Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

Ana Sayfa Medya Erdoğan, Müslüm Baba gibi damarcı

Erdoğan, Müslüm Baba gibi damarcı

Giriş Tarihi: 19 Eylül 2010 Pazar 11:28
Erdoğan, Müslüm Baba gibi damarcı

Köşesinde her topraktan haber veriyor. Yavuz Donat, referandum boyunca gittiği yerlerin oyunu yazdı, yanılmadı. Erdoğanın Evet oylarındaki etkisini yazan Donat, 28 Şubatı bir hafta önce bakın nerede öğrenmiş...

47 yıldır siyasetin nabzını Ankaradan tutuyor. Süleyman Demirel, sürgüne gönderileceğini, Erbakan 28 Şubatı ondan öğreniyor. Karış karış Türkiyeyi geziyor, köşesinde her topraktan haber veriyor. Yavuz Donat, referandum boyunca gittiği yerlerin oyunu yazdı, yanılmadı. O gördü ki evet oylarında en etkili olan Tayyip Erdoğanın seçmene damardan girmesi...

Yavuz Donatı Ankarada Sabah Gazetesinin en üst katında tüm Ankaraya hakim odasında ziyaret ettim. Gözüme ilk çarpan daktilosu oldu. Hala daktilo mu kullanıyorsunuz? diye sordum. Türkiyenin internet gitmemiş köşelerine gittiğini nasıl da unuttum! Arabada yazıyor, bir postaneden de yazısını gazeteye postalıyormuş öyle zamanlarda. Ve bir söz aldım. Aslında biraz da yüzsüzlük yaptım. O daktiloyu zamanı geldiğinde bana verecek. Öyle anılar anlattı ki Yavuz Donat, bu sayfa ne yazık ki hepsini yazmaya yetmedi. Ama en ilginci olduğunu düşündüklerimi sizlerle paylaştım.

- Size Ankaranın kara kutusu diyorlar, doğru mu?
1963 yılında gazeteciliğe başladığımda, İsmet İnönü başbakandı. Üniversite öğrencisiydim, Ulus Gazetesinde çalışıyordum. Ulus da CHPnin yayın organıydı. Yani İsmet Paşa ile iç içe bir gazete. Başbakanın evine de girerdim, makamında da otururdum. Pek çok şeye tanık oluyorsun. Yıllar içinde, devirler değişti, ihtilaller oldu, gazete kapandı, gazete açıldı. Yazıyorsunuz diyemeyeceğim, çünkü hangi birini yazacaksınız. Çoğu yazılmıyor, ya notlarda, ya da bir kısmı hafızanızda kalıyor. Zaman böyle akıp gidiyor. Bazen iki siyasetçi arasındaki gerilimi görüyorsun. Ama o ikisi de yazmayacağınıza güvenerek sizin yanınızda o kavgayı ediyor.

- Nasıl yazmadan duruyorsunuz?

Başbakan Turgut Özal Amerikada ameliyat oldu. Başbakanlığa Kaya Erdem vekalet etti. Kaya Erdemi ben Şeker Fabrikası müdürlüğünden, Maliyedeki yüksek bürokratlık döneminden, 1980 öncesinden bilirim. Kaya Bey ile Mecliste karşılaştım. Sohbet ettik, koluma girdi. Yukarıya Bakanlar Kurulu odasına doğru çıktık. Hayırdır dedim, Başbakan yok, ben de Başbakana vekalet ediyorum. Kısa bir Bakanlar Kurulu toplantısı yapacağız, sen de gel dedi. Efendim Bakanlar Kurulu devletin en mahrem makamlarından biri dedim. Yok yok, sen yabancı değilsin dedi. Ben de gittim oturdum.

- Sizden başka Bakanlar Kuruluna giren gazeteci var mı?
Yok, sanmıyorum. İki saat sonra dışarı çıktık, bütün medya dışarıda. Bir kısmı, Ağabey atladık mı?, bir kısmı, Ağabey ne oldu, anlatsana diyor. Tek kelime yazmadım, tek kelime de kimseye anlatmadım.

- Nasıl oluyor Bakanlar Kurulu toplantıları, espri yapılıyor mu?
Cavit Kavak esprili bir insandır. Bir emekli general vardı, Abdullah Tenekeci. Bunlar, Paşa uçak uçurabilir, uçuramaz diye takılıyorlar. Paşa dedi ki, Ya hepiniz cahilsiniz. Yavuz sen benim nasıl uçak kullandığımı gördün, anlat. Ben dedim ki, Paşa haklı, gerçekten tanığı oldum, bir Airbus ile Uzakdoğu seyahatindeydik. Sayın Abdullah Tenekeci beni kokpite davet etti. Orada ben gördüm uçak kullandığını. Halbuki uçak kullanmadı orada. Paşanın çok hoşuna gitti. Bakanlar Kurulunda tartışılan konulardan biri buydu, bir-iki de enflasyon konuşulmuştu işte.

- Modası geçmeyen gazeteci olmanın sırrı nedir?
Benim köşemde tekzip görmezsiniz bu bir. İkincisi herkes kötü ya da herkes iyi değil. Siyasi iktidarların ya da yöneticilerin doğru yapanları olduğu gibi yanlış yapanları da vardır. Her ikisini de yazarsınız. Yazarken de kırk türlü hesaba dönmezsiniz. Bir de size güvenenlere yalan söylemezsiniz.

TRİBÜNDEN 28 ŞUBATA

- Mesele güven vermek yani?
Bir gün maça gittim. Hava buz gibi soğuktu. 19 Mayıs Stadında Gençlerbirliği-Altay maçı vardı. Doğrudan şeref tribününe girdim. Oraya siyasetçiler geliyor, sohbet imkanı doğuyor. Gittim İlhan Cavcav, Ankara Valisi, bir-iki de siyasetçi var. Şeref tribünün yukarısından siyah paltolu, gözlüklü, kasketli biri el sallıyor. Ben tanımadım ama el salladım. Yanıma gel diye işaret edip, yanını gösterdi. Yok buraya oturacağım deyince, o yine Sen gel diye ısrar etti.

- Ama siz hala tanımadınız değil mi?
Yok tanımadım. Çok ısrar edince gittim. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkayaydı karşımda duran. Paşam hayırdır dedim. Altaylıymış, maçı izlemeye gelmiş. Paşam işler nasıl gidiyor? diye sordum. 28 Şubatta görürsün nasıl gittiğini dedi.

- Tarih ne bunu söylerken?
28 Şubattan bir hafta öncesi. Ne olacak 28 Şubatta dedim. Canına okuyacağız bunların, kıyameti koparacağız dedi. 28 Şubatta toplanacak MGKnın, Türkiye tarihinin en önemli MGKsı olacağını, Erbakanla kavgaları olduğunu söyledi. Maç bitti gazeteye geldim, Derya Sazakı aradım. Biz Milliyette manşeti çektik. Yani 28 Şubatı Türk medyası benden öğrenmiştir.

- Güven Erkayanın ismini verdiniz mi?
Hayır, hiç bahsetmedim, o benim kaynağımdı. O yaz, Güven Erkaya emekliye ayrılacaktı. Ben de Bodrumdaydım. Güven Paşanın da Bodrumda olduğunu öğrendim, görüştük. Evine gittim, masanın üzeri evrak dolu. Bir baktım 28 Şubat tutanakları. Konuşmalar, ne var ne yok hepsi çarşaf çarşaf önümde. Bu, Milliyet Gazetesinin yayıncılıkla tiraj aldığı olaydır.

- Kimse tepki vermedi mi?
Üç-dört gün sonra yazı dizisi devam ederken Başbakan Mesut Yılmaz aradı, Bu yazı dizisini kesin. Suç işliyorsun dedi. Ben de Suç işliyorsam savcılar var dedim. Sen galiba Başbakanla konuştuğunun farkında değilsin. Senin hakkında dava çoktan açılacaktı da seninle beraber komutan hakkında da açılması gerekiyordu dedi.

DOSTLUKLAR SIKINTILI DÖNEMLERDE BAŞLADI

- Tamam da, neden Güven Erkaya size veriyor bu belgeleri ya da Bakanlar Kuruluna neden siz alınıyorsunuz?
12 Eylülden sonra, Süleyman Demireli aradım, Bülent Eceviti aradım. Necmettin Erbakanı aradım, Alparslan Türkeşi aradım. Bir defa değil, defalarca aradım. Hapisteydiler, hapisten çıktılar yine aradım. Sizin için yapabileceğim bir şey var mı? diye sordum. Çok kişi bana bozuldu. Bunlardan bir köy, kasaba olmaz diyorlardı. Bir insan köy, kasaba olur diye aranmaz. Düşmez kalkmaz bir Allah. Zor durumda bir insanı arayıp, Efendim sizin için yapabileceğim bir şey var mı? diye sormak insanlık görevidir. Daha sonra o kişiler çıktılar, değişik devlet görevlerine geldiler. Dostluğumuz ilerleyerek devam etti. Yavuz Donatın Demirelle arası iyi diyorlar. İşte bu dostluklar, o sıkıntılı dönemlerde başladı.

- Peki, bugün Ergenekondan içeride yatanlarla aynı sıkıntılı dönemi paylaştınız mı?
Geçenlerde Doğu Perinçekten bir mektup geldi. Nereden kafasına takıldıysa bir-iki olay anlatıyor. O genç bir siyasetçi, miting yapıyorlar. Ben o yürüyüşü izliyorum. Gençlik anıları... Ben babası Sadık Perinçeki tanırım. Yine referandum öncesi gezilerimizden birinde Kemaliyeye gittik. Kemaliyenin Apçağa Köyü Doğu Perinçekin köyüdür. Sadık Perinçek Caddesi tabelasının resmini çektim. Bu resimleri bir zarfa koyup, Silivriye gönderdim. Köyünün sana selamı var, köyün seni özlemiş diye yazdım. Balbay benim canımdır ciğerimdir. Bir de gidenlerle Mehmet Haberala selam gönderdim. Bizde emeği var.

- Süleyman Demirel de Zincirbozana gönderileceğini sizden öğrendi, değil mi?
12 Eylül dönemi. O dönemin dört yıldızlı, orgeneraline sordum. Dedim ki, Siz bu parti başkanlarını sürgüne göndermeyi düşünüyor musunuz? O orgeneral, Birden sertleşti, Ne saçmalıyorsun? dedi. Ben de Allahaısmarladık dedim, kalktım. Bir dakika nereye kalkıyorsun diye tepki gösterdi. Aradan bir hafta geçti, geçmedi. Arayan o. Telefonda Kar eden şirket kapanacak diye bir şey söylüyor. Yanlış bir yeri aradınız herhalde, ben Yavuz Donat dedim. Geçen gün de saçma sapan konuştun. Hem soru soruyorsun, hem cevabını dinlemiyorsun. Kar eden şirket kapanacak diye tekrarladı. Demokrasiye dönüş kararı alınmış, partiler kurulmuş. Herkes akın akın Demirelin arkasından gidiyor. Kar eden şirket o. Paşaya dedim ki, Büyük hissedara bir şey olacak mı? Seyahate çıkacak dedi. Pasaport gerekir mi? diye sordum, Gerekmez dedi. Nereye gider dedim, Kendileri Çanakkale taraflarını sever diyerek telefonu pat diye kapattı. Demireli aradım, her şeyi anlattım.

- Herkes her şeyi nasıl sizden öğreniyor?
Ahmet Necdet Sezerin Cumhurbaşkanı olacağını yazdığımda kendisinin bile haberi yoktu. Sahada 90 dakika koşarsanız ayağınıza top gelir.

- Kılıçdaroğlunda bu iddiayı görüyor musunuz?
Kılıçdaroğlunun CHPye bir hareket getirdiği kesin. Partisi genel başkanın gerisinde. Şimdi şehirlinin biri köy yolunda yürüyor. Orada yaşlı bir köylü var. Şehirli, Amca ben falanca köye ne kadar zamanda giderim? diye soruyor. Amca sağır mısın ne kadar zamanda gidiyorum? diye tekrarlıyor. Adam ona ters ters bakıyor. Şehirli de yürümeye devam ediyor. 100 metre yürüdükten sonra köylü arkasından sesleniyor, Bey bey, bu yürüyüşle şu kadar zamanda gidersin! Kılıçdaroğlunun yürüyüşünü bir görelim.

- Kılıçdaroğlunun oy kullanamaması...Artık böyle mi hatırlanacak?
Bir liderin kariyerini tek olaya bağlamak mümkün değildir. Ama kariyerindeki önemli olaylardan biridir. Bu unutulmaz, zaman zaman başına kakılır. CHPnin kadro sorunu çektiğini düşünüyorum. Genel Başkan oyunu hangi sandıkta kullanacak, o sandığa en yakın mesafede hangi simitçi var, kebapçı, çorbacı var. Onları da bilecek. Siyaset biraz da şovdur. Oy kullandıktan sonra belki de simitçiye yürüyecek. Bunlar önceden planlanmalıdır.

ERDOĞANIN GÜCÜ, SÜKSESİ, POPÜLARİTESİ

- Ağrıdan yüzde 90ın üzerinde Evet çıkacak dediniz, çıktı. Menderesin doğduğu köyde Hayırı gördünüz. Oylar neye göre kullanılıyor?
25 Martta yazıyı yazdım. Eğer referanduma gidilirse Ağrıda çıkacak oylar yüzde 90ın üzerinde olur dedim. Aydının Çakırbeyli Köyü. Adnan Menderesin doğduğu köy. Bu seçim kampanyasını Tayyip Bey, Adnan Menderes sevgisi üzerine kurdu. Referandumdan bir gün önce şu yazıyı yazdım. Çakırbeyli Köyü hayır diyor. Benden çok gezen gazeteci yoktur. Çok kişiyi tanırım.

- Ağrı en fakir il, evet diyor. Menderesin köyünden hayır çıkıyor. Bunu neye bağladınız?
Tayyip Erdoğanın gücü, süksesi, popülaritesi AK Parti tüzel kişiliğinin kat kat ilerisinde bu birinci gerçek. Ağrılı şöyle düşündü. En yüksek oyu ben verirsem, Başbakan da beni kırmaz, bizim burada istihdam yaratır. Değişik duygular. En fakir illerden biri Erzurum. Ama evet çıktı. Çünkü 2011de Kış Olimpiyatları orada yapılacak. Başbakan 600 milyar lira göndermiş. Burayı seviyor. Bu, Erzurumun kaderini değiştirecek bir olaydır, öyleyse anayasaya evet. Hepsinin kendine göre hesabı var.

- Nedir Tayyip Erdoğanın sırrı?
Orhan Baba, İbo, Adnan Şenses, Müslüm Baba... Bunlar şarkı söylerken damardan giriyorsa, Tayyip Erdoğan da seçmene damardan giriyor.

- O damar nedir?
O damar çocukluğundan itibaren siyasetin içinde olması. Korkmaması, kokusundan rahatsız olmayıp sarılması, gerektiğinde tersleyip, gerektiğinde sarılması. Siyasetçi halkın içinde olduğu sürece kazanır.

- Şimdi başkanlık sistemi tartışılıyor. Siz bu tartışmanın hangi noktasındasınız. Olmalı mı?
Başkanlık sistemi tartışılmalı. O tartışmanın sonunda konsensus oluşursa olur. Turgut Özal da Süleyman Demirel de istedi başkanlık sistemini. İkisi de yararlarını anlattılar. Eğer bir sistem gerekiyorsa ülke için gerekiyor, kişiler için değil. Başkanlık sisteminde karar kılınırsa Çankayaya kim çıkarsa çıksın Türkiyenin yönü bellidir. Türkiye kendi yönünde yürür. Bugün itibariyla böyle bir ortam görmüyorum. Türkiyede oturmuş bir parlamenter sistem var. Çankayaya Tayyip Bey çıktı diyelim, yerine gelecek zayıf bir profil olur.

İKİ KEŞİF: EMİN ÇÖLAŞAN VE ERMAN TOROĞLU

Akşamda madalyonun tersi diye bir köşem vardı. Bir gün öğle saatlerinde genç biri geldi. Planlama Teşkilatında uzmanım dedi. Adın ne? dedim, Emin Çölaşan dedi. Bu planlamayı takunyalılar bastı dedi. Namaz kılanlar, seccade serenler... Turgut Özalın, Nevzat Yalçıntaşın adını verdi. Elinden yazı gelir mi? diye sordum. Bir hafta sonra iki yazıyla geldi. Gazetenin ikincisi sayfasına DPTde neler oluyor? başlığıyla koyduk. Öğle saatlerinde Emin, Yandım bittim diyerek odama girdi. Beni Nevzat Yalçıntaş çağırdı. Bu suçtur. Kovulmayı hak ettin ama genç bir insansın. Tekerrür etmesi halinde kovulacaksın demiş. Baskı altında olduğunu, ikinci kez yazının çıkmasını istemediğini söyledi. Şimdi o saatten sonra hangi yazıyı koyacağız, başka işimiz mi yok. Aynen bastık Eminin yazısını. Bu defa yazar köşesine, Bu yazıyı yazan, yazdığı konuda baskı altındadır, ismi çıkarsa işine son verilecektir, o yüzden isimsiz yayınlıyoruz yazdık. Ama yazının başlığı DPTde Neler Oluyor 2... O yazı çıktı. Emini kovdular. Ben Emini kovdurmasaydım, şu anda DPTden emekli Emin Efendi olurdu. Kovdurduk, Türkiyenin şöhretli yazarlarından biri oldu.

Tercümanda yöneticiyim. Bizim spor servisinden arkadaşlar geldiler. Bir ricamız var. Bu arkadaş bizde spor yazısı yazmak istiyor dediler. Anlar mı bu işten? dedim, anlayacağını söylediler.  Para, pul ve kadro veremem dedim. Kabul etti. Peki, kadro istemiyorsun, para istemiyorsun, sen bizim gazetenin adını mı kullanacaksın? diye sordum, ona şans vermemi istedi. Gir başla Erman Toroğlu dedim, iddiası olan adamı severim.

Akşam

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com