarıyla tabanını güçlendiren PKK, Ankara'da otobüs bekleyen garibanı katlederek gerçek yüzünü bir kez daha en net şekilde gösterdi.
Bu aşamadan itibaren PKK'ya sempati duyan her Kürt, bu insanlık dışı cinayetlerin de ortağıdır.
HDP mi? O iş bitmiştir. En başta Kürtlerin nazarında bitmiştir.
İçeride ve dışarıda PKK aşıklarının ne dediklerinin ve diyeceklerinin zerre miskal değeri yok.
İnsan hakları, basın ve ifade özgürlüğü, demokrasi gibi kavramları sizden öğrenemeyeceğimizi artık çok iyi anladık. Çifte standardınız da yerin dibine batsın.
Milletin seçtiği bu Cumhurbaşkanı'nı ve bu iktidarı değiştirmek istiyorsanız, hiç merak etmeyin, 2019'da yine sandık var. Ama sandık dışı yollara başvuracaksanız, manşetlerinizle, twitlerinizle, bildirilerinizle, örgütlerinizle, partilerinizle, cübbelerinizle terörün arkasında duracaksanız, bunun hesabını vereceksiniz. Elinde silah olan teröristi su tabancası taşıyan çiçek çocuğu gibi gösterdiğinizde Batılı dostlarınız pek memnun kalabilir; ama milletin buna tahammülü yok.
Ben, bir milletvekili olarak, Selahattin Demirtaş'ın başta Yasin Börü cinayeti olmak üzere, işlediği suçlardan mahkemeye çıkıp hesap verdiğini görmek istiyorum. Dokunulmazlık dosyalarının Meclis'e gelmesini de sabırsızlıkla bekliyorum. Hiç merak etmeyin, o dosyalar önümüze gelecek

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com