Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

Ana Sayfa Medya Batı’nın Yeni Paranoyası: İslamofobia

Batı’nın Yeni Paranoyası: İslamofobia

Türkiye Yazarlar Birliği Şanlıurfa Şubesinin “Rızvaniye Sohbetleri” “Batı’nın Yeni Paranoyası; İslamofobia” konuşuldu.

Giriş Tarihi: 23 Haziran 2014 Pazartesi 07:35
Batı’nın Yeni Paranoyası: İslamofobia


Moderatörlüğünü Şube sekreteri Eyyüp Azlal’ın yaptığı sohbete Konuşan TYB Merkez Yönetim kurulu Üyesi ve Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Salih Yılmaz; "Batı’nın Paranoyası olan İslamofobiya, Bizzatihi Washington Post ve Fox yayın gurubu tarafından bilinçli, planlı ve teşvikli bir propaganda aracı olarak kullanılmaktadır" dedi.

Moderatör Eyyüp Azlal, program öncesi Doç. Dr. Salih Yılmaz’ın kısa bir biyografisini okudu: “Konya’nın Ereğli İlçesinde doğan Salih Yılmaz, ilk ve ortaöğrenimini Ereğli’de tamamladı. 1998 yılında ise Gazi Eğitim Fakültesi Tarih bölümünü tamamladı. 2000 yılında Sakarya Üniversitesinden Master, 2006 tarihinde Ankara Dil-Tarih’ten doktora eğitimini bitirdi. 2009 yılında Muğla Üniversitesinde Yrd. Doç. Dr. olarak atandı. 2010 yılında doçent oldu. 2011 yılında ise Yıldırım Beyazıt Üniversitesine Doçent olarak atandı.  Halen bu görevini sürdürmektedir. İyi derecede İngilizce ve Rusça, Kazakça ve Karakalpakça bilmektedir. 7 adet kitabı ve birçok makale ve bildirisi bulunmaktadır. Orta Asya tarihi, Kafkasya-Rusya tarihi, Ermeni Meselesi, Avrupa Tarihi-Kimlik, Tarih Eğitimi, Tarih ve Toplum ana araştırma konularıdır.  Siyasi Anlamda başta Ak Parti olmak üzere diğer siyasi partilere danışmanlık yapmıştır. Siyaset Akademilerinde ve sivil toplum kuruluşlarında ders vermiştir. Rusya’da İslamofobia, belediyeler yasasının uygulamada halka katkıları vb. de çalışma alanları arasındadır.”  

İSLAMOFOBİA PARANOYASI

Doç. Dr. Salih Yılmaz konuşmasını şöyle sürdürdü.  “Orta çağda Katalog Kilisesinin şöyle bir tanımı vardı; İslamiyet Allah tarafından gönderilen bir din değildir. Bizim görev vermediğimiz bir papaz Mekke’ye giderek Hz. Muhammed’de Hristiyanlığı öğretti. Bunun adı da İslamiyet oldu diye halka anlatıyorlardı.  Sonra bu hikâye tutmadı. Daha sonra Endülüslerin Avrupa’ya gelmesiyle Hristiyanlar, Müslümanlar bizi kılıçtan geçirecek diye hikâyeler uydurmaya başladılar. Osmanlının Avrupa’ya gelişiyle Hristiyan papazların hikâyelerine bağlı olarak İslamiyete olan mesafeyi hep uzak tutmaya çalıştı.  Hatta bazı papazlar Osmanlı’nın Avrupa’ya hâkim olmasıyla yeni bir öneri getirerek toptan yeni keşfedilen Amerika’ya göç etmeyi bile önerdiler.  Fakat bu öneri Avrupalıların birçoğunun toprağa bağlı olması, feodalitenin hala etkisinin sürmesi gibi nedenlere bağlı olarak çok fazla ilgi görmedi.  Osmanlı, Avrupa’da 400 yıl kaldı.

Daha sonra İslamofobia bazı yeni kurgular oluştu. 11 Eylül saldırıları ve Londra metrosuna düzenlenen saldırı ile İslamofobia kurgusu yeni bir evrim geçirdi. Bu evrimin liderliğini ABD ve İSRAİL yapmıştır. Yapılan bu terör saldırılarını halka İslamiyetin bir sonucu olduğuna dair gösterimlerle anlattılar. Batı’da ve Amerika’da halk hiç tanımadığı İslama ve görmediği Müslümanlara karşı kin duygusuyla doldu. 50 yıl ya da 100 önce bunlar İslamiyet’ten korkmuyorlardı. Fakat artık korkmaları gerektiği her gün, her saat kendilerine hatırlatılmaya başlandı. Bu korkuyu anlatırken İslamiyetin kendisinden değil de bazı gurupların uygulamalarından örnekler vererek gerekçe oluşturdular. 1980-1990’lı yıllarda İslam toplumları ekonomik olarak zayıf idi. Ama sonraları İslam toplumları kendilerini eğitim, toplumsal yapı ve ekonomik olarak geliştirmeye başlayınca, Batı Dünyası için tehdit olarak algılanmaya başladılar. Bu tehdidi halkın zihinlerine yerleştirebilmek için de basın-medyayı etkin olarak kullandılar.

İslamofobia siyaseti dediğimiz yeni algı daha çok Amerika’da kurgulanmış ve tüm dünyaya servis edilmeye çalışılan bir politika olmuştur. İslamiyet Avrupa’da ve Amerika’da hızla yayıldığı için başta Hristiyan ve diğer gayr-i Müslüm toplulukları tehdit ediyor. Daha doğrusu öyle bir algı gerçekleşiyor. Bu sefer teorisyenler ne yapıyor. İkiz kuleleri vuruyorlar, vurduruyorlar. Bu sefer Amerika’dan tersine göç başlıyor. Bu politikanın önceden tasarlandığına dair teorisyenlerde güçlü bir algı vardır. Bu algı neden? Çünkü Batı dünyasına göre Müslümanlar, Amerika’da yönetime talip olacak ve onları oradan kovacak.

Günümüzde İslamofobia, Batı’da ve Amerika’da artık öyle bir tehdit algısı gibi sunulmaya başladı ki biri ben Müslümanım dediğinde onun işinden olmasına, öğrencilikten atılmasına kadar vardı. Avrupa’da ve Amerika’da toplum mühendisleri yeni bir algı oluşturdu. Batılı İslamofobik teorisyenlere göre İslamiyet durağan bir dindir. İslamiyet kadınları ikinci planda tutan onları sosyal hayat dışında tutan bir dindir.  Batı’da var olan özgürlükler, dini serbestlik zamanla yok olacak. Örneğin Belçika’da var olan eşcinsel evlilikler, evlilik dışı çocuklar bile İslama karşı bir silah olarak kullanılmaya başlanmıştır. Basında ve medya’da eğer İslam Avrupa’da ve Amerika’da bu hızla yayılmaya devam ederse tüm bu insanlar tehdit olarak görülecektir. Bu nedenle de herkes kendi tedbirini almalıdır anlayışı yaygınlaştırılmıştır. Bunu medya aracılığıyla halka yaydılar. Aslında İslama karşı 1920’li yıllardan itibaren Amerika’da halka işlenen bir anlayış mevcuttur. Bu anlayışı yerleştirebilmek için 1926-2014 yılları arasında 500’ün üzerinde film yapılmıştır. Zannedersem 1926’da çevrilen bir Hollywood filminde Arap bir erkeğin istediği kadını alabileceğine dair kurgu yapılmış, kadınlar olabildiğince sosyal yaşamdan uzak bir görüntü vermiştir. Buna benzer birçok film senaryosu ile Müslüman kişi ile teröristi aynı kefeye koyabilen bir nesil yetiştirmişlerdir. İslamofobia propagandasının baş aktörleri Washington Post ve Fox Medya olduğuna dair birçok görüş vardır.

Avrupa’da bu gün yasaların çoğu İslamofobia bahane edilerek dönüşüme uğramıştır. Başörtülü bir kadın işten çıkarılıyor. Sonra Mahkemeye gidiyor. Mahkeme ona sen ”bunu niçin taktın” diye sorduğunda eğer ki dini inancı için taktığını söylüyorsa maalesef isten çıkarılması haklı olarak görülüyor. Aynı soruya kültürel gelenekleri için taktığına dair cevap veriyorsa mahkemenin kararı değişebiliyor.

İslamofobianın hızla yayılması ile Müslümanlarda teşkilatlanarak kendilerini ve dinlerini anlatmaya yönelik çabalar göstermeye başlamıştır. İslamın barış dini olduğu, gelişmeye ve iletişime açık bir din olduğuna dair çalışmalar, konferanslar düzenlenmiş kitaplar basılmıştır. Aslında Batı’daki bu korku Müslümanların kendilerine çeki düzen vermeleri için bir fırsat olarak da gözükebilir. Bir korkunun oluşması tek başına olmaz. Bu korku oluşturulurken biz Müslümanlar da bu kötü niyetli insanlara malzeme verdik. Eğer onların kullanabilecekleri malzemeler olmasaydı bugün bu korku bu kadar hızla ilerleyemezdi. İslamofobia’nın yok olması için tüm İslam toplumları özellikle eğitime önem vermeli, İslamın anlatımına yönelik çalışmalar yapmalı, yapılan kişisel hatalardan ders çıkarmalıdır.

Doç. Dr. Salih YILMAZ’ın konuşmasının tamamlanmasından sonra soru ve katkı bölümünde yazarlar çeşitli sorular sordu. Program sonunda Türkiye Yazarlar Birliği Şanlıurfa Şubesi üyeleri Doç. Dr. Salih Yılmaz ile beraber hatıra fotoğrafı çektiler. 

Cuma Sohbetlerine Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Ahmet Kaytan, Atılım Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Korhan Levent Ertürk,  TYB Yönetim kurulu üyeleri Seyyid Ahmet Kaya, Yrd. Doç. Dr. Mahmut Kaya, Mehmet Akbaş, Gül San, Muharrem Çelik, Vehbi Uzundağ, Tahir Coşandal, Şahban Kılıç, Dr. Azmi Dalyan, Bilal İkizaslan, ve diğer misafirler katıldılar.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com