Şanlıurfa özel şanmed hastanesi, şanmed hastane

Ana Sayfa Yaşam Ahiret kardeşliği paydasında bir gelin kaynana ilişkisi

Ahiret kardeşliği paydasında bir gelin kaynana ilişkisi

Yeni Şafak Yazarı Leyla İpekçi "Kaynana: Kaynak Ana" başlıklı yazısında kişiye özel cennet şeklinde tanımladığı anneleri/kaynanaları yazdı.

Giriş Tarihi: 4 Ekim 2015 Pazar 11:36
Ahiret kardeşliği paydasında bir gelin kaynana ilişkisi

Bir kaç yıl önce Hac ibadetini beraber yerine getirdiklerini ifade eden İpekçi, bu ibadetin aileyle birlikte yerine gitirilmesinin önemini farkettiğini bir anne evlat ilişkisinin yanısıra ahiret kardeşliği paydasınından meydana getirdiği huzurdan bahsetti.

İşte Leyla İpekçi'nin o yazısı

Kaynana: Kaynak Ana

Her şeyden uzakta, o güvenli, o huzur dolu yerde olmak vardı... Böyle dersiniz işte bir an gelir... Böyle zor zamanlarda, dışarıda zalimler, hainler, üçkağıtçılar, iki yüzlüler vs cirit atarken... İçeride olmak, en mahrem, en saklı yerde huzur bulmak gibi bir ihtiyaç kuşatıverir insanı.

İçinizdeki o fıtri bilgi, o cennet arzusu dışa vuruyordur belki de. Ne direnişten ne savaştan kaçabiliyor insan. Ne saldırganlıktan, fitne fesattan. Tartışmalar, polemik ve çatışmalar ile geçiyor ömür. Dışarıdaki kötülükten içeri kaçmak bir işe yaramıyor çoğu zaman. İçeride sürüyor çünkü asıl savaş.

Kutuplar arası savaşın en hası ailenin çekirdeğinde vukuu buluyor bazen de. Yaraları sarmak, kırık kalpleri onarmak ancak sevgi ile mümkün. Aile, sevginin tohumu olduğundan hiç değilse iyileştiriyor, toparlayıp ayağa kaldırıyor insanı. Yere serdiği kadar kıyam da ettiriyor.

Bazen öyle oluyor ki, örtülerin, yorganların altına girmek dahi fark etmiyor. Varlığın içi dışı bir imiş; bunu 'celal yüzünden' gösteriyor size. Kader üstünde kader var imiş, bazen bütün sığınaklarınızı kendi ellerinizle ateşe vermek farz oluyor. Aile dramları yürek yakıyor. Hepsi de ibret için bir vesile oysa.

Evet hayat sınavlarla dolu. İlkokuldayken bazen en sonlara kalırdım yazılılarda. Herkes kağıdını birer ikişer verir, tebessümle çıkardı sınıftan. Telaşa kapılırdım. Sanırdım ki benim dışımdaki herkes bütün soruları doğru cevapladı, kontrol etmeye dahi lüzum duymadan güvenle çıkıp gidiyorlar. Bense her şeyi birbirine karıştırırdım, elim ayağım dolanır, bildiklerimi de unuturdum.

Bu kabus hali işte bende de sığınma ihtiyacı uyandırırdı. Fakat evde kimse yoktu, ne anne baba, ne kardeş vs. Konuşacağım, kendimi anlatıp anlayacağım, dertleşeceğim birileri olmayınca... Yazmaya otururdum.

Yalnız çocuklar bilir, öyle bir an olur ki cezaya kalkmayı dahi istersiniz, yeter ki yanınızda sevdiğiniz birileri olsun. Ya da sizi sevenler olsun... Sorgusuzca. Karşılıksız.

Aile, evet... En kanlı günlerinizde en kolay sığınabileceğinizi fark ettiğiniz o korunaklı liman... İşte şimdi, bugünlerde, bereketli bir aile ağacının dibindeyim ben de. Her şeyden uzakta, örtülerin altında, ılıman koynunda bir annenin. Onun cennetindeyim.

Kocamın annesi, benim geçici annelerim içinde en uzun soluklu annem oldu. Şu ömrümde anne diye seslenmenin nasip olduğu yegane anne. Kendiminkini çok ufak yaşta yitirdiğimden ne sesini hatırlıyorum ne kokusunu. Birkaç acıklı son dakika anıları dışında...

Kayınvalidem ise bütün üvey analarımın ve dahi yeryüzündeki tüm anaların toplamı oldu benim için. Toprak ana.

Burada, hicret ettiği şehirden ana yurduna sıla-i rahim ederken eşim... onun kırk yıllık evinde... Her zamanki gibi anılarla birlikte üst üste yığılırken eşyalar... Yine özlem doldu içim. Eşimin gençlik yıllarından kalma ansiklopedilerini, otuz yıl önce çıkan şiir dergilerini, bebekken oynadığı bir arabayı evin en loş köşelerinden bulup çıkarmak ne müthiş bir devamlılık.

Hele vaktiyle Avrupa'dan getirilmiş kocaman bir oyuncak ayı ile aynı odada uyumak çok ısıttı içimi. O oyuncak ayı ki bir ailenin farklı kuşaklarda onlarca çocuğuna oyuncak olmayı başardıktan sonra, elan ana ocağında, emekli günlerinin tadını çıkaran kadim bir dost gibi.

Eşimin çoktan attığı, unutup gittiği pek çok kitabın, defterin, mektubun, albümün ana evinde tozlu anılar gibi canlılığını koruduğuna tanık olmak... Dahası, bir vakitler bu bize küçük geliyor, şunu artık kullanamıyoruz diyerek kayınvalideme dağıtsın diye verdiğim kimi giysilerin on beş yıl sonra ilk günkü heyecanıyla bizi beklediğini görmek içimi sıcacık yapıverdi.

Bambaşka bir dünyanın eşiğinden dönüp ilk kez görüyormuşsun gibi kavuşunca terk ettiğin bir eşyaya... Kendine dair bir keşifte bulunuyorsun. Yitirdiğin bir gerçek, başka bir bilgide gelip buluvermiş oluyor seni.

Dünya o günlerden beri defalarca değişmiş, dönmüş durmuş, başka türlü dönmeye başlamış... Kainat defalarca yıkılmış yapılmış. Ve orada bir yerlerde bir anne evlatlarının yolunu gözlerken o sandık odasında o eşya ile konuşmuş, hatırlamış, avunmuş, bağlanmış... Bazılarını dağıtmış, ihtiyacı olana vermiş ve işi bitince yine kendisine iade edilmiş...

Ana evi: Her şeyin aslına döndüğü tevhid mahalli. Rahim.

Gelenlere gidenlere, geçen ve kalanlara hep bu evden şahitlik etmiş anne. Yıllar önce kaybettiği kocasını hemen her gece rüyasında görerek özlem giderirken... Aileye yeni katılan çocuklar, torunlar, gelin ve damatlara nasihat ederken... Alınganlıklarını, sıkıntılarını, hastalıklarını içine akıtmış. Aramayanları aramış, sevmeyenleri sevmiş, unutanları hatırlamış, düşünmeyenleri hep düşünmüş anne. İçindeki ve dışındaki o sandık odası her geçen gün genişlemiş.

Yine o çekmecelerin önünde şimdi. Elini bir daldıran kepçeyle balık avlamış gibi, hazineye ulaşabiliyor. Eski işlemeli örtüler, memleketin ve dünyanın çeşitli yerlerinden gelen kumaşlar, biblolar, bizzat kayınvalidemin ilkokulda bir derste işediği mendil, el yapımı seramik tabaklar, bizler tarafından alınmayı bekleyen eşarp, tesbih, çoktan antika olmuş saat, yastık kılıfı, terlik, yüzük, boyunbağı, seccade, yün patik, pamuklu pike, şapka...

Anne evi: Köklerin tüm maneviyatı, o çekmecede.

Anne evi. Geniş zamanlı bir çarşı. Kuşaklar boyu canlı bir arşiv. Kesintisiz dua. Her daim yatıştıran bir masal. Uyumadan önce mırıldanılan bir ninni...

Anne evi; saklı cennetin ta kendisi. Kişiye özel. Anne ya da kaynana: Sayısız koluyla kavrayan bir kaynak ana.

Birkaç yıl önce birlikte Hacca gitmek nasip olmuştu. O vakit hac ibadetini aileyle birlikte yerine getirmenin önemini anlamıştım. Sizi kan bağınız olsun olmasın aile kılıyordu bu ibadet. Herkes kardeş oluyordu çünkü. Birbirine hiç bilmediğin yönlerinden bağlanıyordun. Ve ahiret kardeşliği paydasında bir gelin kaynana ilişkisi en güzel yüzünü açıyordu ailenin birbirini seven fertlerine.

Anasız bir çocuk ve çocuksuz bir ana da olsam... Burada, onun dizi dibinde, bütün fırtınaların dindiği bu süt limanında... Yapıldığı, yoğrulduğu, düşeceği ve gömüleceği toprağının özlemiyle olgunlaşan hem anayım hem evlat.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık
Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir, hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. © Copyright 2015 Balikligol.com